Hapsedilen Tartışmalardan Şehir Gerçeğine Dönüş
Kadıköy uzun zamandır İstanbul’un kimlik tartışmalarının projeksiyon perdesi haline getirildi.Bu gerilim hattı içinde Kadıköy, kendi doğal toplumsal çeşitliliğinden ziyade, üzerine yüklenen sembollerle anılır hale getirildi.
Bugün Rıhtım Meydanı’nda başlayan cami inşası bu açıdan yalnızca bir yapı faaliyeti değildir. Bu, aynı zamanda şehir hafızasında uzun süredir süren bir eksik tartışmanın da sahaya inmesidir. Çünkü mesele hiçbir zaman sadece “nerede cami olsun” meselesi olmadı; mesele, şehrin hangi kimliğinin görünür olacağı, hangisinin geri plana itileceği tartışmasıydı.
Kadıköy’e dönük kimlik kurguları zaman içinde dar bir çerçeveye sıkıştırıldı. Bir yanda tüketim ve gündelik hayat pratikleri üzerinden tanımlanan bir “özgürlük alanı” anlatısı, diğer yanda ise bu alanı sürekli bir kültürel gerilim başlığına indirgeyen yorumlar… Oysa şehir, bu iki uçtan da ibaret değil. Şehir, kendi doğal akışı içinde yaşayan, çalışan, inanan, üreten insanların toplamıdır.
Bu nedenle Rıhtım’da yükselen cami projesi, ideolojik bir “karşı hamle” olarak değil, daha çok şehrin normalleşme sürecinin bir parçası olarak okunmalıdır. Çünkü bir şehir, kendi inanç ve kültür izlerini görünür kılabildiği ölçüde gerçektir. Görünmeyeni yok sayarak kurulan her anlatı, bir süre sonra kendi içinde yapay bir gerilim üretir.
İstanbul’un tarihsel dokusu zaten böylesi bir çoğulluğun üzerine kuruludur. Bir semtin bir yönüyle kamusal yaşamın yoğunluğu, diğer yönüyle ibadet ve manevi alan ihtiyacı birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan unsurlardır. Rıhtım gibi günlük hareketliliğin en yüksek olduğu bir noktada cami inşası, bu açıdan bakıldığında sadece fiziki bir ihtiyaç değil, aynı zamanda şehrin kendi ritmini yeniden hatırlaması anlamına gelir.
Elbette bu tür projeler her zaman tartışma üretir. Şehir planlaması, yoğunluk, mimari uyum gibi konular teknik olarak değerlendirilebilir. Ancak tartışmanın bir noktadan sonra kimlik gerilimine dönüştürülmesi, meseleyi sağlıklı zeminden koparır. Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey, tam da bu kopuşu onarmaktır.
Kadıköy’ün üzerine yapıştırılmak istenen dar kalıplar, aslında semtin gerçek sosyal dokusunu yansıtmaz. Burası her zaman farklı yaşam biçimlerinin yan yana var olabildiği bir alan olmuştur. Dolayısıyla yeni bir ibadet yapısının eklenmesi, bir kimliğin diğerine üstünlüğü değil, şehrin kendi doğal çoğulluğunun yeniden teyit edilmesidir.
Bugün Rıhtım’da atılan adım, sadece bir inşaat başlangıcı değil; aynı zamanda İstanbul’un kendi kendine hatırlatma girişimidir: Bu şehir tek sesli değildir, tek renkli hiç değildir. Ve hiçbir semt, üzerine yüklenen dar kimlik tanımlarına hapsedilemeyecek kadar geniştir.
Sonuç olarak cami, burada bir “karşı duruş” değil; şehrin kendi bütünlüğünü yeniden kurma çabasının bir parçasıdır. Kadıköy, hapsedilmek istendiği tartışmalardan ancak gerçek yaşamın somut izleriyle, yani kendi doğal şehir gerçekliğiyle çıkabilir. Rıhtım’da yükselen yapı da tam olarak bu gerçeği görünür kılmaktadır.