Teşekkürler Bizim Çocuklar...
Milli Takımımız ABD'de gerçekleşen Dünya Kupası gurup elemelerinde Avustralya'nın ardından Paraguay karşısında da puan alamayarak turnuvaya veda etti.
İyi bir futbol seyircisi olarak şunu söyleyebilirim: Teknik Direktör Montella ve futbolcularımız ellerinden geleni yaptı.
Öncelikle şunu belirtelim; Milli takım oyuncularımız ellerinden geleni ortaya koydular. Teknik Direktör Montella'da, mevcut kadro ile en ideal 11'i sahaya sürdü ki, bu ideal kadro Milli Takımı Dünya kupasına taşıyan kadrodur.
Maçları neden kaybettiğimiz sorusunun birkaç nedeni vardı.
Aradaki km farkından dolayı oluşan "Jetlag" sorununu aşamadılar. Futbolcularımız jetlag yüzünden üzerlerinde oluşan fiziksel ve mental yorgunluğu tam olarak atamadılar. Maç yaptığımız her iki takım oyuncuları kapalı savunma yapan ve fizik gücü yüksek futbolculardan oluşuyordu. Milli takımımız Avrupa futbolu ekolünden gelen oyuncular. Boy ortalaması her iki rakip takımın boy ortalamasının altında ve rakip takımların ekolüne ve sistemine karşı yabancılık çektiler, savunmayı bir türlü çözemediler.
Avustralya milli takımıyla tarihimizde 2004 yılında iki kez hazırlık maçında karşı karşıya gelmişiz ve her iki maçtanda galip ayrılmışız.
Paraguay ile sadece bir kez karşılaşmışız. Dostluk maçında 0-0 berabere kalmışız.
Aradan on yıllar geçmiş. O maçta oynayan oyuncular artık yok. O takımların oyun sistemleride yok. Herşeyin süratle değiştiği dünya da, futbol sistemlerinde değişiyor. Hülasa; mevcut milli takım oyuncuları o maçların hiçbirini görmemiş, bazıları dünyada bile yoktu.
Öte yandan tüm dünyada futbol gelişiyor. Fizik gücü ve defansif oyun bu tip uzun soluklu turnuvalarda en çok tercih edilen stil ve rakip iki takımında oyun kurgusu tamamen buna münhasır.
Montella'yı, sahaya sürdüğü 11 üzerinden eleştirenler ya futbolu bilmiyor ya da samimi değiller.
Sorun çocukların oynamaması değil, oynayamamasından kaynaklanıyor. Oyun stiline yabancı ve kapalı iki takıma karşı oynadılar. Bu tür maçlarda şans denilen faktör çok önemli. Erken dakikalarda vurursunuz gol olur ve oyunun seyri değişir. Bu olmadı!
Malesef bunu karşı takım yaptı, biz yapamadık.
Her iki takımda teknik kapasite olarak bizden daha iyi değildi fakat futbolun kaderi denilen bir faktör var ve kader bu sefer milli takımımıza gülmedi.
Aslında meselenin hem sosyal hem de psikolojik tarafıda var.
Dünya kupasına gitmemiz kesinleştiği günden bu yana gerek futbol yorumcuları, gerekse sosyal medya üzerinden öyle bir psikolojik baskı uygulandı ki; Adeta bu kupayı mutlaka alacağız gibi saçma bir mobbinge maruz bırakıldılar.
İşin trajedik tarafı ise, o gün yere göğe sığdıramadıkları milli takım maçı kaybedince yerden yere vuruyorlar.
Yazıklar olsun!
Millilerimize ve milli takımı dünya kupası turnuvasına taşıyan Montella'ya en ağır hakaretler hatta küfürler edenlerin çoğu isimsiz hesaplar ve kuvvetle muhtemel Fetö elemanları. Geri kalanı ise gaza gelen futbol cahilleri!
Unutmayalım ki, bu futbolcular daha yıllarca milli takıma hizmet edecek olan bizim çocuklarımız. Kendi liglerinde Avrupa'yı sallayan futbolcular bunlar.
Bir Arda Güler'in, güncel değeri 125 milyon euro!
Allah aşkına bu ne büyük cehalet!
Bu çocukları küstürmeye, hakaret etmeye ne hakkınız var angutlar!
Çocuğunuz okulda başarısız olduğunda ona küfür mü ediyorsunuz?
-Canın sağolsun oğlum çalışır daha iyisini yaparsın mı diyorsunuz?
Son kelam: Sevgili milli takım oyuncularımız ve Teknik Direktör Montella hoca, bizi bu turnuvaya kadar getirdiğiniz için, kısa sürse bile bize bu heyecanı, en önemlisi dünya kupasına katılma gururunu yaşattığınız için size minnettarız...
Emeğinize, yüreğinize, ayağınıza sağlık. Daha iyisini başarabileceğinizden asla şüphe etmiyoruz.
Teşekkürler bizim çocuklar...
Teşekkürler Montella...