SURİYE GEZİMİZ 6
Şam'dan çıktık. Yeni güzergahımız Akdeniz sahilini izleyerek Tartus ve Lazkiye üzerinden sahil yolundan Türkiye'ye geçmekti. Türkiye'ye Hatay/Yayladağ kapısından girecektik. Böylece gidiş ve dönüş yolunu farklı kılarak daha geniş bir yelpazeyi görmüş olacaktık.
HAYALET ŞEHİR
Şam’ın o neşeli yasemin kokulu sokaklarından çıkıp, sahil şeridine doğru direksiyon kırdığımızda bizi karşılayan o manzara, adeta bir medeniyetin son bulduğu yer gibiydi. Şam’ın hemen yanı başındaki Doğu Guta, artık bir şehir değil, insanlık vicdanının enkazı haline gelmişti.
Şam’ın merkezindeki canlılığın ardından Guta’ya girdiğimizde zaman durdu. Burası, seyahatimizin en sarsıcı, en ağır durağıydı. 5-10 katlı binaların birer kağıt gibi ezildiği, koca bir şehrin silindiği o hayalet manzara, savaşın sadece binaları değil, ruhları da nasıl yok ettiğinin kanıtıydı.
Bu sırada aklıma Kur'andaki "Yahut evlerinin çatıları çöküp üzerine duvarları yıkılarak harap olmuş, ıssız bir kasabaya uğrayan kimsenin durumu gibi. Bu kişinin, “Allah, bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltecek?” demesi üzerine Allah onu yüzyıl ölü olarak tuttu, sonra diriltti..." (Bakara, 259) ayeti geldi. Kendimi Uzeyr Peygamberin şaşkınlığı içinde buldum... Ama ayetteki müjdeyi de hissettim. Bütün bunlardan sonra daha güzel günler gelecekti. Yıkım son değildi ve zaman akıyordu...
Afganistan Savaşı sırasında Afganistan'da, Körfez Savaşı sırasında körfez ülkelerinde ve Afrika'nın iç savaş yaşanan ülkelerinde görev yapıp bir çok acı ve yıkımı görmüş olmama rağmen böyle bir yıkıma ilk kez şahit oldum. Hüseyin hocayla ikimizin nutku tutuldu. İnsanlar nasıl böyle canavar olabilirlerdi? Hem de kendi soydaş, dindaş ve vatandaşlarına karşı. Guta Şehrinin bu halinin gelecek nesiller için ibret olması amacıyla korunması gerektiğini söyledik.
Guta’da Ne Oldu? (Tarihsel ve Siyasi Perde Arkası)
Guta, Şam’ın hemen yanı başında yer alması nedeniyle rejime karşı en büyük tehditlerden biri olarak görülüyordu. Bu yüzden Esed rejimi, burayı sadece askeri bir hedef olarak değil, ibretlik bir yıkım alanı olarak seçti. 100 kilometrekareye yayılan Doğu Guta'da 350 bin civarında insanın yaşadığı tahmin ediliyordu. Muhaliflerin elindeki diğer bölgelerden izole olan Doğu Guta, Suriye'de çatışmalar başladıktan sonra Suriye ordusunun kuşatması altına girdi. Bu tarihten itibaren Doğu Guta sıklıkla gıda kıtlığı yaşamaya başladı. Doğu Guta'yı kontrol eden örgütlerin karşısında Suriye hükümeti Başkanlık Muhafız Alayları ve ordunun elit birimleri Dördüncü Bölük ve Kaplan Kuvvetleri'ni konuşlandırdı. Rusya ve İran’dan destek aldı.
21 Ağustos 2013 yılında İnsanlık tarihinin en utanç verici sayfalarından biri burada yazıldı. Rejim güçleri, muhaliflerin kontrolündeki Doğu Guta’ya gece yarısı Sarin Gazı yüklü füzelerle saldırdı. İnsanlar uykularında, hiçbir dış yara almadan, sadece nefesleri kesilerek can verdi. Uluslararası raporlar ve tanıklıklar, bu saldırıda 1.400'ün üzerinde sivilin (çoğu çocuk ve kadın) katledildiğini belgeledi.
Kimyasal silah, rejimin "nihai çözüm" yöntemiydi. Bölge yıllarca abluka altında tutulmuş, açlıkla imtihan edilmişti. Ancak direniş kırılmayınca, en vahşi yöntem olan kimyasal saldırıyla bölge halkı tamamen teslim alınmak istendi.
Hüseyin Hoca ile yaptığımız analizde bu olayların bu şekilde sonuçlanmasının en önemli nedenin İran olduğuydu. Çünkü rejimin arkasında İran desteği olmasa bu kadar uzun süre ayakta kalamayacağı gibi katliamlar da yapamazdı. Üstelik Rusya’yı bölgeye gelme konusunda ikna eden de İran olmuştu. Kasım Süleyman başkanlığındaki heyet Rusya’yı ikna etmişti. Aslında İran’ın şu sıralar ABD ve İsrail saldırısı karşısında bulunduğu bir sırada onların günah defterini açmak istemesem de Suriye’ye yaptığım bu seyahatteki gözlemlerimi ve gerçekleri açıklamak zorunda hissediyorum. Burada şehit olan o masum insanların vebali bizim gibi araştırmacıların ve İlim adamlarının üzerinde. Onların hikayelerini yazmak zorundayız. Buna rağmen ABD ve İsrail saldırısı karşısında İran’ı savunuyoruz. Bir İslam medeniyetinin daha işgal edilmemesini burada yaşayan halkların perişan olmamasını arzuluyoruz. İran bizim ümmetin yaramaz çocuğu ve onunla ilgili sorunlarımız bizim meselemiz. Bir başkasının bizim çocuğumuzu dövmesini veya terbiye etmesini istemeyiz ve kabul etmeyiz.
İran Esed rejiminin ayakta kalması için tüm imkanlarını seferber etti. Hizbullah ve İran destekli milisler sahada çarpışırken, Rusya ise havadan Guta’yı bir "hayalet şehre" dönüştürecek o amansız bombardımanları gerçekleştirdi. 2018 yılına gelindiğinde, ağır bombardımanlar sonucu binaların neredeyse %90'ı hasar görmüş durumdaydı.
Şimdi yukarda anlattıklarımızın zamanı mı? değil mi? bu kısmı anlatmasam ya da bir kaç kelimeyle geçiştirsem mi diye çok düşündüm... Konjüktür uygun değil ve emperyalistlerin çıkarına hizmet eder mi diye tereddüt ettim. Ama sonra aklıma "kim bilgisini ketm ederse (gizlerse) kıyamet gününde ağzına ateşten bir gem vurulur" hadisi geldi ve ben de gördüklerimi, düşündüklerimi yazmaya karar verdim. İslam dünyasının konjüktürü hiç bir zaman bitmez ve hiç bir zaman her şeyi anlatacak doğru zaman gelmez.
Bir Medeniyetin Yok Edilişi
Gördüğümüz o döküntüler, sadece taştan ibaret değil; içinde binlerce insanın hayali, anısı ve geleceği olan evlerdi. Afganistan ve Körfez Savaşları tecrübemizle kıyasladığımız bu "zalimlik", bir devletin kendi halkına karşı ne kadar vahşileşebileceğinin en acı örneği olarak karşımızda duruyordu.
Hafızalardan silinmeyen bu katliamda, çoğu kadın ve çocuk binlerce sivil zehirli gazlardan etkilenerek hayatını kaybetti. Kimyasal saldırının ardından 5 yıl boyunca kuşatma altında kalan ve 2018'de ülkenin kuzeyindeki İdlib'de çadır kamplara sığınan siviller, 8 Aralık 2024'te Baas rejiminin devrilmesinin ardından, zorla terk ettikleri Doğu Guta'ya geri dönmeye başladılar.
Suriye İnsan Hakları raporuna göre, Esed rejimi, Suriye'de iç savaşın başlamasının ardından muhaliflerin kontrolündeki yerleşimlere 217 kez kimyasal silah saldırısı gerçekleştirdi.
Not: Şehrin durumunu havadan gösteren resmi dönemin internet haberlerinden aldım. Bizim böyle havadan çekecek bir imkanımız yoktu... Durumu daha iyi anlamak için koydum... Değişen bir şey yok... Şehir tıpkı bu durumda. Sadece yıkıntılar arasında hayatta tutunmaya çalışanlar var…