Dünya genelinde gelir ve servet dağılımı uçurumu tarihi seviyelere ulaştı. World Inequality Lab verilerine göre, dünyanın en zengin yüzde 10’u toplam servetin yaklaşık yüzde 75’ini kontrol ederken, en yoksul yüzde 50 yalnızca yüzde 2’lik pay alıyor. Aynı çalışmaya göre, yaklaşık yüzde 0,001’lik ultra zengin kesim, dünya nüfusunun yarısından üç kat fazla serveti elinde tutuyor. Bu veri, eşitsizliğin geldiği boyutu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Gelir dağılımındaki bozulmanın temelinde üretimden elde edilen payın değişimi yatıyor. Organisation for Economic Co-operation and Development ve International Labour Organization verilerine göre, 1980’lerden bu yana emeğin milli gelirden aldığı pay belirgin biçimde gerilerken, sermayenin payı artış gösterdi. ILO’nun küresel ücret raporları, birçok ülkede reel ücret artışının verimlilik artışının gerisinde kaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, üretilen değerin daha büyük kısmının sermayeye yöneldiğine işaret ediyor.
Eşitsizliğin en görünür boyutu ise servetin zirvede yoğunlaşması. Oxfam tarafından yayımlanan 2025 Küresel Eşitsizlik Raporu’na göre, milyarderlerin toplam serveti son yıllarda rekor seviyeye ulaştı ve artış hızı önceki yılların birkaç katına çıktı. Rapora göre, 2020 sonrası dönemde milyarder servetindeki artış yüzde 80’i aşarken, aynı süreçte geniş halk kesimlerinin gelir artışı sınırlı kaldı.
Dünya Bankası verileri, küresel eşitsizliğin bir diğer boyutunu ortaya koyuyor. Buna göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u hâlâ aşırı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yoksulluk oranlarında uzun vadede düşüş görülse de, gelir dağılımındaki adaletsizlik aynı hızda iyileşmiyor. Uzmanlar, bu durumu “büyüme var ama adil paylaşım yok” şeklinde özetliyor.
Uluslararası analizler, mevcut tablonun yapısal nedenlerine dikkat çekiyor. Oxfam ve International Labour Organization raporlarında öne çıkan başlıklar şöyle sıralanıyor: Küresel üretim zincirlerinde düşük ücret politikaları, sendikal örgütlenmenin zayıflaması, vergi sistemlerinde sermaye lehine düzenlemeler, kamusal hizmetlerin daralması. Bu unsurlar, emeğin pazarlık gücünü zayıflatırken, gelir dağılımındaki uçurumu derinleştiriyor.
International Monetary Fund ve Dünya Bankası analizleri, aşırı eşitsizliğin yalnızca ekonomik değil, toplumsal sonuçlar da doğurduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalara göre: Servetin dar bir kesimde toplanması sosyal hareketliliği azaltıyor, orta sınıfın daralması ekonomik kırılganlığı artırıyor, gelir uçurumu toplumsal gerilimi tetikliyor
Dünya, 1 Mayıs İşçi Bayramı’na girerken aynı tartışmayı yeniden gündemine alıyor: Üretimden doğan değer kimin elinde toplanıyor? Uluslararası veriler, emeğin küresel ekonomideki payının daraldığını; servetin ise giderek daha dar bir kesimde yoğunlaştığını gösteriyor.