Dava Yolunda İki Kardeş: Üzeyir ve Şule Yüksel Şenler (2)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Şule Yüksel Şenler

Mebrure Şenler-  Babam askerliği bittikten sonra İstanbul’a dönüyor. En çok Şule halamın, öteki halalarımın ve babaannemin hidayete ermesi için uğraşıyor. Şule halam okumuş değil; ama kalemi var; dergilere yazı gönderiyor. Babam sarılığa yakalanıyor. Doktor yaşama ihtimalinin az olduğunu söylüyor. Şule halam da babamı çok sevdiği için; “Ağabey son isteğin nedir” diye soruyor.  O da diyor ki: “Risale-i Nur derslerine gitmen.” Halam mini etekli, boyalı dudaklı, Fatih’te Zübeyr Ağabey’in hanımlar için açtığı dershaneye gidiyor. Orada da beyaz örtülü nineler, teyzeler var. Üzeyr’in kardeşi diye  “Hoş geldin” diyorlar; ama bir yandan bu haline şaşırıyorlar. Ve “Madem sen Üzeyir’in kardeşisin Risale-i Nur’u sen oku” diyorlar. O da başlıyor okumaya. Devam ediyor ve etkilenmeye başlıyor.

 Sonra babam çok şükür iyileşip hastaneden çıkıyor.  Halamın kolay kapanmayacağını biliyor babam; halama ve babaanneme Fransa’dan 3 tane örtü getirttiriyor. 

Halam bir gün Bursa’da iken değişik bir hal yaşıyor ve örtünmeye karar veriyor. Aileden ilk örtünen büyük görümce Şule. Sonra kayınvalide de örtünüyor. 

Fakat halam o örtüyü aynanın karşısında örtünce kendine bakıp “Köylü Fatma” diyor.  Bir türlü başörtüsünü klasik şekilde örtmeyi kendine yediremiyor.  Bunun üzerine meşhur Şulebaş’ı tasarlıyor ve örtünüyor. Babamın dergisi Seher Vakti’nde o örtünün kalıpları var. Babam devamlı ona Risale-i Nur’u okuyor, anlatıyor.  İlimle dolduğu bir gün babama diyor ki “Hizmete çıkalım”. O sırada babam bir kimya fabrikasında ortak. Fabrikayı bırakıyor; il il, ilçe ilçe, köy köy gezip tebliğde bulunuyorlar. Yeter ki hizmet olsun!  Bir yandan dergi yayınlıyorlar, bir yandan yazı, Huzur Sokağı kitabı (Babam- Bilal, Feyza-halam) çalışmaları devam ediyorlar. 

Başörtüsü yasağının yeni başladığı bir dönemde Şule halam Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde bir konferans veriyor. Talebelere başörtüsü yasağına karşı direnmelerini, taviz vermemelerini tavsiye ediyor. Anayasaya göre “Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.  Düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir”  diyerek onları mücadeleye davet eder. Onu dinleyenler arasında başörtülü olarak üniversiteden ilk atılan Hatice Babacan da vardı. Sözleri onun duruşunda büyük rol oynamıştır.

Bu konuşması üzerine ilk davayı dönemin Kemalist derneklerinden Türk Kadınlar Birliği açar. Fakat savcının kendisini de şok eden savunmasıyla davadan beraat eder.

1967’de ise Papa VI. Pol, Türkiye’ye gelmiş. Başındaki Zucchetto düşünce Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, eğilip almış. Bunun üzerine halam, Bugün Gazetesi’nde “Ağlayın ey Müslüman Kardeşlerim ağlayın” başlıklı, Cumhurbaşkanı’na ve dönemin Başbakanına,  Türk milletinin haysiyet ve şerefini haleldâr etmiş olmakla itham ettiği sert bir yazı yazıyor. Dönemin Başbakanı Demirel affediyor; ama Cumhurbaşkanı Sunay affetmiyor.  Askerler polisler arıyor halamı.  Halam da yollarda üşütüp zatürre olmuş. Babam iyileşmesi için çalışıyor. Hep kaçıyorlar; köylerde orada burada kalıyorlar; halk koruyor onları.  Sonra annemle evlenince; “En emin yer Bursa. Bursa’da hapis yatsın”  diyorlar ve halamı Bursa’ya teslim ediyorlar. 9 ay hapis yatıyor Bursa’da; anneannem, Güzide Hafız bakıyor ona.  Sonra Cumhurbaşkanı affediyor; ama o affı kabul etmiyor ve hapiste kalmaya devam ediyor.  

İşte böyle davaları yolunda mücadele eden iki kardeşti onlar. Rahmet olsun…