Yeni İttifakın Başkenti İstanbul
Tarih bazen sessiz ilerler. Büyük dönüşümler çoğu zaman yüksek sesle gelmez; küçük işaretlerle kendisini hissettirir.
Son günlerde bölge diplomasisinde yaşanan gelişmeler de böyle bir sürecin habercisi niteliği taşıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu 4’lü dışişleri bakanlarının dördüncü toplantısında Kahire'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile gerçekleştirdiği görüşme, Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında şekillenen yeni jeopolitik zeminin önemli halkalarından birini oluşturuyor.
Aynı saatlerde Türkiye ve Mısır hava kuvvetlerinin müşterek tatbikat icra etmesi, diplomatik yakınlaşmanın güvenlik alanına da taşındığını gösteriyor.
Libya sahasında yaşanan gelişmeler ise daha dikkat çekici bir mahiyet arz ediyor. Geçmişte Trablus yönetimi konusunda farklı pozisyonlarda bulunan Mısır'ın bugün daha farklı bir perspektif geliştirmesi, bölgesel gerçekliğin ideolojik ayrışmaların önüne geçtiğini ortaya koyuyor.
Aslında yaşananlar yeni bir harita üretmiyor. Tarih, uzun süre unutulmuş güzergâhlarını yeniden hatırlıyor.
İbn Haldun, devletlerin ve coğrafyaların belirli döngüler içerisinde hareket ettiğini anlatırken, hadiselerin arkasındaki sürekliliğe dikkat çeker. Ona göre tarih, kesintisiz bir akıştan ziyade, kendi içerisinde tekrar eden büyük dalgalar üretir.
Bugün Doğu Akdeniz'den Kızıldeniz'e, Kahire'den Riyad'a, İslamabad'dan Ankara'ya uzanan hatta yaşanan tam da budur.
Yaklaşık bir asır önce aynı medeniyet havzasının parçaları olan şehirler, farklı siyasi yapılara sahip olsalar da ortak güvenlik kaygıları etrafında yeniden yakınlaşmaktadır.
Burada önemli soru şudur:
Bu yeni jeopolitik hattın merkezi hangi şehirdir?
Kahire, Arap dünyasının kadim siyasal merkezlerinden birini temsil ediyor.
Riyad, ekonomik kapasitesiyle bölgesel denklemin en önemli aktörleri arasında yer alıyor.
İslamabad, İslam dünyasının stratejik ağırlık merkezlerinden biri olma özelliğini taşıyor.
Ankara ise güçlü devlet aklının ve diplomatik yön tayin etme kabiliyetinin merkezinde bulunuyor.
Ancak medeniyetler yalnızca başkentler üzerinden okunmaz. Tarihçi Fernand Braudel'in işaret ettiği gibi, coğrafyalar kadar hafıza da tarihin kurucu unsurları arasında yer alır.
İşte tam burada İstanbul öne çıkıyor.
Çünkü İstanbul yalnızca Türkiye'nin en stratejik şehri sıfatını taşımıyor. Aynı zamanda Balkanlar'dan Kuzey Afrika'ya, Kafkasya'dan Ortadoğu'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın müşterek hafızasını bünyesinde muhafaza ediyor.
Kahire'nin hafızasıyla İstanbul arasında asırlar boyunca kurulmuş güçlü bağlar bulunuyor.
Trablus'un hikâyesi İstanbul'dan bağımsız okunamıyor.
Şam'ın, Kudüs'ün, Saraybosna'nın ve Mekke'nin tarihleriyle İstanbul arasında derin bir medeniyet irtibatı yer alıyor.
Bugün Gazze'de yaşananlar karşısında oluşan ortak refleks, aslında ortak bir hafızanın yeniden uyanışını temsil ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" yaklaşımı da bu bakımdan yalnızca küresel sisteme yönelik bir itiraz anlamı taşımıyor. Aynı zamanda bölge ülkelerinin kendi kaderleri üzerinde yeniden söz sahibi olabileceklerine dair güçlü bir iradeyi ifade ediyor.
İsrail'in giderek genişleyen güvenlik doktrini, bölge ülkelerini yeni bir stratejik muhasebeye yöneltiyor.
Tehditler bazen yeni ittifaklar üretir.
Ortak hafıza ise bu ittifaklara ruh kazandırır.
Bugün şekillenmekte olan yeni jeopolitik zeminin ruhunu taşıyan şehir ise İstanbul'dur.
Çünkü bazı şehirler yalnızca bir ülkenin merkezi olarak yaşamaz.
Bazı şehirler, bir medeniyetin kalbi hâline gelir.
Ve kalpler, haritalardan çok daha uzun ömürlüdür.