MİT’in Operasyonu Yeni Dönemin Fotoğrafıdır

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Suriye’de rejimin devrilmesinin ardından ortaya çıkan yeni jeopolitik tablo, Türkiye’nin yıllardır sahada ödediği bedelin stratejik karşılığını görünür hâle getiriyor. Son olarak MİT’in Suriye istihbarat servisiyle koordineli şekilde gerçekleştirdiği operasyonda, aralarında Ankara Gar saldırısıyla bağlantılı bir ismin de bulunduğu 10 DEAŞ’lı teröristin yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi, yalnızca başarılı bir güvenlik operasyonu değildir. Bu gelişme aynı zamanda yeni Suriye denkleminde Türkiye’nin kurduğu etkin nüfuz alanının somut bir sonucudur.

Yıllarca Ankara’ya yönelik “Suriye politikası çöktü” propagandası yapıldı. Türkiye’nin desteklediği muhalif yapıların ayakta kalamayacağı, sınır ötesi hamlelerin Türkiye’yi yalnızlaştıracağı iddia edildi. Ancak bugün gelinen noktada sahadaki gerçeklik tam tersini söylüyor. Türkiye, yalnızca sınır güvenliğini tahkim etmiş bir ülke değil; aynı zamanda Suriye’nin yeniden yapılanma sürecinde güvenlikten ekonomiye kadar belirleyici aktörlerden biri hâline gelmiştir.

Esad rejiminin çöküşüyle birlikte Türkiye açısından iki kritik alan açıldı: güvenlik hinterlandı ve ekonomik hinterland. Birincisi, terörle mücadelede derinlik kazanılmasıdır. Eskiden Türkiye’nin sınır hattına kadar yaklaşabilen terör unsurları artık çok daha geniş bir coğrafyada takip edilebiliyor. MİT’in operasyon kapasitesinin Suriye sahasında bu derece etkin hâle gelmesi tesadüf değildir. Bu durum, Ankara’nın sahada kurduğu istihbarat ağının, yerel unsurlarla geliştirdiği koordinasyonun ve devlet kapasitesinin ürünüdür.

Özellikle DEAŞ gibi örgütlere karşı yürütülen mücadelede yeni Suriye yönetimiyle kurulan temaslar, Türkiye’nin elini ciddi şekilde güçlendirmiştir. Dün Türkiye’ye karşı kullanılan alanlar bugün Türkiye ile koordineli operasyonların yürütüldüğü bölgelere dönüşmektedir. Bu değişim yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi bir kazanımdır.

İkinci mesele ise ekonomik etkidir. Savaşın yıktığı Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Türkiye doğal merkez ülke konumuna yükselmiştir. Sınır ticaretindeki hareketlilik, lojistik hatların yeniden canlanması ve Türk şirketlerinin bölgede artan etkinliği bunun ilk işaretleridir. Gaziantep’ten Hatay’a, Kilis’ten Şanlıurfa’ya kadar uzanan ekonomik hat, artık yalnızca bir sınır ekonomisi değil; bölgesel entegrasyon koridoru niteliği taşımaktadır.

Türkiye’nin yıllardır savunduğu “istikrar olmadan güvenlik olmaz” yaklaşımı bugün sahada karşılık buluyor. Ankara, Suriye’de yalnızca askeri güç kullanmadı; aynı zamanda sosyal düzenin korunmasına, yerel yönetimlerin işler hâle gelmesine ve insani altyapının ayakta tutulmasına yatırım yaptı. Bu nedenle bugün oluşan yeni düzende Türkiye’ye duyulan güven, birçok dış aktörden daha yüksektir.

Elbette süreç tamamen sorunsuz değildir. Suriye hâlâ kırılgan bir coğrafya. Terör örgütleri tamamen tasfiye edilmiş değil. Bölgesel rekabet devam ediyor. Ancak büyük resme bakıldığında Türkiye’nin sahadaki stratejik pozisyonunu tahkim ettiği açıktır.

Bir dönem Türkiye’nin Suriye’de “bataklığa saplandığını” söyleyenler bugün ortaya çıkan tabloyu açıklamakta zorlanıyor. Çünkü gerçek şu: Türkiye, Suriye’de yalnızca oyun bozmadı; yeni oyunun kurucu aktörlerinden biri hâline geldi. MİT’in son operasyonu da bunun en net göstergelerinden biridir.