#NATOsummit: Dünyanın Gündemi Ankara

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Uluslararası siyaset, çoğu zaman şehirler üzerinden okunur.

20. yüzyılın büyük bir kısmında Washington, Moskova, Londra ve Brüksel; küresel kararların üretildiği başkentler olarak öne çıktı. Güç, belirli coğrafyalarda yoğunlaşıyor; diğer şehirler ise bu kararların muhatabı hâline geliyordu.

Bugün ise dikkat çekici bir kırılma yaşanıyor.

Dünyanın gözü Ankara'da.

36. NATO Liderler Zirvesi'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde Ankara'da düzenlenmesi, diplomatik takvimin sıradan bir organizasyonu olarak okunamaz. Bu zirve, Türkiye’nin uluslararası sistemde tahkim ettiği yeni jeopolitik konumun en görünür tezahürlerinden biridir.

Siyaset bilimci Samuel Huntington, uluslararası sistemin yalnızca güç dengeleriyle değil, medeniyet merkezleriyle de şekillendiğini söyler. Bugün yaşananlar, bu yaklaşımın yeni bir yorumunu ortaya koyuyor. Çünkü artık yalnızca askerî kapasitesi yüksek ülkeler değil; kriz çözebilen, konuşabilen ve aynı masa etrafında birbirine zıt aktörleri buluşturabilen ülkeler belirleyici hâle geliyor.

Türkiye son yıllarda tam da bu vasfıyla öne çıkıyor.

Bir tarafta Rusya ile diplomatik temaslarını sürdüren...

Diğer tarafta NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip bulunan...

Aynı zamanda Karadeniz'den Kafkasya'ya, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar geniş bir coğrafyada diplomatik ağırlık oluşturan bir Türkiye var.

İşte Ankara'yı farklı kılan da bu.

Bugün NATO'nun Ankara'da toplanmasının anlamı, yalnızca coğrafi bir tercih olarak açıklanamaz.

Mesele, toplantının nerede yapıldığı kadar, hangi ülkenin etrafında şekillendiğidir.

Türkiye uzun yıllar boyunca Batı güvenlik mimarisinin sınır hattı olarak tanımlandı.

Bugün ise güvenlik mimarisini şekillendiren ülkeler arasında yer alıyor.

Bu dönüşüm tesadüf değil.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun yıllardır yürüttüğü çok boyutlu dış politika anlayışı, Türkiye'yi yalnızca bölgesel gelişmeleri takip eden bir aktör konumundan çıkararak, bölgesel denklemleri etkileyen ve küresel masalarda ağırlık oluşturan bir ülkeye dönüştürdü.

Savunma sanayiinde ulaşılan yerlilik oranı, diplomatik hareket kabiliyeti ve kriz bölgelerinde üstlenilen arabuluculuk girişimleri bu dönüşümün en somut göstergeleri arasında yer alıyor.

Burada dikkat çekici olan nokta NATO'nun kendisi değildir.

Çünkü ittifaklar tarih boyunca kurulmuş, genişlemiş ve zaman zaman yön değiştirmiştir.

Asıl dikkat çekici olan, Türkiye'nin bu ittifak içerisindeki ağırlık merkezinin değişmesidir.

Carl Schmitt, siyaseti "dost ve düşmanı ayırt edebilme kudreti" üzerinden tarif eder. Günümüz uluslararası sistemi ise buna yeni bir boyut ekledi: Masayı kurabilenler, oyunun dilini de belirliyor.

Bugün Ankara tam olarak böyle bir fonksiyon üstleniyor.

Rusya-Ukrayna savaşında...

Gazze'de...

Suriye'de...

Karadeniz güvenliğinde...

Kafkasya'da…

Afrika’da…

Türkiye çoğu zaman aynı anda farklı taraflarla konuşabilen nadir ülkeler arasında yer alıyor.

Bu, yalnızca diplomatik başarı olarak okunmamalıdır.

Bu, devlet aklının uzun vadeli inşasının doğal sonucudur.

Gündem, Ankara'nın yeniden küresel diplomasinin merkez şehirlerinden biri hâline gelmesidir.

Çünkü bazı zirveler, katılımcılarıyla hatırlanır.

Bazıları ise düzenlendiği şehirle...

36. NATO Liderler Zirvesi, büyük ihtimalle ikinci grupta anılacaktır.

Ve tarih belki de şu cümleyi yazacaktır:

Bir dönem Türkiye, kurulan masalara davet edilen ülkeydi. Bugün ise masanın kurulduğu ülke olarak anılıyor.