Erdoğan'ın Pakistan buluşması

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile İstanbul'daki ortak basın toplantısında verdiği mesajlar ilk bakışta İsrail'e yönelik sert eleştiriler olarak görüldü. Ancak satır araları okunduğunda Ankara'nın yalnızca Gazze'yi değil, Orta Doğu'nun bundan sonraki güç dengesini konuştuğu anlaşılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Savaş bağımlısı mevcut İsrail hükümetinin coğrafyamızı yeniden barut ve kan kokusuna boğmasına fırsat vermemek gerekiyor" sözleri, son aylarda Türkiye'nin izlediği diplomatik çizginin en net özetlerinden biri oldu.
Çünkü Ankara'nın önceliği artık sadece Gazze'deki insani dramı gündemde tutmak değil.
Asıl hedef, İsrail'in çatışmayı Lübnan, Suriye ve hatta bölgenin tamamına yayabilecek yeni bir güvenlik krizine dönüştürmesini önlemek.
Türkiye'nin son dönemde yürüttüğü diplomasiye bakıldığında bunun tesadüf olmadığı görülüyor.
İran ile İsrail arasında yükselen gerilimde tansiyonun düşürülmesine yönelik temaslar...
Suriye konusunda yeni güvenlik arayışları...
Körfez ülkeleriyle normalleşme süreci...
Pakistan başta olmak üzere İslam dünyasıyla geliştirilen yakın diplomatik temaslar...
Bütün bu başlıklar aynı stratejinin parçaları.
Ankara, bölgesel krizlerin bölge ülkeleri tarafından yönetilmesi gerektiği tezini her platformda daha güçlü şekilde dile getiriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasındaki belki de en dikkat çekici cümlelerden biri de buydu.
"Bölge ülkelerinin iradesi ve katkısından güç almayan hiçbir çözüm kalıcı olamaz."
Bu ifade aslında yalnızca İsrail'e değil, Washington'a, Avrupa başkentlerine ve uluslararası diplomasiye de verilmiş bir mesaj niteliğinde.
Türkiye uzun süredir dış müdahalelerle şekillenen Orta Doğu denklemine karşı yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi öneriyor.
Pakistan'ın bu tabloda ayrı bir yeri bulunuyor.
Nükleer kapasitesi, güçlü ordusu ve İslam dünyasındaki etkisiyle Pakistan, Ankara'nın stratejik ortak olarak gördüğü ülkelerin başında geliyor.
Son yıllarda iki ülke arasında savunma sanayiinden istihbarat paylaşımına, enerji projelerinden ticarete kadar birçok alanda kurulan yakın ilişki artık klasik dostluk söyleminin ötesine geçmiş durumda.
Bugün hedeflenen 5 milyar dolarlık ticaret hacmi önemli.
Ancak asıl dikkat çeken başlık savunma sanayii.
Türk savunma sanayii ile Pakistan ordusu arasında yürütülen projeler, iki ülkenin güvenlik alanındaki stratejik ortaklığını her geçen gün daha ileri taşıyor.
Bu iş birliği yalnızca ekonomik değil, jeopolitik anlam da taşıyor.
Özellikle Hint-Pasifik'ten Orta Doğu'ya uzanan hatta yeni güvenlik dengeleri kurulurken Türkiye ile Pakistan'ın birbirini tamamlayan iki aktör olarak öne çıktığı görülüyor.
İstanbul'daki görüşmenin zamanlaması da dikkat çekici.
Gazze'deki savaş devam ediyor.
İsrail, Suriye ve Lübnan'daki askeri operasyonlarını sürdürüyor.
İran ile yaşanan gerilim tam anlamıyla sona ermiş değil.
Tam da böyle bir dönemde Ankara'nın İslam dünyasının önemli başkentlerinden biri olan İslamabad ile verdiği ortak görüntü, diplomatik açıdan güçlü bir sembol niteliği taşıyor.
Elbette Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirileri yeni değil.
Ancak son dönemde dikkat çeken nokta, Ankara'nın eleştirinin yanında alternatif bir diplomatik zemin de oluşturmaya çalışması.
Artık sadece "itiraz eden" değil, bölgesel çözüm öneren bir Türkiye profili öne çıkıyor.
Bu nedenle Erdoğan'ın açıklamalarını yalnızca sert siyasi söylemler olarak okumak eksik olur.
Verilen mesajın ikinci bölümü çok daha önemliydi.
Türkiye, Orta Doğu'da yeni bir güvenlik düzeni kurulacaksa bunun masa başında değil, bölge ülkelerinin ortak iradesiyle şekillenmesini istiyor.
Önümüzdeki süreçte Türkiye'nin Pakistan başta olmak üzere bölgesel ortaklarıyla kuracağı diplomatik ve stratejik iş birlikleri de Orta Doğu'nun geleceğini belirleyen temel unsurlardan biri olacak gibi görünüyor.