Modern Çağın Hastalığı ‘Hız’

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Modern çağda hayatımızın ne kadar hızlandığının farkında mıyız? Hep düşünürüm, insanlar geçmişte aylarca at üstünde yaptığı yolculukları bugün uçakla 2-3 saat içinde yapabiliyoruz. Yine eskiden haberleşmek için gittikleri mesafeleri düşünün. Bugün bunu yapabilmek saniyeler sürüyor.
Sabahları uyanır uyanmaz telefonla uyandığımızı, yatarken yine telefonla uyuduğumuzu düşünün. Henüz yataktan çıkmadan dünyada nerede ne olmuş, kim ne yapmış görebiliyoruz. Güne bu kadar hızlı başlayıp aynı hızla günü tamamlıyoruz. Bence günümüz dünyasının en bilinmeyen hastalığı da hayatımızdaki bu hız. Her şeyi çok hızlı yapmak, her yere bu kadar hızlı varabilmek, her bilgiye saniyeler içerisinde ulaşabilmek her ne kadar kolaylık olsa da işin diğer tarafında beynimizi uyuşturduğunu düşünüyorum.
Özellikle sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı düşündüğümde bu kanıya daha çok ısınıyorum. Yıllardır kaydırdığımız içerikleri bile artık yavaş bulduğumuz için kısa zaman önce gelen güncellemeyle çarpı 2 hızla izliyoruz. Gelen sesli mesajları yine çarpı 2 hızla dinliyoruz. Karşı tarafın anlattığı bir şeyi normal hızla duymaya veya bir içeriği normal bir hızla izlemeye tahammülümüz kalmadı.
Bir de izlediğimiz videonun ilk 3-4 saniyesi dikkat çekmiyorsa direkt kaydırıp başka bir videoya geçiyoruz. Artık insanlar dikkatini toplayıp 2-3 saat bir film izleyemiyorlar. Bunu bir vakit kaybı olarak görüyorlar. Maalesef insan beyni anlık dopaminlere çok alıştı. Hayatın içinde de bu hızla yaşayıp hayatın sıradan zevklerini kaçırdığımızı düşünüyorum.
Ben bunun önüne geçmek için otobüs yolculuklarına ayrı değer veriyorum. Eğer vakitle alakalı bir problemim yoksa otobüse binip büyük camdan yavaş yavaş geçen ağaçları izlemeyi çok seviyorum. Kendime ayırabileceğim bir vaktim oluyor ayrıca. Bu süre boyunca hayatı sorgulayıp kendimi dinleyebiliyorum.
Ayrıca ortada büyük bir çıkmaz var. Teknolojik gelişmelerin bize sunduğu en büyük avantaj tartışmasız zaman tasarrufuydu. Çamaşır, bulaşık gibi makineleri düşünün. Önceden saatler süren bu işleri yıllardan beridir makineler üstleniyor. Fatura ödemek için dışarı çıkmamıza gerek yok. Bu kadar zamandan tasarruf ettiğimizi düşünün. Normal şartlarda kafamızın çok daha rahat olması gerekmez miydi?
Bu boş zamanı maalesef teknoloji yine dolduruyor. Ben bu durumun farkında olduğumuzu düşünmüyorum. Sosyal mecralarda insanların giydiği kıyafetlere, özel hayatındaki tartışmalarına, bunun gibi çok daha absürt içeriklere maruz kalıyoruz. İlgimizi çekiyor mu? Evet. Ancak zamandan bu kadar tasarruf ettiğimizi düşündüğümüzde bu boş zamanı bu şekilde harcamak ne kadar doğru?
Tahammül duygumuz ise giderek kayboluyor. Artık insanlar trafikte yaşadığı saniyelik gecikmeler için bile büyük kavgalara girebiliyorlar. Marketlerde sıra beklerken, ATM'lerde para çekerken, karşımızdaki insanları dinlerken ne kadar aceleci olduğumuzu düşünün. Hayatımızın bu kadar hızlandığı zamanlarda maalesef öfkemiz de o kadar hızlanıyor.
Peki ne yapabiliriz? Hayatı biraz olsun sindirmeyi deneyebiliriz. Yediğimiz yemekten hızlı yediğimizde nasıl zevk alamıyorsak hayatı da o kadar hızlı yaşamak manevi bir hazımsızlığa yol açabilir. Yürürken yolun tadını çıkartmak, bir şarkıyı dinlerken sonunu getirmek, karşımızdaki insanı sonuna kadar dinlemek en büyük çözüm önerisidir.
Yaşadığımız hayat elbet bir gün son bulacak. Neden bu sona hızlı hızlı yetişmeye çalışıyoruz? Bazı şeylerin tadını çıkarmak bu kadar zor olmamalı. Yaşamımızı toplantıya geçer gibi değil de bir armağan gibi görürsek belki bazı şeylerin üstesinden gelebiliriz.