Filistin Nekbesi: Çalınan Bir Vatanın ve Bitmeyen Acının Hikâyesi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Her yıl 15 Mayıs’ta Filistin halkı, tarihinin en karanlık ve en acı günlerinden biri olan “Nekbe”yi anıyor. 1948 yılında yaşanan bu büyük felaket, yalnızca bir savaşın sonucu değil; bir halkın toprağından koparılması, şehirlerinin yok edilmesi ve yüz binlerce insanın mülteci hâline getirilmesiydi. O gün Filistin’de yalnızca evler yıkılmadı; hayatlar parçalandı, aileler dağıldı ve bir halkın hafızasına silinmeyecek bir yara kazındı. Aradan geçen on yıllara rağmen Nekbe’nin etkileri hâlâ sürüyor. Gazze’de devam eden yıkım, Batı Şeria’daki baskılar ve milyonlarca Filistinlinin süren mültecilik dramı, Filistinlilere göre Nekbe’nin aslında hiç bitmediğinin en açık göstergesi.

Nekbe’nin Temelleri: Balfour Deklarasyonu ve İngiliz Mandası

Filistin meselesinin modern anlamdaki başlangıcı, 1917 yılında İngiltere’nin yayımladığı “Balfour Deklarasyonu” ile oldu. Bu deklarasyon, Filistin topraklarında Yahudiler için “ulusal bir yurt” kurulmasını destekliyordu. Oysa o dönemde Filistin’de nüfusun büyük çoğunluğunu Arap Filistinliler oluşturuyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Filistin’in İngiliz mandası altına girmesiyle birlikte Yahudi göçü hız kazandı. İngiliz yönetimi siyasi, ekonomik ve askeri destek sağlarken Filistinliler topraklarını ve kimliklerini korumak için direnişe geçti. 1929’daki Burak Ayaklanması ve 1936-1939 yılları arasındaki Büyük Filistin İsyanı, Filistin halkının sömürge politikalarına ve artan yerleşim faaliyetlerine karşı verdiği en önemli mücadelelerden biri oldu.

Taksim (Bölünme) kararı: Büyük Felaketin Başlangıcı

29 Kasım 1947’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filistin’in Arap ve Yahudi devletleri arasında bölünmesini öngören 181 sayılı Taksim (Bölünme) Planı’nı kabul etti. Kudüs ise uluslararası yönetime bırakılacaktı. Filistinliler ve Arap ülkeleri bu kararı tarihi bir adaletsizlik olarak değerlendirdi. Çünkü nüfusun çoğunluğunu oluşturan Filistinlilere rağmen geniş topraklar Yahudi devletine bırakılmıştı. Kararın ardından bölgede çatışmalar hızla tırmandı ve Filistin, tarihin en büyük kitlesel göçlerinden birine sürüklendi.

İsrail’in Kuruluşu ve Toplu Katliamlar

14 Mayıs 1948’de İsrail devletinin kuruluşu ilan edildi. İngiliz mandasının sona ermesiyle birlikte savaş daha da büyüdü. Bu süreçte Haganah, Irgun ve Stern gibi Siyonist silahlı örgütler Filistin köy ve şehirlerine yönelik geniş çaplı saldırılar düzenledi. Çok sayıda sivil katledildi, yüzlerce yerleşim yeri boşaltıldı ve halk zorla göç ettirildi. Deir Yasin Katliamı, Filistin hafızasında korkunun ve kitlesel göçün sembollerinden biri hâline geldi. Bu saldırıların ardından binlerce aile ölüm korkusuyla evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Haritadan Silinen Köyler ve Mülteci Halk

Nekbe sonucunda 750 bin ila 950 bin arasında Filistinli yerinden edildi. 530’dan fazla Filistin köyü ve kasabası tamamen yok edildi ya da boşaltıldı. Savaşın ardından İsrail, tarihi Filistin topraklarının yaklaşık yüzde 78’ini kontrol altına aldı. Batı Şeria Ürdün yönetimine, Gazze Şeridi ise Mısır yönetimine bırakıldı. Evlerinden ayrılmak zorunda kalan Filistinliler yanlarına yalnızca birkaç eşya değil, evlerinin anahtarlarını ve tapularını da aldı. Bu nedenle “geri dönüş anahtarı”, bugün hâlâ Filistin halkının vatan özleminin en güçlü sembollerinden biri olarak görülüyor.

Gazze: Abluka, Savaş ve Bitmeyen İnsanlık Dramı

Aradan geçen onlarca yıla rağmen Gazze Şeridi, dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yaşamaya devam ediyor. İki milyondan fazla Filistinli, yıllardır abluka altında hayatta kalmaya çalışıyor. Bölgede yaşanan savaşlar; evleri, hastaneleri, okulları ve altyapıyı büyük ölçüde yok etti. Elektrik, temiz su, ilaç ve gıda sıkıntısı günlük yaşamın parçası hâline gelirken, binlerce çocuk savaşın gölgesinde büyüyor. Gazze’de insanlar her gün bombardıman korkusu, yoksulluk ve zorunlu göç tehdidiyle yaşam mücadelesi veriyor. Uluslararası kuruluşlar ise bölgedeki insani durumun “felaket boyutuna” ulaştığını belirtiyor.

Batı Şeria: İşgal, Yerleşim Politikaları ve Sürekli Baskı

Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te ise Filistinliler farklı bir baskı biçimiyle karşı karşıya. İsrail yerleşimlerinin genişlemesi, toprakların kamulaştırılması, askeri kontrol noktaları, baskınlar ve gözaltılar bölgede hayatı her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Filistin şehirleri sık sık askeri operasyonlara sahne olurken, halk sürekli bir belirsizlik ve güvenlik endişesi içinde yaşamını sürdürüyor. Filistinlilere göre bugün Gazze’de ve Batı Şeria’da yaşananlar, 1948’de başlayan Nekbe’nin devamından başka bir şey değil.

Nekbe: Geçmeyen Bir Yara

78 yıl geçmesine rağmen Nekbe, Filistin halkının kolektif hafızasında hâlâ canlılığını koruyor. Mülteci kamplarında büyüyen nesiller, kaybedilen köylerin isimlerini, yıkılan evlerin hikâyelerini ve geride bırakılan hayatları unutmuyor. Her 15 Mayıs’ta Filistinliler yalnızca geçmişi anmıyor; aynı zamanda dünyaya şu mesajı veriyor:

Bir halk sürgün edilebilir, evsiz bırakılabilir, ama vatanına olan bağlılığı asla yok edilemez. Çünkü Filistin için Nekbe, geçmişte kalmış bir tarih değil; hâlâ devam eden bir insanlık dramıdır.