Maskeler Sandığın Üzerine Düşüyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkiye siyaseti son yıllarda çok sert tartışmalara sahne oldu. Ancak seçmenin dikkatinden kaçmayan önemli bir gerçek var: Vatandaş artık sadece vaatlere değil, partilerin kriz anlarında nasıl davrandığına da bakıyor. CHP’de son dönemde yaşanan iç hesaplaşmalar, belediyelere ilişkin yolsuzluk iddiaları ve partililerin birbirleri hakkında yaptığı açıklamalar tam da bu nedenle kamuoyunda ciddi bir güven erozyonu oluşturuyor.

Özellikle Antalya ve Uşak’a ilişkin konuşulan son anketler, CHP açısından alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Çünkü seçmen bir şeyi çok net görüyor: CHP’nin en büyük problemi artık rakipleri değil, kendi içinden yükselen seslerdir. Dün aynı masada oturan isimlerin bugün birbirlerini suçlaması, itirafçı pozisyonuna düşmesi ve parti içindeki kirli ilişkileri kamuoyu önünde tartışması, muhalefetin yıllardır oluşturmaya çalıştığı “temiz siyaset” söylemini ağır şekilde zedeliyor.

Daha düne kadar “şeffaf belediyecilik” sloganları atanların bugün dosyalar, ifadeler ve iddialarla gündeme gelmesi elbette seçmenin hafızasında derin iz bırakıyor. Çünkü vatandaş şunu soruyor: Eğer birbirinizi bu kadar ağır suçluyorsanız, hanginize inanacağız?

CHP uzun süredir siyaseti algı yönetimi üzerinden kurmaya çalıştı. Sosyal medya kampanyalarıyla, sloganlarla ve hükümet karşıtlığı üzerinden oluşturulan atmosferle gerçek sorunların üzerini örtebileceğini düşündü. Ancak siyaset sadece vitrin işi değildir. Belediyelerde ortaya çıkan tablo, parti içindeki güç savaşları ve koltuk hesapları işin mutfağındaki gerçeği de açığa çıkarıyor.

Bugün CHP’de yaşanan kriz, aslında bir yönetim zihniyeti krizidir. Parti içinde ortak bir siyasi akıl değil, birbirini tasfiye etmeye çalışan klikler görüntüsü ortaya çıkıyor. Her skandalın ardından yeni bir iç kavga patlak veriyor. Bu tablo doğal olarak seçmene güven vermiyor.

AK Parti’nin yıllardır iktidarda kalmasının temel nedenlerinden biri de tam burada yatıyor. Vatandaş, kriz zamanlarında devlet yönetme kapasitesine bakıyor. Muhalefetin kendi belediyelerinde ortaya çıkan tartışmaları bile yönetemediği bir ortamda, ülke yönetimine ilişkin iddiaları toplumda karşılık bulmakta zorlanıyor.

Üstelik dikkat edilirse CHP içerisindeki tartışmalar artık ideolojik değil; doğrudan çıkar çatışmaları üzerinden yürüyor. Bu da parti tabanında ciddi bir moral bozukluğu oluşturuyor. Çünkü seçmen hizmet görmek istiyor, iç savaş değil.

Antalya ve Uşak örneği bu açıdan önemli. Yerel seçimlerin ardından oluşan “değişim rüzgârı” söylemi yerini kısa sürede hayal kırıklığına bırakmış görünüyor. CHP’nin kendi içinde yaşadığı savrulma, sahadaki desteği de doğrudan etkiliyor. Seçmen duygusal reflekslerle oy verebilir ama uzun süre kandırılamaz. Bir noktadan sonra ortaya çıkan tabloya bakar.

Siyasette en yıkıcı şey, rakibin eleştirisi değil, içeriden gelen itiraftır. Çünkü toplum, karşı tarafın suçlamasını siyasi rekabet olarak görebilir. Ancak aynı partinin mensupları birbirleri hakkında konuşmaya başladığında mesele başka bir boyuta taşınır.

Bugün CHP’de yaşanan tam olarak budur. Parti yönetimi ne kadar kriz iletişimi yaparsa yapsın, ortaya saçılan tablo seçmenin zihninde ciddi soru işaretleri oluşturmuştur. Anketlerdeki dalgalanmanın temel sebebi de budur.

Türk siyaseti yeni bir döneme giriyor. Bu dönemde sadece konuşan değil, güven veren kazanacak. Görünen o ki CHP’nin önündeki en büyük sorun artık iktidar değil, kendi gölgesidir.