Haritada da Zihinde de Bağımsızlık
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in müfredatta yaptığı “Adalar Denizi” düzenlemesi üzerinden koparılan tartışma, aslında Türkiye’nin son yıllarda verdiği zihinsel bağımsızlık mücadelesinin yeni bir cephesidir. Yunan basınının bu kadar sert tepki göstermesi bile atılan adımın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Yıllardır bize öğretilen birçok kavramın, farkında olmadan başka ülkelerin bakış açısıyla şekillendiğini görmezden geldik. Coğrafya yalnızca haritalardan ibaret değildir; aynı zamanda egemenlik dilidir. Bir bölgeyi hangi isimle andığınız, o bölgeye nasıl baktığınızı da gösterir. İşte tam da bu yüzden “Adalar Denizi” ifadesi sıradan bir terminoloji değişikliği değil, milli hafızanın yeniden inşasıdır.
Türkiye uzun yıllar boyunca eğitim politikalarında savunmada kalan bir ülke görüntüsü verdi. Kendi tarihini Batılı kaynaklardan öğrenen, kendi medeniyetini başkalarının kavramlarıyla anlatan bir anlayış hakimdi. Ancak son dönemde özellikle eğitim alanında daha özgüvenli bir yaklaşımın geliştiğini görüyoruz. Yusuf Tekin’in attığı adım da bu özgüvenin parçasıdır.
Dikkat edin; mesele sadece bir deniz ismi olmasına rağmen Yunan basınında büyük bir rahatsızlık oluştu. Çünkü onlar da biliyor ki kavramlar önemlidir. Dil, jeopolitiğin en sessiz ama en etkili alanlarından biridir. Bugün çocuklara hangi kavramı öğretirseniz, yarının siyasi hafızasını da ona göre şekillendirirsiniz.
Türkiye’nin kendi tezlerini, kendi terminolojisini eğitim sistemine taşıması neden birilerini rahatsız ediyor? Çünkü onlar yıllardır kendi bakış açılarının “evrensel doğru” olarak kabul edilmesine alışmış durumdalar. Türkiye artık buna itiraz ediyor. Kendi tarihini, coğrafyasını ve kültürel perspektifini merkeze alan yeni bir yaklaşım inşa ediyor.
Muhalefetin bir kısmının da her milli adımda olduğu gibi bu tartışmada refleks olarak dış basının yanında hizalanması ayrıca düşündürücüdür. Bir ülkenin eğitim müfredatı o ülkenin egemenlik alanıdır. Fransa kendi tarih anlatısını nasıl koruyorsa, Yunanistan kendi milli tezlerini çocuklarına nasıl öğretiyorsa, Türkiye’nin de aynı hakkı vardır.
Üstelik burada saldırgan bir söylem değil, yerli bir terminoloji tercihinden söz ediyoruz. Türkiye kimsenin toprağında gözü olan bir ülke değil. Ancak kendi haklarından, kendi tarihsel hafızasından ve kendi kavramlarından da vazgeçmeyeceğini gösteriyor.
Eğitim sadece bilgi aktarma işi değildir; aynı zamanda kimlik inşasıdır. Eğer siz çocuklarınıza kendi coğrafyanızı bile başkalarının tanımladığı şekilde öğretirseniz, zamanla zihinsel bağımsızlığınızı kaybedersiniz. Yusuf Tekin’in yaptığı tam da bu noktada önem kazanıyor. Bu adım, Türkiye’nin eğitimde daha milli, daha özgüvenli ve daha bağımsız bir çizgi arayışının sembollerinden biridir.
Bugün mesele “Adalar Denizi” ifadesi olabilir. Yarın başka bir kavram tartışılır. Ancak asıl mesele değişmeyecektir: Türkiye kendi kavramlarıyla mı konuşacak, yoksa başkalarının çizdiği zihinsel sınırlar içinde mi kalacak?
Anlaşılan o ki yeni dönemde Ankara, zihinsel egemenliğini de korumak istiyor.