Erdoğan’ın konuşmasında iki ayrı dünya

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MÜSİAD EXPO kapanışındaki konuşmasını televizyondan izlerken, aslında tek bir konuşmanın içine sığdırılmış iki ayrı dünya gördüm.

Bir tarafta yapay zekâ, üretim, ticaret ve ihracat…

Diğer tarafta savaşlar, Gazze, küresel adalet ve değişen güç dengeleri…

İlk bakışta birbirinden uzak başlıklar.

Oysa artık değil.

Çünkü ekonomi ile jeopolitik arasındaki mesafe giderek kapanıyor.

Teknoloji büyüyor, insan tartışması büyüyor

Erdoğan’ın yapay zekâ bölümünde yaptığı vurgu dikkat çekiciydi.

Yapay zekânın sağlıktan eğitime, ulaşımdan ekonomiye kadar hayatın her alanını dönüştürdüğünü söyledi.

Ancak teknolojik dönüşümün insanı geride bırakmaması gerektiğinin altını çizdi.

Şu cümlesi özellikle önemliydi:

 

“İnsanı insan yapan değerleri, aileyi, toplumu, milli ve manevi hasletlerimizi korumazsanız, iş ahlakınızı saf dışı bırakıp rekabeti ne pahasına olursa olsun galip gelmeyi merkeze koyarsanız, geliştirdiğiniz yazılım ve algoritmalar, tüm bu teknolojiler fayda değil, tam tersine zarar getirir...”

Bence tartışmanın özü burada.

Yapay zekâ ne kadar gelişecek?

Robotlar ne kadar çoğalacak?

Algoritmalar ne kadar karar verecek?

Bunların hepsi önemli.

Ama daha önemli bir soru var:

Teknoloji gelişirken insan ne olacak?

Erdoğan’ın Ahilik vurgusu da bu noktada anlam kazanıyor.

Hızlı üretim kadar doğru üretim.

Rekabet kadar iş ahlakı.

Teknoloji kadar insan.

“Fikir teatileri”nden “füze ve dron teatileri”ne

Konuşmanın ikinci bölümünde Erdoğan dünyanın değişen dengelerine dikkat çekti.

“Küresel sistemin hem meşruiyet hem temsil hem de adalet boyutlarıyla çıkmaza girdiği günlerden geçiyoruz” dedi.

Sonra şu cümleyi kurdu:

“Yakın geçmişte fikir teatileriyle çözülen meseleler, bugün füze ve dron teatileriyle çözülmeye çalışılmaktadır.”

Tek cümleyle dünyanın geldiği noktayı anlatan bir ifade.

Savaşlar.

Yaptırımlar.

Enerji krizleri.

Tedarik zincirleri.

Ticaret yolları…

Artık bunların tamamı ekonominin de konusu.

Gazze başlığı

Erdoğan’ın Gazze bölümündeki ifadeleri ise konuşmanın en sert kısmıydı.

“Kendisini seçilmiş zanneden, kendisini diğer tüm insanlardan üstün gören, insafı, vicdanı, ahlakı, ilkesi olmayan işgalci siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız.”

Ardından net bir mesaj verdi:

“Ne yaparlarsa yapsınlar geri adım atmayacağız.”

Erdoğan, Gazze meselesini yalnızca bölgesel bir savaş olarak değil, uluslararası adalet meselesi olarak ele alıyor.

Savaş suçlarının cezasız kalmaması gerektiğini vurguluyor.

Filistin halkının yalnız bırakılmaması gerektiğini söylüyor.

Bu yaklaşımın MÜSİAD kürsüsünde ekonomi başlıklarıyla yan yana gelmesi de ayrıca anlamlı.

Çünkü dünyanın bugünkü gerçeği şu: Ekonomiyi konuşurken siyaseti, siyaseti konuşurken ekonomiyi artık dışarıda bırakamıyoruz.

Yeni dünyanın hesabı

MÜSİAD EXPO’dan verilen mesajlara bu açıdan bakmak gerekiyor.

Türkiye bir yandan üretimini, ihracatını ve teknolojik kapasitesini artırmaya çalışıyor.

Diğer yandan küresel krizlerin ortasında kendi ekonomik alanını korumaya çalışıyor.

Yapay zekâ yeni bir ekonomik dönem açıyor.

Savaşlar yeni siyasi dengeler oluşturuyor.

Gazze ise uluslararası sistemin adalet iddiasını tartışmaya açıyor.

Erdoğan’ın konuşmasından geriye bende kalan temel cümle şu: Dünya değişiyor. Kurallar değişiyor. Türkiye de bu yeni dönemde kendi yerini belirlemeye çalışıyor. Asıl mesele de tam burada başlıyor.