Savunmada yeni denklem

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Savunma sanayii artık sadece Türkiye’nin güvenlik politikalarının bir başlığı değil. Aynı zamanda Türkiye’nin dünyadaki ağırlığını değiştiren stratejik bir alan.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın Kırklareli’nde yaptığı konuşmada verdiği mesajlar da bu dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. Kacır, “Savunma sanayisinde elde ettiğimiz kazanımları bütün dünya dikkatle takip ediyor. Herkes şimdi Türkiye’nin başarılarını konuşuyor” diyor.

Asıl dikkat çekici olan ise Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı yerlilik seviyesi.

Kacır’ın verdiği rakama göre Türkiye, kara araçlarından deniz platformlarına, hava araçlarından uydulara ve siber güvenlik sistemlerine kadar savunma sanayiinde yüzde 80’in üzerinde yerlilik oranına ulaşmış durumda.

Bu rakamı sadece bir üretim göstergesi olarak okumamak gerekiyor.

Çünkü savunma sanayiinde yerlilik, kriz zamanında başkasına bağımlı olmamak anlamına geliyor. Bir ülkenin kendi ihtiyaçlarını kendi mühendisliği, teknolojisi ve insan kaynağıyla karşılayabilmesi, dış politikada da hareket alanını genişletiyor.

Gökyüzünde değişen tablo

Türkiye’nin insansız hava araçlarında yakaladığı başarı ise bu dönüşümün en görünür taraflarından biri.

Bayraktar, Akıncı, Anka, Aksungur, Hürjet, Atak, Gökbey, Kaan ve Kızılelma gibi projeler artık sadece Türkiye’nin gündeminde değil. Türkiye’nin savunma teknolojileri küresel ölçekte konuşuluyor.

Kacır’ın ifadesiyle, “Şimdi roketlerimizin, füzelerimizin menzillerini uzatıyor, hızlarını yükseltiyoruz.”

Burada hedef yalnızca daha fazla silah üretmek değil. Türkiye’nin caydırıcılığını artıracak teknolojik bir ekosistem oluşturmak.

Çelik Kubbe projesi de bu anlayışın önemli parçalarından biri. Hava savunmasının farklı unsurlarını bir araya getiren katmanlı bir sistem hedefleniyor.

Kacır’ın “Hiç kimse aklının ucundan dahi Türk milletine zarar vermeyi geçiremesin diye yapıyoruz” sözleri, savunma sanayiindeki yatırımların temel yaklaşımını da özetliyor.

Ukrayna savaşı başka bir gerçeği gösteriyor

Tam bu noktada Avrupa Birliği’nin Ukrayna konusunda aldığı son karar, savunma sanayiinin neden ülkelerin gündeminde ilk sıralara yükseldiğini bir kez daha gösteriyor.

AB ülkeleri, Avrupa Barış Fonu kapsamında Ukrayna için 6,6 milyar avroluk kaynağın serbest bırakılması konusunda anlaşmaya vardı.

Bu paranın 900 milyon avrosu Ukrayna Askeri Yardım Misyonu’na, 1 milyar avrosu yeni ortak askeri ekipman tedarikine ayrılacak. 4,7 milyar avro ise daha önce askeri destek sağlayan ülkelere geri ödeme amacıyla kullanılacak.

Avrupa’nın attığı bu adımın arkasında yalnızca Ukrayna’ya destek verme iradesi yok. Avrupa ülkeleri açısından savaş, savunma kapasitesinin ve mühimmat üretiminin stratejik önemini yeniden ortaya çıkardı.

Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiine yaptığı yatırımları da bu küresel tablo içinde değerlendirmek gerekiyor.

Ukrayna savaşı, savunmada dışa bağımlılığın ne kadar kritik bir mesele olduğunu gösterdi. Türkiye ise yıllardır kendi kapasitesini artırmaya çalışıyor.

Bugün Kacır’ın sözünü ettiği yüzde 80’in üzerindeki yerlilik oranı, işte bu nedenle sadece bir istatistik değil.

Dünyanın yeniden silahlanma ve savunma kapasitesini güçlendirme dönemine girdiği bir süreçte Türkiye, kendi teknolojisini geliştiren ülkeler arasındaki yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor.

Savunma sanayiindeki yarış artık yalnızca cephede değil; fabrikalarda, laboratuvarlarda, yazılım merkezlerinde ve üniversitelerde yaşanıyor.