Güvenli mesafeden Kırım’ı anlatanlar ve içerideki gerçekler

YAYINLAMA:

On iki yıl, Doğu takvimindeki bir döngüye denk gelen sıradan bir zaman dilimi değildir. Sosyolojik açıdan bu süre zarfında koskoca bir nesil şekillenir. Tam da bu süreçte, on iki yıldır Kırım dışında yaşayan insanlar, Kırım’da yaşayan Kırım Türkleri adına konuşmaya devam ediyor. Dijital ortam, kesintisiz bir varlık illüzyonu yaratıyor - sosyal medyadaki hareketlilik ve tartışmalar, bitmeyen canlı yayınlar, yuvarlak masa toplantıları, podcast'lerdeki akıllı yüz ifadeleri, yüzlerce makale...

Ancak bu dış görünüşün arkasında acımasız bir gerçek yatmakta. Karşımızda radikal bir biçimde farklı deneyimlere, çakışmayan algı pencerelerine ve en önemlisi, söylenen sözler için ödenen kıyaslanamaz bedellere sahip insanlar var.

Asıl kopuş gündelik güvenlik çizgisinde yaşanıyor

Asıl kopuş, gündelik güvenlik çizgisinde gerçekleşiyor. Kiev, İstanbul, Varşova veya Berlin’deki bir kişi için kamuoyuna açık bir beyanat vermek, tartışmanın bir unsuru ya da siyasi bir sermayedir. Kırım’daki bir insan ise her jestin, her işaretin veya her cümlenin kişisel özgürlük ve aile güvenliği hassas terazisinde tartıldığı bir gerçeklikte yaşamaktadır.

Yabancılaşma tam da böyle başlar. Kırım hakkında Kırım dışından söylenen sözler, yarımada sakini için soyut ve kof kalır. Kırım’ın içinde ise tüm ifadeler, fiziki olarak hayatta kalabilmek adına öz sansürden geçer.

Benzer bir kopuş, diasporalar ile tarihi anavatanlar arasındaki ilişkileri inceleyen sosyolojik araştırmalarda da tanımlanmıştır. Miami’deki Küba sürgünlerinden İran diasporasına kadar birçok örnekte aynı eğilim görülür - dışarıdaki topluluk, zaman içinde değişen ülkenin değil, ayrıldığı anda zihninde kalan “dondurulmuş” ülke imajının taşıyıcısı haline gelir.

Kırım dışındaki Kırım Türkleri simgesel ve katı bir gündem oluştururken, Kırım içindeki insanlar her gün değişen dünyaya uyum sağlamak zorundadır. Bu sırada dışarıdan görünmeyen, anlaşılmayan esnek ve örtülü özsavunma mekanizmaları geliştirirler.

Güvenli mesafe radikal söylemi besliyor

İşte burada Benedict Anderson’ın "uzaktan milliyetçilik" (distance nationalism) olarak adlandırdığı fenomen devreye girer.

Güvenli bir yerde bulunan dış grup temsilcisi, maksimalist ve tavizsiz bir tutum sergileme imkânı elde eder. Memlekette kalanlar için doğuracağı sonuçların kişisel sorumluluğunu hiç hissetmeden en radikal talepleri öne sürer. Güvenli mesafe, insanı en uç noktalara sürükleyerek karmaşık iç hayatı ideolojik bir şemaya dönüştürür.

Sosyal medya ise bu süreci derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Yalancı bir "bilgi sahibi olma" hissi yaratır. Kırım’ın dışındaki konuşmacılara, sokakların nabzını, toplum içindeki ruh halini ve halkın günlük dilini hâlâ hissedebiliyorlarmış gibi gelir. Oysa dijital platformlar, Kırım’dan yalnızca güvenle yazılabilen ve gösterilebilen şeyleri yansıtır. Sonuç olarak, konforlu yurt dışı stüdyolarından veya kürsülerinden yapılan iddialı açıklamalar Kırım gerçekliğiyle yankılanmadığı gibi, evlerinde kalıp her gün tehlikeyi hisseden insanlarda, başkalarının kalıplarına uymaya zorlandıklarında derin bir öfke ve tepkiye yol açar.

Kuşkusuz, dış savunuculuk (avukatlık, temsiliyet) gereklidir. Kırım yarımadasının içinde hakların kamuoyuna açık şekilde savunulması imkânsız ve bu yüzden birilerinin uluslararası platformlarda konuşması gerekir. Ancak çıkarları temsil etmek ile duygusal gündemi dikte etmeye çalışmak arasında ince bir çizgi vardır. Bu çizgi bulanıklaştığında, dış konuşmalar kendi kendine ya da yabancı dinleyiciye hitap eden bir monoloğa dönüşür, çıkış noktası olan insanlardan tamamen kopar.

Kırım’da yeni bir nesil yetişti

Son 12 yılda Kırım’da yeni bir nesil yetişti. Bu neslin sosyalleşmesi millî kurumların katılımı olmadan gerçekleşti. 2014’te 10 yaşında olan bazı çocuklar bugün kendi çocuklarına sahip. İşiyle, aile bağlarıyla ve yerel dayanışmayla kendilerine has hayatta kalma dillerini geliştirdiler. Gösterişli adımlar ve sözler olmadan, önemli olanı korumaya çalışıyorlar.

Bu neslin çoğunluğu, 12 yıldır Kırım dışından Kırım hakkında kendi algı penceresinden yayın yapanları ve konuşanları tanımıyor bile. Kırım’daki Kırım Türklerine on iki yıl önceki şemalar sunulduğunda zihinsel bariyer oluşuyor.

Bu kopuşu kabul etmek, soydaşlık bağından vazgeçmek demek değildir. Olgunluk göstermektir. Güvenli bir alandan halk adına konuşmak ile halkla birlikte onun çilelerini yaşamak, prensipte birbirinden tamamen farklı iki deneyimdir. Kırım dışında Kırım hakkında konuşanlar bu kopuşu idrak edip bugünkü Kırım ve onun gerçekleriyle etkileşim kurmanın yollarını bulmadığı sürece, söylem ile gerçeklik arasındaki uçurum büyümeye devam edecektir.

NOT: Bu yazı daha önce Cemaat.Media’da Rusça ve Ukraynaca yayımlandı. Türkçe versiyonu, Yenidevir gazetesi için yeniden ele alınarak hazırlandı.