Çocuklarımızı Hayata mı, Sınava mı Hazırlıyoruz?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yeni eğitim yılıyla birlikte sınıflar yeniden doldu. Tahtalar silindi, kitaplar açıldı, programlar hazırlandı. Gençlerin önünde yine yetiştirilmesi gereken konular, çözülmesi gereken sorular, girilmesi gereken sınavlar var. 

Uzun bir aradan sonra yeniden sınıfa döndüğümde ise kendime başka bir soru sormaya başladım: 

Biz bu çocukları gerçekten neye hazırlıyoruz? Bir sınava mı, yoksa hayata mı? 

Elbette sınavlar önemli. Bir gencin geleceğini belirleyen sistemin içinde ona “puanları önemseme” demek gerçekçi değil. Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci için doğru cevaplar, netler ve sıralamalar hayatının somut bir parçası. 

Fakat eğitim yalnızca doğru cevabı bulmayı öğretmeye başladığında, başka bir şeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz: Doğru soruyu sorma yeteneğini. 

Bir felsefe öğretmeni olarak bunu sınıfta çok açık görüyorum. 

Öğrenciye bir bilgi sorduğunuzda çoğu zaman cevabı bulmak istiyor. Ama “Sen ne düşünüyorsun?” dediğinizde işler değişiyor.

Çünkü düşünmenin cevap anahtarı yok. 

Cevabı bilen çocuk, hayatı da bilir mi? 

Bir genç matematik problemini çözebilir ama başarısız olduğunda ne yapacağını biliyor mu? 

Tarihleri ezberleyebilir ama karşısındaki insan kendisinden farklı düşündüğünde onunla konuşabiliyor mu? 

Paragraf sorularında anlamı bulabilir ama kendi duygularının anlamını okuyabiliyor mu? 

Doğru seçeneği işaretlemeyi öğreniyor; peki hayat karşısına A, B, C, D ve E’nin hiçbirinin doğru olmadığı bir problem çıkardığında ne yapacak? 

Çünkü yetişkinlik büyük ölçüde böyle bir yer. 

Cevap anahtarı yok. 

Bazen iki doğru arasında seçim yapmak gerekiyor. Bazen verdiğimiz kararın sonucunu yıllar sonra anlayabiliyoruz. Bazen de bütün seçenekler eksik ve insan kendi seçeneğini yaratmak zorunda kalıyor. 

İşte tam burada eğitimin başka bir görevi başlıyor. 

Çocuklara düşünmeyi öğretmek 

Sokrates yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce insanlara hazır cevaplar vermek yerine sorular soruyordu. 

Çünkü felsefenin temelinde bilgi aktarmaktan daha önemli bir şey vardır: insanın kendi düşüncesini oluşturabilmesi. 

Bugün gençlerin belki de buna her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. 

Çünkü artık bilgiye ulaşmak zor değil. Birkaç saniye içinde dünyanın herhangi bir konusu hakkında binlerce bilgiye ulaşabiliyorlar. Yapay zekâya bir soru sorduklarında saniyeler içinde açıklamalar, özetler ve çözümler karşılarına geliyor. 

Bu durumda eğitimin görevi de değişmek zorunda. Artık yalnızca “Ne biliyorsun?” sorusu yeterli değil. “Bu bilginin doğru olup olmadığını nasıl anlarsın?” “Bunun hakkında sen ne düşünüyorsun?” 

“Karşıt görüş ne söylüyor?”
“Fikrini değiştirecek bir kanıtla karşılaşırsan ne yaparsın?” 

Belki geleceğin en önemli becerilerinden biri çok şey bilmek değil, bilginin içinde yönünü bulabilmek olacak. 

Bir çocuğun her problemini çözersek...
Hayata hazırlamanın başka bir boyutu daha var. 

Çocuklarımızın üzülmesini istemiyoruz. Başarısız olmasını istemiyoruz. Yanlış arkadaş seçmesini, kötü karar vermesini, hayal kırıklığı yaşamasını istemiyoruz. 

Bu çok anlaşılır. 

Fakat bazen onları korumaya çalışırken hayatla aralarına fazla kalın bir duvar örüyoruz. 

Oysa küçük başarısızlıklar insanın psikolojik kaslarını geliştirir. 

Bir sınavdan beklediğinden düşük almak, bir arkadaşlığı yönetememek, yaptığı seçimin sonucuyla karşılaşmak, bazen sıkılmak, bazen beklemek... 

Bunların hepsi hayatın provasıdır. 

Çocuğun önündeki bütün taşları temizlersek ona pürüzsüz bir yol hazırlamış olmayız. Taşlarla karşılaştığında ne yapacağını öğrenme fırsatını elinden almış oluruz. 

Belki de başka sorular sormalıyız Bir çocuğa sürekli:
“Kaç aldın?”
“Kaç net yaptın?” 

“Sınıfta kaçıncısın?” 

diye sormak yerine zaman zaman başka sorular da sorabiliriz. 

“Bugün neyi merak ettin?” 

“Neye katılmadın?” 

“Bir konuda fikrin değişti mi?” 

“Bugün bir hata yaptıysan sana ne öğretti?” 

“Sen olsaydın ne yapardın?” 

Çünkü soru değiştiğinde çocuğun kendisine bakışı da değişir. 

Başarı yalnızca sonuç olmaktan çıkar; düşünme, merak etme, deneme ve yeniden başlama sürecine dönüşür. 

Sınav bitecek, hayat devam edecek
Bir gün son zil çalacak.
TYT bitecek. AYT bitecek. Üniversite başlayacak ve o da bitecek.
Fakat genç insanın karşısına bundan sonra çok daha büyük sorular çıkacak: Ben kimim?
Nasıl bir hayat istiyorum?
Neyi seçmeliyim?
Neye hayır demeliyim?
Başarısız olduğumda yeniden nasıl başlayacağım? 

Ve belki eğitimin asıl başarısı, gençlere bu soruların cevaplarını vermek değildir. 

Onlara, cevaplarını kendilerinin arayabileceği zihinsel ve duygusal gücü kazandırmaktır. 

Çocuklarımız elbette sınavlara hazırlansın. 

Ama bir gün sınav kâğıtları önlerinden alındığında, ellerinde yalnızca aldıkları puanlar kalmasın. 

Kendi aklıyla düşünebilen, soru sorabilen, yanılabilen, yeniden deneyebilen ve hayatının sorumluluğunu alabilen bir insan da kalsın. 

Çünkü okulun sınavları için cevap anahtarları var. 

Hayatın ise yok.