Eylül: İnsan Neden Yeniden Başlamak İster?
Takvim, yılın ocak ayında başladığını söyler.
İnsan ruhunun takvimi ise biraz farklıdır.
Eylül geldiğinde çoğumuzda tuhaf bir “yeniden başlama” duygusu belirir. Yazın gevşeyen
hayat toparlanır, şehirlerin ritmi değişir, okullar açılır, çantalar hazırlanır, yeni defterlerin ilk
sayfaları çevrilir.
Ve yalnızca çocuklar değil, yetişkinler de farkında olmadan kendi hayatlarına dönüp
bakmaya başlar:
Ben nerede kaldım?
Belki de eylülün asıl sorusu budur.
Çünkü başlangıç dediğimiz şey yalnızca takvimsel değildir. İnsan, hayatının farklı
dönemlerinde defalarca yeniden başlamak zorunda kalır. Bir okula başlar, bir mesleğe girer,
bir ilişki kurar, bir ilişkiyi bitirir, çocuk sahibi olur, emekli olur, başka bir şehre taşınır,
kaybeder, vazgeçer, yeniden dener…
Her defasında eski kimliğinin bir parçasını geride bırakırken yeni bir “ben” inşa eder.
Sosyoloji bize insanın içinde yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülemeyeceğini söyler.
Psikoloji ise değişimin yalnızca dış koşullarda değil, insanın iç dünyasında da gerçekleştiğini
gösterir.
Bugünün insanının belki de en büyük sıkıntılarından biri tam burada ortaya çıkıyor:
Hayat çok hızlı değişiyor ama insan ruhu aynı hızla değişemiyor.
Yeni dönemin çocukları
Okulların açılmasıyla birlikte milyonlarca çocuk ve genç yeni bir döneme başlıyor.
Fakat bugünün öğrencisi, bundan yirmi ya da otuz yıl önceki öğrenciden oldukça farklı bir
dünyada büyüyor.
Bir zamanlar çocuk kendisini sınıfındaki birkaç arkadaşıyla karşılaştırırken bugün yüzlerce,
hatta binlerce insanın hayatını aynı gün içerisinde görebiliyor.
Kim daha güzel?
Kim daha başarılı?
Kim daha popüler?
Kim daha mutlu?Kim daha iyi bir üniversiteye girecek?
Sosyal medya çağında insanın kendisini başkalarıyla kıyaslama alanı neredeyse sınırsız
hale geldi.
Bu nedenle çocukların çantalarında yalnızca kitaplar yok artık.
Başarı baskısı, gelecek kaygısı, aile beklentileri, beden algısı, sosyal kabul görme ihtiyacı ve
“yeterli olma” çabası da o çantaların görünmeyen yükleri arasında.
Biz yetişkinler ise çoğu zaman tek bir soruya odaklanıyoruz:
“Kaç net yaptın?”
Oysa belki zaman zaman başka sorular da sormalıyız:
“İyi misin?”
“Okulda kendini nasıl hissediyorsun?”
“Bir şeye üzülüyor musun?”
“Ne yaparken mutlu oluyorsun?”
Ve belki en önemlisi:
“Sen nasıl bir insan olmak istiyorsun?”
Eğitimin unuttuğumuz tarafı
Yıllardır eğitim üzerine konuşurken başarıyı büyük ölçüde ölçülebilir sonuçlarla tarif ediyoruz.
Notlar, sınavlar, yüzdelik dilimler, üniversiteler, diplomalar…
Elbette bunların hepsi önemlidir.
Fakat eğitim yalnızca insanı bir sınava hazırlıyorsa, orada eksik kalan bir şey vardır.
Çünkü hayatın bütün soruları çoktan seçmeli değildir.
Bazılarının dört şıkkı yoktur.
Bazılarının cevabı yıllar içerisinde değişir.
Bazılarının ise tek bir doğru cevabı hiç yoktur.
İşte felsefenin eğitimdeki kıymeti de biraz burada ortaya çıkar.Sokrates’in yüzyıllar önce insanı kendisini sorgulamaya çağırması bugün hâlâ güncelliğini
koruyor. Çünkü teknoloji değişiyor, toplum değişiyor, meslekler değişiyor ama insanın temel
soruları pek değişmiyor:
Ben kimim?
Nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?
Neye inanıyorum?
Neyi gerçekten istiyorum?
Başarı nedir?
Mutluluk nedir?
Ve belki çağımızın en önemli sorularından biri:
Başkalarının benden beklediği kişi ile benim olmak istediğim kişi aynı kişi mi?
Öğretmen artık yalnızca bilgiyi veren kişi değil
Bilginin birkaç saniye içerisinde ulaşılabilir olduğu bir çağdayız.
Çocuk bugün öğretmenine sorduğu pek çok sorunun cevabını birkaç saniye içinde
telefonundan bulabilir.
Bu durum öğretmenin önemini azaltmıyor.
Tam tersine öğretmenin rolünü daha değerli hale getiriyor.
Çünkü artık mesele yalnızca bilgiye ulaşmak değil; hangi bilginin doğru olduğunu ayırt
edebilmek, sorgulayabilmek, bağlantı kurabilmek ve düşünmeyi öğrenmek.
Belki geleceğin en önemli becerisi de budur:
Düşünebilmek.
Öğretmen bazen bir çocuğun hayatına bilgiyle değil, tek bir cümleyle dokunur.
Yıllar geçer, dersin konusu unutulur, sınavda sorulan soru unutulur, hatta sınıfın görüntüsü
bile hafızadan silinir.
Ama bir öğretmenin söylediği bir cümle kalır.
“Sen bunu yapabilirsin.
”“Farklı düşünmen yanlış düşündüğün anlamına gelmez.
”
“Bir daha dene.
”
Bazen insanın hayatındaki yön değişikliği, başka bir insanın ona inanmasıyla başlar.
Gökyüzü değişirken…
Bu eylül aynı zamanda tutulmaların ve gökyüzündeki değişimlerin konuşulduğu bir dönem.
Astrolojik sembolizmde tutulmalar sıklıkla eşikler, kapanışlar ve yeni başlangıçlarla
ilişkilendirilir.
Fakat insan gökyüzüne inansın ya da inanmasın, yeryüzünde değişmeyen bir gerçek var:
Hayat da eşiklerden oluşuyor.
Bazı kapılardan büyük bir heyecanla geçiyoruz.
Bazılarından korkarak.
Bazılarından geçmek istemiyoruz ama hayat bizi önüne getiriyor.
Ve bazı kapıların ardında bizi neyin beklediğini ancak içeri girdikten sonra anlayabiliyoruz.
Belki başlangıçların en zor tarafı da budur.
Sonucu bilmeden adım atmak.
Yeni bir defter için öğrenci olmak gerekmiyor
Bu hafta çocuklar yeni defterlerinin ilk sayfalarına isimlerini yazacaklar.
Belki biz yetişkinler de kendimize görünmeyen bir defter açabiliriz.
Çünkü yeniden başlamak için on sekiz yaşında olmak gerekmiyor.
Otuzunda yeni bir meslek öğrenebilirsiniz.
Kırkında hayatınızın yönünü değiştirebilirsiniz.
Ellinizde yeniden sınıfa girebilir, yeniden öğretebilir, yeniden öğrenebilirsiniz.
Altmışınızda âşık olabilir, yetmişinizde daha önce hiç gitmediğiniz bir ülkeye gidebilirsiniz.
İnsan yaş aldığı için yenilenme ihtiyacını kaybetmez.Belki tam tersine, zamanın kıymetini anladıkça neyi gerçekten yaşamak istediğini daha iyi
fark eder.
O nedenle bu eylül çocuklara “Yeni dönemde başarılar” derken kendimize de küçük bir soru
bırakalım:
Benim hayatımda hangi yeni dönemin başlamasının zamanı geldi?
Cevabın hemen gelmesi gerekmiyor.
Bazen doğru soru, cevaptan daha değerlidir.
Çocukların yeni defterlerinin ilk sayfasına isimlerini yazdığı bugünlerde, biz de kendi
görünmeyen defterimizin ilk sayfasına tek bir cümle yazabiliriz:
“Hayat devam ediyorsa, yeniden başlamak için hâlâ vaktim var.
”