Antalya’da COP31 heyecanı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bazı organizasyonlar vardır, yapılır ve biter. Konuklar gelir, konuşmalar yapılır, kameralar kayda girer, sonra herkes ülkesine döner.

Ama bazı organizasyonların asıl hikâyesi bittikten sonra başlar.

COP31’in Antalya açısından anlamı biraz da bu.

9-20 Kasım tarihleri arasında dünyanın gözü Antalya’da olacak. Devlet ve hükümet başkanlarından bilim insanlarına, iş dünyasından gençlere kadar on binlerce kişi iklim değişikliğinin geleceğini konuşmak için Antalya’da buluşacak.

Fakat Türkiye’nin bu zirveden beklentisi yalnızca iyi bir ev sahipliği yapmak değil.

Murat Kurum’un sözleriyle ifade edersek mesele çok daha büyük:

“COP zirvesinde dünyaya Antalya’yı, Türkiye’yi, medeniyetimizi anlatacağız.”

Bence asıl mesele tam da burada.

Antalya zaten dünyanın bildiği bir şehir. Güneşiyle, deniziyle, turizmiyle biliniyor. Şimdi buna Türkiye’nin çevre ve iklim politikalarını anlatma fırsatı da ekleniyor.

Zirve bitecek, eser kalacak

Büyük organizasyonların en önemli sınavı, organizasyon bittikten sonra ne bıraktığıdır.

COP31 için Antalya’da yapılan hazırlıklara baktığımızda bunun özellikle gözetildiğini görüyoruz.

38 kilometrelik Belek Turizm Yolu tamamlandı. Dört ana arterde 21 kilometrenin üzerinde çalışma yapıldı. 12 bağlantı yolunda toplam 16 bin metrelik imalat gerçekleştirildi.

Kurum’un şu sözleri bu nedenle dikkat çekici:

“Zirve bitecek, herkes ülkesine dönecek. Ama bu yollar burada kalacak.”

Evet, mesele tam olarak bu.

Dünyanın dört bir yanından gelecek konuklar birkaç hafta Antalya’da olacak. Fakat yollar, altyapı yatırımları ve yeniden düzenlenen alanlar yıllarca Antalyalıların hizmetinde olacak.

Yaklaşık 1 milyon metrekarelik EXPO Alanı’nın COP31 sonrasında da istihdam ve üretime katkı sağlayacak şekilde kullanılması hedefleniyor. Eğer bu plan başarıyla uygulanırsa, zirvenin Antalya’ya bırakacağı en önemli miraslardan biri de bu olacak.

Akdeniz’in geleceği Antalya’dan konuşulacak

COP31’in Antalya’da düzenlenmesinin bir başka anlamı daha var.

Akdeniz.

İklim değişikliğinin etkileri, denizlerin ısınmasından kuraklığa, orman yangınlarından plastik kirliliğine kadar Akdeniz havzasında her geçen gün daha fazla hissediliyor.

Kurum’un “Akdeniz bizim ortak hazinemizdir” sözü bu nedenle sadece güzel bir cümle değil. Aynı zamanda ciddi bir sorumluluğu hatırlatıyor.

Çünkü Akdeniz bize miras kaldı ama çocuklarımıza da emanet.

Türkiye’nin bu alanda söylediklerinin sahadaki uygulamalarla desteklenmesi şart.

Depozito Yönetim Sistemi kapsamında 200 milyon ambalajın toplanması, sıfır atık yaklaşımının yaygınlaştırılması ve çevreyi kirleten tesislere yönelik denetimler bu açıdan önemli.

Türkiye’nin vitrini

COP31, Türkiye için aynı zamanda bir vitrin.

Dünyaya sadece Antalya’nın güzelliklerini göstermek yetmez.

Türkiye’nin şehircilik tecrübesini, sıfır atık politikasını, dirençli şehir hedefini, temiz enerji yaklaşımını ve deprem sonrası yeniden inşa tecrübesini de anlatmak gerekiyor.

Kurum’un “Birileri konuşacak, biz iş yapacağız” sözü de bu açıdan önemli bir iddia.

Çünkü iklim meselesi artık sadece toplantı salonlarında konuşulan bir konu değil.

Sokağın, şehrin, ekonominin, tarımın, turizmin ve gelecek nesillerin meselesi.

COP31’in gerçek başarısı da zirve salonlarındaki alkışlarla değil, Antalya’da ve Türkiye’nin tamamında kalıcı olarak ne değiştirdiğiyle ölçülecek.

Misafirler gelecek, konuşacak ve gidecek.

Ama yollar kalacak.

EXPO kalacak.

Yatırımlar kalacak.

Ve eğer doğru değerlendirilirse, Antalya’nın dünyadaki konumu daha da güçlenecek.

Kısacası COP31, Türkiye için sadece bir iklim zirvesi değil.

Antalya’dan dünyaya açılan büyük bir vitrin.