Bişkek sonrası asıl soru Türkiye’nin ekonomik kazancı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 25. yılında Bişkek’te düzenlenen zirve geride kaldı. Şimdi asıl konuşulması gereken, liderlerin verdiği mesajlardan çok, bu yeni dönemin Türkiye açısından hangi ekonomik fırsatları beraberinde getireceği.

Zirvenin Türkiye bakımından en dikkat çekici başlıklarından biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ŞİÖ ile ilişkilerin daha ileri taşınabileceğine yönelik mesajları oldu. 

Erdoğan, ŞİÖ’ye tam üyelik perspektifinin Batı’dan kopuş anlamına gelmediğinin altını çizdi. Türkiye’nin hedefini de ekonomik, siyasi ve stratejik seçeneklerini çeşitlendirmek olarak ortaya koydu.

Bence burada tartışılması gereken “Türkiye Doğu’ya mı dönüyor?” sorusu değil.

Çünkü mesele artık Doğu-Batı ikilemine sıkıştırılamayacak kadar ekonomik.

ŞİÖ; Çin, Rusya, Hindistan ve İran gibi küresel ekonomide ağırlığı bulunan ülkeleri aynı platformda buluşturuyor. Örgütün toplam ekonomik kapasitesi, enerji kaynakları, nüfusu ve coğrafi genişliği dikkate alındığında ortaya ciddi bir pazar çıkıyor. Fakat bu pazarın henüz Avrupa Birliği benzeri bir ekonomik entegrasyona dönüşmediğini de görmek gerekiyor.

İşte Türkiye’nin avantajı tam burada başlıyor.

Türkiye, ŞİÖ coğrafyası ile Avrupa pazarları arasında doğal bir köprü konumunda. Çin’den Orta Asya’ya, Kafkaslar’dan Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor’un güçlenmesi, Ankara açısından yalnızca lojistik bir proje değil, uzun vadeli bir ekonomik strateji anlamına geliyor. Erdoğan da Bişkek’te Türkiye’nin ŞİÖ coğrafyasını Batı pazarlarına bağlayan kritik konumuna dikkat çekti.

Türkiye’nin önünde bu nedenle önemli bir fırsat var.

Enerjide Rusya ve Orta Asya, ticarette Çin ve Hindistan, ulaşımda Orta Koridor, üretimde Türk Cumhuriyetleri ve Avrupa pazarı... Türkiye bu denklemde yalnızca bir geçiş noktası olmak yerine üretim, lojistik, finans ve ticaret merkezi olmayı hedeflemeli.

Ancak bunun için diplomatik ilişkilerin ekonomik karşılığını büyütmek gerekiyor.

ŞİÖ’nün geleceği de burada önem kazanıyor. Zirvede güvenlik başlıklarının yanında enerji, yapay zekâ, iklim, ulaşım ve ekonomik işbirliği gibi alanların öne çıkması, örgütün klasik bir güvenlik platformundan daha geniş bir ekonomik ve siyasi işbirliği mekanizmasına dönüşme arayışını gösteriyor. Zirvenin sonunda Bişkek Deklarasyonu ile birlikte 20’den fazla karar ve belge kabul edildi.

Fakat ŞİÖ’nün önündeki en büyük sınav hâlâ aynı: Büyük bir coğrafyaya ve büyük bir ekonomik potansiyele sahip olmak başka, bu potansiyeli ortak bir güce dönüştürmek başka.

Türkiye açısından da benzer bir durum söz konusu.

Ankara'nın ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmesi, Batı ile ticari ilişkilerinin alternatifi değil; tam tersine pazarı çeşitlendirme stratejisi olarak görülmeli. Çünkü önümüzdeki yıllarda ülkelerin gücü, tek bir ittifaka veya tek bir pazara ne kadar bağlı olduklarından ziyade kaç farklı ekonomik merkeze erişebildikleriyle ölçülecek.

Bişkek Zirvesi geride kaldı.

Şimdi Türkiye'nin önündeki soru çok daha somut; ŞİÖ'nün büyüyen ekonomik potansiyelinden ne kadar pay alacağız?

Diplomasi bu kapıyı açabilir. Ama o kapıdan içeri girecek olan; ihracatçı, yatırımcı, sanayici ve Türk şirketleri olacaktır.

Türkiye'nin asıl hedefi de masada sandalye sahibi olmak değil, o masadaki ekonomik ağırlığını artırmak olmalı.