Hürmüz’de asıl savaş şimdi başlıyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ortadoğu’da bazı savaşlar cephede, bazıları masada yürütülür. Bir de ikisinin arasında kalan, ne tam savaş ne de gerçek barış denilebilecek dönemler vardır.

Hürmüz Boğazı bugün tam da böyle bir dönemin merkezinde.

17 Haziran’da Pakistan’ın arabuluculuğunda ortaya çıkan İslamabad Mutabakatı’nın öngördüğü 60 günlük süre geride kaldı. Fakat burada asıl mesele, bir ateşkesin sona ermesi değil. Asıl mesele, bundan sonra Hürmüz’de düzenin kimin kurallarıyla işleyeceği.

Çünkü Hürmüz yalnızca bir su yolu değildir.

Enerji güvenliğinin ana damarlarından biridir. Körfez ülkelerinin petrol ve doğalgaz gelirleri, Asya’nın enerji ihtiyacı ve küresel ticaretin istikrarı bu dar geçidin güvenliğinden doğrudan etkileniyor.

Dolayısıyla bugün Hürmüz’de yaşanan mücadele, aslında “kim boğazı kontrol edecek?” sorusundan daha büyüktür.

Kim, hangi geminin hangi şartlarla geçeceğine karar verecek?

İran’ın yaklaşımı açık.

Tahran, boğaz üzerindeki askeri etkisini siyasi ve ekonomik bir yetkiye dönüştürmek istiyor. Geçişlerin İran’ın rızasına ve belirleyeceği şartlara bağlanması, savaş sırasında yaşanan kayıpların ardından masaya güçlü bir kozla oturmasını sağlayabilir.

Washington ise bunun tam tersini hedefliyor.

ABD’nin önceliği Hürmüz’ü İran’ın kontrolündeki bir baskı mekanizması olmaktan çıkarıp uluslararası seyrüseferin düzenli biçimde sürdüğü bir koridora dönüştürmek.

İşte önümüzdeki dönemin asıl mücadelesi burada başlayacak.

ABD savaşı biçim değiştiriyor

Washington’ın İran politikasında da önemli bir dönüşüm var.

Başlangıçta nükleer programın etkisizleştirilmesi ve Tahran üzerindeki siyasi baskının artırılması öne çıkarken, bugün daha somut bir hedef belirginleşiyor: Hürmüz’den düzenli akışı sağlamak.

Mayın temizleme faaliyetleri, korumalı geçiş hatları, deniz ablukası ve yeni yaptırımlar…

Bunların tamamı aynı stratejinin parçaları.

ABD “savaş bitti” demiyor. Fakat savaşın yöntemini değiştiriyor.

İran’ın cevabı da teslimiyet değil.

Tahran’ın Hürmüz üzerinden geçişleri düzenleme, hatta bu geçişlerden hizmet bedeli alma yönündeki girişimleri, boğazı sadece kapatılabilecek bir silah değil, işletilebilecek bir siyasi-ekonomik kaldıraç olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Fakat İran’ın da ciddi bir açmazı var.

Boğazı kapalı tutmak kısa vadede baskı oluşturuyor. Ancak bu baskı uzadıkça Körfez ülkelerini alternatif güzergâhlara ve ABD öncülüğündeki güvenlik düzenlemelerine daha fazla yaklaştırıyor.

Yani Tahran’ın en güçlü kozu, zaman uzadıkça kendi aleyhine de çalışabilir.

Körfez ülkeleri aynı yerde durmuyor

Körfez’de yaşanan gelişmeleri “İran’a karşı ortak cephe” şeklinde okumak da doğru değil.

Umman daha çok arabuluculuk kanalını açık tutmaya çalışıyor. Katar farklı aktörlerle iletişimi koruyor. Birleşik Arap Emirlikleri ise İran’la ekonomik ilişkileri sınırlandıran adımlar atıyor.

Bu farklılıkların arkasında ortak bir korku var: Yeni bir savaşın faturası Körfez’e çıkmasın.

Çünkü İran ile ABD arasındaki çatışmanın doğrudan tarafı olmayan Körfez ülkeleri, savaşın coğrafi olarak kendi topraklarına taşınabileceğini biliyor.

Bu nedenle hem Washington’ın güvenlik şemsiyesinden yararlanmak hem de Tahran’la iletişim kapısını tamamen kapatmamak istiyorlar.

Bu bir çelişki değil.

Bölgesel hayatta kalma stratejisi.

Yaptırım İran’ı diz çöktürür mü?

Washington’ın yeni yaptırım paketleri İran ekonomisini daha da zorlayacaktır.

Fakat ekonomik sıkıntı ile siyasi teslimiyet arasında otomatik bir ilişki yok.

İran yıllardır yaptırımlarla yaşamayı öğrenmiş bir ülke. Petrol ticaretinden ödeme kanallarına kadar geliştirdiği alternatif ağlar, özellikle Çin’le ilişkileri, ABD baskısının etkisini sınırlayabiliyor.

Bu nedenle Washington’ın asıl sınavı yaptırım ilan etmek değil, yaptırımı uygulatabilmek olacak.

Tahran açısından ise mesele artık sadece ekonomiyi ayakta tutmak değil.

Hürmüz’deki etkinliğini koruyabilmek.

Asıl soru Hürmüz’ün kuralı

Önümüzdeki dönemde açıklanan yeni müzakere tarihinden çok daha önemli bir gösterge var; Hürmüz’den gemiler hangi kuralla geçecek?

Eğer geçiş İran’ın iznine ve belirlediği bedellere bağlanırsa, Tahran askeri kayıplarını siyasi yetkiye çevirmiş olacak.

Eğer ABD’nin oluşturduğu koridor kalıcılaşırsa, İran’ın Hürmüz üzerindeki en önemli kozu zayıflayacak.

İşte bu nedenle 60 günlük süre aslında sona ermedi.

Sadece başka bir aşamaya geçti.

Hürmüz’de bundan sonraki mücadele, füze ve gemiler kadar kural, hukuk, ticaret ve diplomasi üzerinden yürütülecek.

Ve Ortadoğu’da yeni düzenin ilk işaretlerinden biri, büyük ihtimalle o dar boğazdan geçen ilk geminin hangi bayrakla değil, hangi kuralla geçeceği olacak.