Kırım Türkleri Rusya’nın mülkü mü ki tutsakları takas listelerine dahi giremiyor?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Günümüzde Karadeniz’in kıyısında, dış dünyaya kapıları tamamen kapatılmış devasa bir cezaevi var. Kırım’da 2014’teki yasa dışı Rus işgalinden bu yana sürüp giden baskı rejimi, ne haber bültenlerinin ilk sırasına çıkabiliyor ne de diplomasi masalarının ana gündemi olabiliyor. 

Oysa bu stratejik yarımadada sessizce ama sistematik bir şekilde baskı politikası yürütülüyor. Bu baskılardan en ağır etkilenen topluluk ise yarımadanın yerli halkı olan Kırım Türkleri oldu.

İşgalin ilk gününden itibaren Kremlin, Kırım Türkleri’nin toplumsal direncini kırmak ve onları bir daha asla seslerini çıkaramayacak hâle getirmek için kapsamlı bir korku rejimi kurdu. 

Çoğu zaman gün ağarmadan yapılan ev baskınları, maskeli ve silahlı güvenlik güçlerinin ortadan kaldırdığı sivil aktivistler, gözaltılar, faili meçhul kayıplar ve haksız hapis cezaları Kırım’da gündelik hayatın rutin bir parçasına dönüştü.

Lakin Rus mahkemelerinin ve cezaevi duvarlarının ardına gizlenen bu baskı mekanizmasının asıl amacı, tekil bireyleri cezalandırmak değil. Kırım Türkleri’nin geneline “İtaat etmezseniz sıradaki sizsiniz.” mesajını vermektir. 

Tutuklanan ve uydurma suçlamalarla mahkûm edilen yüzlerce Kırım Tatar Türkü, suçlu oldukları için değil, halkın vicdanını ve özgürlük iradesini temsil ettikleri için cezaevlerindeler. Onlar, toplumu felç etmek amacıyla rehin alınan Kırım’ın siyasi tutsaklarıdır.

Fotoğraflar: Kırım Dayanışması Teşkilatı

"Kırım Dayanışması"nın Kapatılması

Sistematik baskıların tırmandığı ilk yıllarda, toplumun kendi bünyesinden doğan benzersiz bir sivil savunma mekanizması kurulmuştu: "Kırım Dayanışması".

Avukatlardan, insan hakları savunucularından, bağımsız gazetecilerden ve tutuklu ailelerinden oluşan bu yapı, yarımadadaki ağır şartlara rağmen önemli bir sorumluluk üstlendi. 

Mahkeme kapılarında nöbet tuttular, tutukluların haklarını aradılar, babasız kalan çocuklara destek oldular. En önemlisi de dış dünyaya kapalı bir hapishaneye dönüştürülen Kırım’da yaşananları uluslararası kamuoyuna duyurdular.

Rus makamları, önce bu sivil direnişin içinde yer alan kişileri tek tek "yabancı ajan" ilan ederek sınırlamaya çalıştı. Yazdıkları her sosyal medya iletisine "yabancı ajan" ibaresi koymak zorunda kalan gazeteciler ve hukukçular, her şeye rağmen seslerini duyurmaya devam etti.

Ancak geçtiğimiz haftalarda bu sürecin en ağır darbesi indirildi. "Kırım Dayanışması", bir bütün olarak Rusya Federasyonu tarafından "yabancı ajan" ve "yasa dışı yapı" ilan edildi. Yapının üyeleri, temsil ettikleri aileleri ve tutsakları korumak adına kamuoyuna resmî bir açıklama yaparak faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldıklarını duyurdu.

Bu karar, Kırım Türkleri için önemli bir kırılma noktasıdır. Bugün yarımadada yüzlerce siyasi tutuklu bulunuyor. Onların ailelerini temsil eden kurumsal bir yapı artık faaliyet göstermiyor. Yarın Kırım Türkleri’ne yönelik toplu veya bireysel yeni bir baskı dalgası başlarsa, bu hukuksuzluğu belgeleyecek tek bir sivil kurum bile yok.

Veriler Ne Söylüyor?

Bugün gelinen noktada durumun ne denli vahim olduğu açık ve net verilerle sabittir:

Bağımsız kaynakların verilerine göre, bugün Rus cezaevlerinde 171 Kırım Türkü asıllı siyasi tutsak bulunuyor.

Bu tutuklamaların ve ağır hapis cezalarının sonucunda bugün Kırım’da 336’dan fazla çocuk babasız büyümektedir. Birçoğu babalarının yüzünü hiç görmemiş, kimisi ise çocukluğunu cezaevi görüş salonlarında bırakmıştır.

2026 verilerine göre, siyasi tutsakların durumu her geçen gün ağırlaşmaktadır. Tutsakların,

117 mahkûmun ciddi sağlık sorunu bulunuyor.

94'ü kronik hastalıklarla mücadele ediyor.

En az 12’si resmî engelli statüsünde.

Sağlık sorunu yaşayan bu tutsakların 43’ü kadın, en az 44’ü ise 1966 öncesi doğumlu (yaşlı) bireylerden oluşmaktadır. Tıbbi bakımdan mahrum bırakılan bu insanlar, hücrelerde kaderlerine terk edilmiştir.

9 Bin 500 Esir Arasında Sadece 10 Kırım Türkü

Resmî kurumlar tarafından yayımlanan bilgilere göre, geniş çaplı savaşın başladığı 2022 yılından bu yana Ukrayna ile Rusya Federasyonu arasında yürütülen esir takasları sonucunda 9.500’den fazla Ukrayna vatandaşı Rus esaretinden geri alındı. 

Ancak binlerce insanın özgürlüğüne kavuştuğu bu süreçte, Kırım’ın yerli halkı olan Kırım Türkleri’nin esamesinin okunmaması, yürütülen diplomasinin en karanlık sayfalarından birini oluşturuyor. 

Çünkü bu rakamın acı verici gerçeği şudur: Takas edilen binlerce kişinin arasında bugüne kadar özgürlüğüne kavuşabilen Kırım Tatar Türkü siyasi tutsağı sayısı 10’u geçmemiştir.

Kırım Türkleri, Rusya Federasyonu vatandaşlığını kendi özgür iradeleriyle seçmemiştir. Tek vatanları olan Kırım’ın 2014 yılında işgal edilmesi sonucu Rus vatandaşlığını kabul etmeye zorlandılar. 

Bugün Rus yönetimi, bu zoraki vatandaşlığı hukuki bir kılıf olarak kullanmakta ve sivil siyasi tutsakları kendi iç hukukuna tabi mahkûmlar olarak değerlendirmektedir. Bu kişileri takas masalarının dışında tutmaktadır. 

Bu kişiler, Cenevre Sözleşmesi’ne göre savaş esiri statüsünde değerlendirilmedikleri için esir takası mekanizmalarının da dışında kalıyor. Ardından binlerce kilometre uzağa, Ural Dağları’nın ötesindeki Sibirya cezaevlerine sevk ediliyor ve ailelerinden tamamen koparılıyorlar. Bu durum, geleceğe dair son derece ağır ve ürpertici soruları beraberinde getiriyor:

Yarın öbür gün Ukrayna Kırım’ı diplomasi ya da askerî yollarla geri alsa dahi, Rusya’nın en derin köşelerindeki hapishanelerde tutulan bu Kırım Türklerinin geri dönüş mekanizması ne olacaktır? 

Rusya’nın bu insanları iade etmeyeceği, aksine onları birer "intikam nesnesi" olarak elinde tutup üzerlerindeki işkence ve baskıyı daha da tırmandıracağı yönündeki endişeler son derece gerçektir.

Moskova’nın "iç vatandaşlık" argümanına sığınması, temel bir hukuk kavramını çarpıtma çabasından ibarettir. Nitekim vatandaşlık, devletlerin kendi koyduğu teknik kuralları içeren pozitif hukukun bir konusudur. 

İnsanların kimlikleri, inançları veya düşünceleri nedeniyle zulme, keyfî tutuklamalara ve sürgüne maruz kalmama hakkı, her türlü rejim iradesinin üzerinde duran doğal bir insan hakkıdır.

Günün sonunda Rus devleti, işgal ettiği topraklarda kendi vatandaşı ilan ettiği insanları adeta "kendi mülkü" olarak görmekte ve hukuku bir rehin alma aracına dönüştürmektedir. Bu durumda asıl yanıt bekleyen soru şudur: Gerek Ukrayna devleti gerekse uluslararası toplum, Moskova’nın insanları birer mülk gibi görmesini ve pasaport dayatmasını kabullenecek mi?

Ukraynalı çocuklar örneğini ele alalım. Rusya, Ukrayna topraklarından zorla götürdüğü bu çocuklara da kendi vatandaşlığını dayattı. Buna rağmen resmî olarak belgelenen 20 binden fazla vakadan 2 binden fazlası geri getirilebildi. Bu durum, kâğıt üzerindeki vatandaşlık kılıflarının doğru diplomasi ve kararlılıkla aşılabileceğini net bir şekilde göstermektedir.

Hâlihazırda Rusya, Kırım Tatar Türkleri siyasi tutsaklarını da benzer şekilde "kendi vatandaşımız" kisvesi arkasına saklanarak hücrelerde çürütmeye devam ediyor. Geçen bu yıllar devamında, Rusya hapishanelerindeki ağır koşullar nedeniyle iki Kırım Türkü siyasi tutsak yaşamını yitirdi bile.

Çocuklar konusunda kırılan bu hukuki bariyer, Kırım Türkleri için de kırılmalıdır. Onları kurtaracak benzer bir koridorun inşa edilmesi, hem Kiev hem de dünya diplomasisi adına ertelenemez bir sorumluluktur.

Kırım Türkleri bir kez daha jeopolitik savaşın çarkları arasında sıkışmış durumdadır. "Kırım Dayanışması"nın susturulduğu, takas listelerinde isimlerinin yer almadığı ve uluslararası toplumun gözünü başka yöne çevirdiği bu dönemde, Kırım’ın yerli asıl halkı kendi öz vatanında tamamen korumasız ve karanlıkta kaldı.

Bu durumda Kırım Türkleri, devletlerin elindeki bir «pazarlık nesnesi» olmaya devam mı edecek? Yoksa kendi kaderini tayin hakkı ve özgürlüğü derhâl savunulması gereken bir halk olarak mı görülecek?