Netanyahu Washington'da ne aradı? Asıl mesele İran mı, Türkiye mi?
Washington'da yapılan her zirvenin görünen bir gündemi vardır, bir de satır aralarında okunması gereken mesajları...
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son Washington ziyareti de böyleydi.
Resmi açıklamalara bakıldığında masanın merkezinde İran vardı. Nükleer program, olası askeri seçenekler, Gazze, Hamas ve bölgesel güvenlik başlıkları öne çıktı.
Ama perde arkasında çok daha önemli bir dosya bulunuyordu.
O dosyanın adı Türkiye.
Çünkü son bir yıl içinde Ankara-Washington hattında yaşanan gelişmeler, İsrail'in uzun süredir alışık olduğu bölgesel denklemi değiştirmeye başladı.
Netanyahu'nun son dönemde Washington'a yaptığı sık ziyaretler tesadüf değil.
İsrail, Amerikan güvenlik şemsiyesini her zamankinden daha güçlü tutmak istiyor.
Gazze'deki savaşın uluslararası maliyeti büyüyor.
İran dosyası kapanmış değil.
Suriye yeniden hareketleniyor.
Doğu Akdeniz'de yeni enerji hesapları yapılıyor.
Bütün bunların ortasında Beyaz Saray'ın desteği, Tel Aviv açısından vazgeçilmez önem taşıyor.
Ancak bu kez Washington'da değişen başka bir tablo var.
Donald Trump'ın ikinci döneminde Türkiye ile kurduğu siyasi iletişim, İsrail'in dikkatle izlediği başlıklardan biri haline gelmiş durumda.
NATO Zirvesi sonrasında Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında kullandığı sıcak ifadeler Tel Aviv'de not edildi.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılabileceğine ilişkin açıklamalar…
F-35 programının yeniden değerlendirilmesi...
Savunma sanayii alanında yeni sayfa açılabileceğine ilişkin mesajlar...
Bunların her biri İsrail açısından sıradan diplomatik gelişmeler değil.
Çünkü uzun yıllardır Washington'da Türkiye dosyası çoğu zaman güvenlik eksenli krizlerle anılıyordu.
Şimdi ise aynı dosya yeniden stratejik ortaklık perspektifiyle ele alınıyor.
İşte Netanyahu'nun rahatsızlığının temelinde de bu değişim yatıyor.
İsrail yönetimi uzun süredir Türkiye'nin bölgesel etkisini yalnızca askeri kapasitesi üzerinden okumuyor.
Ankara'nın diplomatik ağı da dikkat çekiyor.
Rusya ile konuşabiliyor.
Ukrayna ile görüşebiliyor.
Suriye'de yeni yönetimle temas halinde.
Körfez ülkeleriyle ilişkilerini güçlendiriyor.
Gazze konusunda uluslararası diplomasinin önemli aktörlerinden biri olmayı sürdürüyor.
İran konusunda da gerilimin kontrolden çıkmaması için temaslarını devam ettiriyor.
Washington açısından bakıldığında böyle bir ülkenin tamamen göz ardı edilmesi zaten mümkün değildi.
Netanyahu'nun Trump'a sunduğu Suriye haritası da bu çerçevede okunmalı.
Amaç yalnızca askeri tabloyu göstermek değildi.
Türkiye'nin bölgesel etkinliğini Amerikan yönetiminin önüne bir güvenlik sorunu olarak koymaktı.
Ancak görünen o ki bu çaba Washington'da beklenen sonucu üretmedi.
Çünkü ABD yönetimi Türkiye'yi yalnızca Suriye sahası üzerinden değerlendirmiyor.
Karadeniz'den Kafkasya'ya...
Enerji koridorlarından NATO'nun güney kanadına...
Savunma sanayiinden ticarete kadar çok daha geniş bir stratejik perspektiften bakıyor.
Bu nedenle Türkiye dosyasını yalnızca İsrail'in güvenlik kaygıları üzerinden şekillendirmesi kolay görünmüyor.
Dikkat çeken bir başka ayrıntı ise Trump-Netanyahu görüşmesinden sonra ortak basın toplantısı yapılmaması oldu.
Diplomaside bazen söylenenlerden çok söylenmeyenler önemlidir.
Kapalı kapılar ardında yapılan uzun görüşmeler ve sonrasında verilen sınırlı mesajlar, taraflar arasında bazı başlıklarda tam bir görüş birliği bulunmadığını düşündürüyor.
Özellikle İran konusunda...
Netanyahu askeri baskının artırılmasını savunurken, Trump'ın ekonomik maliyetleri daha fazla dikkate aldığı anlaşılıyor.
Enerji fiyatları...
Hürmüz Boğazı...
Amerikan kamuoyunun savaş yorgunluğu...
Yaklaşan seçim takvimi...
Bütün bunlar Beyaz Saray'ın hesaplarını doğrudan etkiliyor.
İsrail ile ABD arasındaki stratejik ortaklık elbette devam ediyor.
Bunu tartışmaya açmak gerçekçi olmaz.
Ancak aynı ölçüde gerçek olan başka bir gelişme daha var.
Türkiye'nin Washington'daki ağırlığı önceki yıllara göre belirgin biçimde artıyor.
Bu yalnızca liderler arasındaki diyaloğun sonucu değil.
Bölgesel krizlerin ürettiği yeni jeopolitik ihtiyaçların doğal bir sonucu.
Bugün ABD'nin önünde Rusya var.
Çin var.
İran var.
Enerji güvenliği var.
NATO'nun geleceği var.
Böylesine geniş bir tabloda Türkiye'yi dışlayan bir strateji üretmek kolay görünmüyor.
Netanyahu'nun Washington temaslarını bu çerçevede okumakta yarar var.
İsrail Başbakanı yalnızca İran dosyasını konuşmak için Beyaz Saray'da değildi.
Türkiye'nin yükselen stratejik ağırlığını da kendi perspektifinden anlatmaya çalıştı.
Ancak uluslararası siyasette dengeler artık tek bir ülkenin bakış açısıyla şekillenmiyor.
Washington'un önündeki denklem değişiyor.
Bu yeni denklemde Türkiye, yalnızca bölgesel bir aktör değil; krizlerin çözümünde masada bulunması gereken ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
Ankara açısından önemli olan ise bu stratejik avantajı geçici diplomatik kazanımlarla sınırlamadan, savunma, ticaret, enerji ve bölgesel iş birlikleriyle kalıcı bir zemine oturtabilmek.
Önümüzdeki dönemde Washington-Tel Aviv-Ankara hattında yaşanacak her gelişme, sadece üç başkentin ilişkilerini değil, Ortadoğu'nun yeni güç dengesini de belirleyecek gibi görünüyor.