AYASOFYA ÇARMIHTAN KURTULDU!
“Ayasofya’yı puthaneye çeviren hangi delidir?
Elleri kurusun, dilleri kurusun..
Ayasofya, Ayasofya!
Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?
Ayasofya! Ey muhteşem Mabed!
Merak etme Fatih’in torunları yakında bütün putları devirip, seni camiye çevirecek!”
24 Temmuz 2020. 86 senelik esaret, zillet ve hasretin, azimle dolu mücadelenin ardından gelen tarifsiz vuslat. O ne kutlu gündü öyle! Ne tarifsiz bayram. Sevinç ve şükür ile Ulu Mabed’te başlar secdede…
Ayasofya; seni öz yurdundaki esaretten kurtarmak adına Serdengeçti, Necip Fazıl, Mehmed Şevket Eygi, Yavuz Bahadıroğlu, Ali Ulvi Kurucu, Nurettin Topçu, Bediüzzaman Said Nursi, Eşref Edip, Peyami Safa, Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl, Şule Yüksel Şenler, Mustafa Armağan, İbrahim Hakkı Konyalı, Yavuz Bülent Bakiler, Eşref Edip, Cevat Rifat Atilhan, Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Arif Nihat Asya, Ali Ulvi Kurucu, Mehmet Niyazi, İsmail Kandemir gibi nice müdafiin vardı. Yılmadan yazdılar, çizdiler, dava ettiler…
Zaferden emin bir seferdi onlarınki. Bu davada bir saman çöpü, bir Kıtmir olmak vardı…
Sinan Canan’ın deyişiyle:“Cesaret varsa esaret de eninde sonunda ortadan kalkacaktı.”
***
330 yılında İmparator Konstantin tarafından açılan Katedral Ayasofya, 1 Haziran 1453’ün ilk Cuma namazından sonra Fatih Sultan Mehmed’ in ifadesiyle “Müslüman” yapılmıştı.
Bu kritik dönüm noktasından 481 yıl sonra Ayasofya Camii müzeye çevrildi. Ayasofya’ ya 1935 yılında layık görülen bu feci muamelenin anlamını gelin Prof. Dr. Aykut Köksal’dan dinleyelim; “Türkiye Cumhuriyeti, tarihindeki süreklilik zinciri üzerinden bir millî kimlik oluşturmak yerine, seçmeci davranmış geçmişteki bazı arzu edilmeyen bölümleri (mesela Osmanlı’yı) toplumsal hafızadan silmek ve sadece arzu edilenleri öne çıkartmak suretiyle kendince kurmaca ve seçmece bir yapay tarih oluşturmaya girişmiş hatta bu uğurda neredeyse Osmanlı etiketli bütün değerlerin üzerine bir Haçlı Seferi açmıştır.”
Ayasofya Camii’ni biz Batılı devletlerin daha Balkan Savaşı yıllarından itibaren canlanmış olan Haçlı zihniyetine rehin verdik. Baskılarına boyun eğdik. ”Kilise olmayacaksa cami de yaptırmayız” şeklindeki İngiliz menşeli formüle 1932-35 yılları aralığında teslim olduk!
Fatih’in Kızıl Elma’sı Doğu Roma’nın kalbi Ayasofya’nın kara yazısında çarmıha gerilmek mi vardı?
“Kim ki batıl gerekçelerle bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya vakfın tebdili için gayret gösterirse (…) Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun”.
Ebu’l Feth Sultan Mehmed’in Ayasofya Camii Vakfiyesi’ne bu tel’ini ekletmesi basiretinin tezahürü değil de neydi? Sultan Abdülmecid’in Fossati kardeşlere yaptırdığı Ayasofya Camii’nde ibadet eden Müslümanların gösterildiği resimlerde, hâkeza Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin Ayasofya’dan ayrılmasını imkansız kılan 7 buçuk metrelik dev levhalarında gördüğümüz de aynı basiretin huzmeleri değil miydi?
“Ayasofya kimin mülküydü?” sorusuyla devam edelim. Bu soruya verilecek en manidar cevap Tursun Beğ’ den: “Ayasofya nâm kilise ki cennetten bir ayettür.” Ayasofya, yapılışıyla bir haberdi. Doğu’nun yeni bir din hareketine gebe olduğunu muştuluyordu. Ayasofya gecenin bittiği ve henüz güneşin doğmadığı vaktin eseri bir fecr-i sadıktır ve bütün anlamıyla İslam’a aittir.
“857’de İstanbul’un fethinde tarihin tribününde Hz. Peygamber (sav) vardı ve törenin bittiği nokta Ayasofya’ydı.”
Lakin Ayasofya Fatih’e geçene kadar bizzat Hıristiyanlar tarafından iki defa yağmalanmıştı. Fatih’ten önce yetim, bakımsız, sahipsiz ve Ortodoksların gözünde değerini kaybetmiş; ıssız ve yaralı bir kutsal mekân hüviyetine bürünmüştür. Nitekim 29 Mayıs 1453’ te Fatih Sultan Mehmed saygıyla içeriye girdiği Ayasofya’da secde-i şükrana kapanmış ardından Ayasofya’nın kubbesini 360 derece dolaşarak, İstanbul’ u buradan doyasıya seyretmiş ve “İstanbul çok güzel bir kızmış fakat ne yazık ki bakımsız kalmış, ümmet-i Muhammed’in elinin ona değmediği buradan belli” sözleri dilinden dökülmüştür.
Harabeye yüz tutan İstanbul’ u ve onun incisi Ayasofya’yı “güzel komutan” Fatih ve onun “güzel askerleri” ihya edecek adeta onu asıl, Fetihten sonra adım adım köşe bucak defalarca fethedeceklerdir.
Ayasofya, Fatih’le beraber dirilmiş, “Ulu Camii” statüsüyle cami hiyerarşisinin zirvesine çıkarılmış ve asırlar boyu protokolde daima ilk sırayı almıştır. İmamları, müezzinleri, hatipleri ve bütün görevlileri en iyiler arasından seçilmiş; Osmanlı onu öz eseriymiş gibi hasretle bağrına basmıştır.
482 yıl Ayasofya’yı ilmek ilmek dokuyarak Müslümanlaştırmış ve Yahya Kemal’in deyişiyle: “İstanbul’da mekanı değil zamanı fethettiklerini göstermişlerdir.” Aceleci ve radikal olmadan, teenniyle hareket etmiş, rahmetli Mehmet Genç Hoca’nın tespitiyle, karşısına Sultan Ahmed Camii’ni kondurabilmek için Fetih’ten sonra yaklaşık 160 yıl sabırla beklemeyi de bilmişlerdir.
Satırlarımın menbaı Kapı Yayınları’ndan çıkan “Ayasofya Entrikaları” adlı kitabı bu davayı etraflıca öğrenmek isteyenler için önemle tavsiye edip, 86 yıl sürecek bir sekteden sonra Ayasofya’yı çarmıhtan kurtaran Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan, -“Ayasofya’nın ikinci Fatih’inden” mi demeliydim- hoş bir anekdotla son verelim mi satırlarımıza;
Sultanahmet Meydanı’nda bir miting yapıyoruz. O mitingde Üstad Necip Fazıl eliyle gösteriyor ve şunu söylüyor:
“Ayasofya bir gün açılacak! Açılacak! Açılacak!
Gençler, bugün mü yarın mı bilemem; fakat Ayasofya açılacak!
Kaybedilen bütün manalar, zincire vurulmuş kan revan içinde masumlar gibi ağlaya ağlaya üstünü başını yırta yırta onun açılan kapılarından dışarıya vuracak. Öylesine açılacak ki bu millete iyilik etmiş sanılan kötülerle, kötülük etmiş sanılan iyilerin gizli dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek!”
Ben de takdimi yapıyordum.
Elhamdülillah, Ayasofya’yı açmak da bize nasip oldu.”
Fatih’in torunu; fethin mübarek, devlet-i ebed müddet ola!