Ankara'da sadece zirve yapılmayacak, NATO'nun geleceği yazılacak
Ankara, 7-8 Temmuz'da sadece bir NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapmayacak. Görünen o ki, ittifakın önümüzdeki on yılını şekillendirecek kararların zemini de Ankara'da hazırlanacak.
Bazen bir zirvenin önemi, sonuç bildirgesinde yazanlardan değil, perde arkasında verilen kararlardan anlaşılır. Ankara Zirvesi de tam böyle bir toplantı olacak.
Çünkü NATO artık eski NATO değil.
Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa'nın yıllardır ihmal ettiği askeri kapasitesini yeniden gündemin ilk sırasına taşıdı. Donald Trump'ın yeniden Beyaz Saray'a çıkması ise ABD'nin Avrupa'ya bakışını değiştirdi. Washington artık açık şekilde, "Avrupa kendi güvenliğinin yükünü daha fazla üstlenmeli" diyor.
İşte Ankara'da bunun nasıl yapılacağı konuşulacak.
Son dönemde sıkça dile getirilen "NATO 3.0" kavramı aslında yeni bir dönemin adı.
Bu anlayış, NATO'nun sadece siyasi dayanışma üreten bir yapı olmaktan çıkarak doğrudan askeri güç üreten bir ittifaka dönüşmesini hedefliyor.
Artık mesele savunma bütçelerini artırmak değil.
O bütçelerin fabrikalara, üretim hatlarına, mühimmata, hava savunma sistemlerine ve caydırıcı askeri güce dönüşmesi bekleniyor.
Ankara'daki zirvenin en kritik başlıklarından biri de bu olacak.
Türkiye ise bu değişimin dışında kalan bir ülke değil.
Tam tersine, son yıllarda yaşanan gelişmeler Ankara'yı NATO içinde farklı bir noktaya taşıdı.
Karadeniz'de izlenen denge politikası...
Savunma sanayiindeki üretim kapasitesi...
İHA ve SİHA teknolojilerinde ulaşılan seviye...
Mühimmat üretimindeki artış...
Avrupa ülkeleriyle hızla gelişen savunma iş birlikleri...
Bütün bunlar Türkiye'yi artık sadece NATO'nun güney kanadını koruyan bir müttefik olmaktan çıkarıyor.
Türkiye, ittifakın üretim kapasitesini artıran ülkelerden biri haline geliyor.
Bu nedenle Ankara Zirvesi sırasında düzenlenecek NATO Savunma Sanayii Forumu da en az liderler toplantısı kadar önemli.
On milyarlarca dolarlık savunma anlaşmalarının konuşulduğu bir organizasyon, aslında NATO'nun yeni önceliklerini de gösteriyor.
Artık savaşların kaderini sadece cephedeki asker sayısı belirlemiyor.
Üretim yapan fabrikalar..
Çalışan savunma sanayii...
Mühimmat stokları...
Teknolojik üstünlük...
En az ordular kadar belirleyici hale geliyor.
Türkiye'nin avantajı da burada ortaya çıkıyor.
Yıllardır yapılan savunma sanayii yatırımları bugün sadece Türkiye'nin güvenliğine değil, NATO'nun geleceğine de katkı sağlayan stratejik bir kapasiteye dönüşmüş durumda.
Ancak tablo tamamen sorunsuz değil.
Avrupa Birliği içindeki siyasi engeller devam ediyor.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin savunma projelerinde Türkiye'yi dışlamaya yönelik girişimleri hâlâ masada duruyor.
Bu nedenle Ankara'nın önümüzdeki dönemde hem Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilerini güçlendirmesi hem de Washington ile savunma alanındaki sorunları azaltması önem taşıyor.
Son dönemde F110 motorları konusunda atılan adımlar, ilişkilerin yeniden normalleşmesi açısından dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Ankara Zirvesi'nin sonunda belki yeni bir ittifak kurulmuş olmayacak.
Ama NATO'nun nasıl bir ittifak olacağı büyük ölçüde netleşecek.
Savunma sanayii, üretim kapasitesi ve askeri caydırıcılık artık yeni dönemin anahtar kavramları olacak.
Ve görünen o ki, bu yeni dönemin ilk sayfası Ankara'da açılacak.
Türkiye ise bu hikâyeyi sadece izleyen değil, yazan ülkelerden biri olma iddiasını ortaya koyacak.