Sonradan Gelen Vahiyler Partisi
Türk siyasetinde bazı açıklamalar vardır; insanı hayrete düşürür. Bazılarıysa hayretin de ötesine geçer, zaman kavramını yeniden tanımlamaya kalkar. CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır'ın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yaptığı son açıklamalar tam da bu kategoriye giriyor.
Başarır, yıllarca genel başkanının yanında yürüdüğü, emri altında siyaset yaptığı, adaylık sürecinde tek bir itirazını kamuoyuna duyurmadığı Kemal Kılıçdaroğlu'nu bugün dönüp CHP'nin seçim kaybetmesine yol açan "özel görevli" olmakla suçluyor.
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Eğer Kemal Bey gerçekten böyle bir görevle hareket ediyorduysa, siz o sırada ne yapıyordunuz?
Çünkü burada iki ihtimal var.
Birinci ihtimal şu: Kılıçdaroğlu gerçekten CHP'yi seçime götüren, aday belirleyen, kampanyayı yöneten ve sonunda partiyi kaybettiren bilinçli bir aktördü. O halde yıllarca en yakınında bulunanların bunu fark etmemiş olması büyük bir siyasi basiretsizlik örneğidir.
İkinci ihtimal ise daha basit: Böyle bir şey hiç olmadı.
Başarır'ın açıklamaları ilginç biçimde her iki durumda da kendi siyasi siciline çarpıyor. Çünkü ya yıllarca partisinin başındaki kişinin ne yaptığını anlayamamış bir yönetici profili ortaya çıkıyor ya da bugün siyasi pozisyonuna uygun yeni bir hikâye yazılıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise CHP'de son dönemde ortaya çıkan yeni siyasi tür: Geçmişi yeniden keşfedenler.
Bu ekole göre dün alkışlanan kararlar bugün sabotaj, dün "tarihi liderlik" olarak sunulan tercihler bugün "operasyon", dün omuz omuza yürünülen siyasetçiler bugün gizli fail.
Ne kadar zaman geçerse geçsin, sorumluluk hep başka birine ait.
Seçim kaybedilir; suçlu eski genel başkan.
Belediye seçimi kazanılır; başarı yeni yönetimin.
Parti içi kriz çıkar; sorumlu geçmiş yönetim.
Parti içi koltuklar paylaşılır; bunun adı değişim.
Bu yaklaşımın en ilginç tarafı ise hafızayı tamamen seçici kullanması. Çünkü aynı isimler seçim döneminde Kılıçdaroğlu'nun adaylığını desteklerken, kampanya sahnesinde boy gösterirken, televizyon ekranlarında seçimi kazanacaklarını anlatırken herhangi bir "özel görevli" uyarısında bulunmuyorlardı.
Demek ki ya büyük bir komplonun içindeydiler ya da bugün anlattıkları hikâyeye kendileri de inanmıyorlar.
Siyasette özeleştiri zor iştir. Hele Türkiye'de daha da zordur. Çünkü başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmek yerine geçmişe dönüp yeni suçlular üretmek çok daha konforludur.
Fakat seçmen hafızası, siyasetçilerin sandığı kadar kısa değildir.
Dün aynı masada oturduğunuz, aynı kürsüde alkışladığınız, aynı seçim bildirgesine imza attığınız insanı bugün dönüp "gizli görevli" ilan ettiğinizde ortaya çıkan şey siyasi analiz değil, siyasi komedi olur.
Ve komedinin en eğlenceli tarafı da şudur:
Eğer anlattıklarınız doğruysa, yıllarca kandırılmışsınız.
Eğer doğru değilse, bugün kandırmaya çalışıyorsunuz.
Her iki durumda da ortaya çıkan tablo, iktidar alternatifi olmaktan çok bir itiraf metnine benziyor.