Vicdanı nereye koyacağız?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ahlaki çöküntü yaşıyoruz!
Bu inkar edilemez bir hakikat. 90 Milyona ulaşan nüfusumuzla, dünya geneline yayılan Türk varlığıyla gerçekten büyük bir ülke olduğumuz aşikar.
Devletimiz ve hükümetimiz yirmi yıldan bu yana "Devlet-Millet" arasında bir "Aidiyat" köprüsü inşa etmeyi başararak milli ve manevi değerlerin etrafında birleşen bir gençlik var etme çabasında samimi ve kısmen başarılı.
Hükümet elinden geleni yapıyor,
ancak tüm bu çabalara rağmen toplumun çeşitli kesimlerinde gündeme gelen ahlaksızlık, uyuşturucu ve madde kullanımı, özellikle siyasi arenada gündeme gelen rüşvet ve irtikap iddiaları o kadar arttı ki, koca koca Belediye başkanları bunun için çete kurmak iddiasıyla yargılanıyor.
Herkesin başına bir ahlak polisi dikemez ki, devlet!

Kimi Yirmili yaş gurubu konser, hoplama, zıplama neredeyse orada!
Geleceğe ilişkin neredeyse hiçbir Planlama yapmadan heyecan arayıp duruyor.
Birçoğunun evde çorbanın nasıl kaynadığından bile haberi yok.
Baba bu evi nasıl çeviriyor, neleri göğüslüyor, nelere katlanıyor düşünmüyorlar bile.
Ahlaki çöküntünün sebeplerini ana başlıklarda incelemeye kalksanız onlarca paradigma ortaya çıkar.
Fakat ben bu Bahsin en önemli ana başlığının "Vicdan" üzerinden okunması gerektiğini düşünüyorum.
-Vicdan ve empati!

Yukarı da baba dedim de aklıma geldi: Geçtiğimiz hafta sosyal medyada çok konuşulan bir olay vardı. İstanbul'da bir Belediye başkanının, Suriyeli bir esnafın dükkanını kapatma görüntüleri yansımıştı. Belediye özellikle yayınlamıştı.
Başkanın dikkat çeken tavrı ve ses tonlamasıyla dükkana girip Suriyeli bakkala ders verip haddini bildirmesi görüntüleri haber kanallarında manşet oldu.
Benim ve birçok vatandaşın aklında kalan ise bakkalın şaşkın ve çaresiz bakışı oldu.
Başkan ruhsatını neden almadın diye soruyor ya; Dışardan bakan için haklı bir gerekçedir. Esasında yasalar açısındanda haklı bir taleptir.
Ve fakat; Belediyelerden bir ruhsat çıkartmanın zorluğuda bir başka meseledir. 
Belediyeler diyorum çünkü sadece mevzu bahis yer için söylemiyorum.
Sanıldığı gibi belediye hemen ruhsat başvurusu yapana birkaç gün içinde ruhsat vermiyor. Bazen keyfi olarak zorluk çıkaranlarda olabiliyor.
Özellikle söz konusu Suriyeli olunca "Başkesen Mustafa" olup çıkıveriyor bazıları.
Hatırlarsanız eski Bolu Belediye Başkanı Tanju'da bu güruhtandı.
Savaştan kaçıp ülkemize sığınan gariban Suriyelilere suyun fiyatını yüz kat artırmış, işyerine ruhsat vermemiş, nikah kıymalarını engellemek için salon bile vermiyordu.
Bu şahıs şimdi hapishanede Tam 402 yıl hapisle yargılanıyor. Suçu rüşvet, vurgun, irtikap! Yani bu ırkçı herif iddiaya göre milletin malını zimmetine geçirmek iddiası ile yargılanıyor.
Bir de yeni dava açıldı hakkında. Belediye çalışanı bir kadın, kendisini işten çıkarma tehdidiyle cinsel ilişkiye zorladığını ve defalarca ilişkide bulunduğunu söyledi. Kadının iddiasını Tanju'nun şoförü doğrulayarak, savcılığa verdiği ifadesinde, Tanju'nun isteğiyle kadını defalarca otele götürdüğünü söyledi.
İddialara göre hem hırsız, hem ahlaksız!
Başkanlığının ilk günlerinde, Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz'da, CHP'li olduğu dönemde özellikle Suriyeli esnafa sert denetimleriyle gündeme gelmişti. Arapça levhaları kaldırtmıştı. Hatta belediyenin nikah memuru, İHH Gaziantep İl Başkanı kardeşimizin oğlunun nikahında "Filistin poşusu" ile girilmesine ve dua edilmesine dahi tahammül edememişti. Bu hadise muhafazakâr kamuoyunda ciddi tepkilere yol açmış ve uzun süre tartışılmıştı.
Neyse ki; CHP'li başkan Yılmaz, AK Parti'ye katılarak "Mücahit Başkan" unvanına nail oldu. Büyük bir aydınlanma yaşamış olmalı ki; Artık Filistin mitinglerinde elinde Filistin Bayrağı ile ön saflarda yürüyor...
Konu nasıl buraya geldi şaşırdım doğrusu!
Kalem işte, rahat durmuyor ki!
Mesele baba ve çocuklarından açılmıştı sahi!
Çorba dedik, ekmek kavgası dedik. Yani baba olmak zor iş!
Evlatlar çoğu kez babanın kıymetini baba ölünce anlar. Zira o boşluğu hiçbir şekilde dolduramazlar.
İşte konu böyle gelişiverdi.

Bir baba olan bu  bakkal amca, dükkanından kazandığı üç kuruşla kimbilir kaç kişiye çorba kaynatıyor?
Otuz yıllık gazetecilik hayatımda öyle kudretli nüfuzlu gördüm ki, makam elden gidince kimsenin selamını bile almadığı!
Kendini parklara atıp konuşacak yaren arayanı!
Ah insan ah!
Def-i hacet eylemek için iki büklüm olursun. Gün gelir sidiğini tutamazsın. Gün gelir yatağa mahkum olursun yine de acziyetini anlamazsın...
Mahkeme kadıya mülk değil!
Allah'ın nasip ettiği makamı iyilik yapmak için kullanmak gerek. Sahip olunan yetkiyi ceza vermek için değil, yardımcı olmak yol göstermek ve derman olmak için kullanmak lazım..

Mesela;  Adamın dükkanı kapatılacağına, bir ay müsaade verilip ikaz edilebilirdi. Hatta ruhsatını almasına yardımcı olunup adamcağızın derdi giderilebilirdi!
Bu daha insanı ve vicdani olurdu. Ayrıca sayın Belediye Başkanı'na daha çok yakışırdı.
"Kapatın burayı kapatın!"
Olmadı başkan, hiç hoş değil!

Kapatın madem; Biz de Merhum Alev Alatlı'nın o meşhur cümlesiyle kapatalım: "Yasal olan herşey meşru değildir"
Vicdanı nereye koyalım?