Yörünge Çöplüğü
İnsanlık tarih boyunca egemenlik alanlarını genişletmekle meşguldü. Bu meşguliyet ilk insanlardan başlayarak günümüze kadar devam ediyor. Bu durum sadece karayla sınırlı kalmadı. Önce denizlerde, ardından teknolojinin gelişmesiyle havada bu mücadele sürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından bu mücadele uzaya taşındı. Dönemin yüksek teknolojili devletleri uzaydaki egemenlik iddiaları ile gündemden düşmüyordu.
Tabii bu egemenlik mücadelesi beraberinde çok daha büyük problemleri getirdi. Tarihteki en büyük çevresel krizlerden birisi bugün uzayda yaşanıyor. Siber dünyanın ve küresel iletişimin kalbi olan uzayda bugün tam bir hukuksuzluk yaşanıyor. Hukukun yeryüzünde bile problem yaşadığını düşünürsek uzaydaki problemleri tahmin edebiliriz.
Gelin bu anlattıklarımı sayılarla pekiştirelim. Uzay yörüngesinde aktif olarak çalışan yaklaşık 15.600 uydu bulunuyor. Bunların dışında 3.000'e yakın uydunun da çalışma süresi dolmuş, arızalanmış veya kontrolü kaybedilmiş. Bu uydular da başıboş bir şekilde yörüngede hareket etmeye devam ediyor. Bu uydu çöplerinin haricinde terk edilen roket gövdeleri, uydu bileşenleri, çarpışma kaynaklı enkazları sayarsak sayı toplam 33.000 civarında.
Bu parçaların uzayda izledikleri hızın yaklaşık 28.000 km/saat olduğunu düşünürsek sorunun vahametini daha çok fark edebiliriz. Bu bahsettiğim parçalar en az 10 cm'den başlıyor. Bir de bunların 10 cm'den küçük olanları var. Bunların boyutu her ne kadar az olsa da sahip oldukları kinetik enerji büyük patlamalara yol açabilir.
Bilim insanları daha önce ‘Kessler Sendromu'ndan’ bahsetmişlerdi. Bu sendromun asıl meselesi anlattığım bu kalabalıkta yaşanacak ilk patlamaların zincirleme bir etkiye sahip olabileceği, bu patlamaların aktif uydulara ulaştığı anda ise bizleri sıkıntılı zamanların beklemesiydi. Günümüzde dijital çağda yaşadığımızı düşünürsek, internetin, bankacılığın ve GPS gibi sistemlerin arızalanması demek. Küresel lojistiğin yaşayacağı problemi şimdi daha iyi tahmin edebiliriz.
Dünyadaki gibi kapsamlı bir hukukun olmaması bu işlerin önünü daha çok açıyor. Uzayda bahsettiğimiz hukuk 1967 yılında dönemin iki süper gücü ABD ve SSCB'nin gövde gösterisi için uzaya taşıdıkları nükleer silahları engellemek amacındaydı. Tabii o yıllarda düzenlenen bu hukuk sistemi bugünleri yani, özel şirketlerin uzaydaki bu etkilerini, geri kalan devletlerin de birtakım çalışmalar altında uzayı bu kadar kirleteceğini öngörmemişti. Bugün özel şirketlerin gönderdiği uydular da birçok devleti arkasında bırakıyor.
Bu temizlik meselesi hukukun en sıkıntılı tarafını oluşturuyor diyebiliriz. 1972 yılında alınan kararda "hangi devletin uzay aracıysa arkasında enkaz bırakan, o devlet sorumludur" mantığı vardı. Ancak yıllar sonra bu enkazların tespit edilemeyeceği gerçeği fark edildi. Bahsettiğimiz yer deniz ya da kara değil. Devasa bir yerden bahsediyoruz. Üstelik başka bir devletin temizlik amacıyla da olsa kendisine ait olmayan uyduya müdahale etmesi bir savaş sebebi olarak görülüyor. Bu uydu çöp bile olsa sonuçta başka bir devlete ait çöp.
Bir de uzayda bu çöpler için üretilen teknoloji belirli durumlarda devletlerin kendi aralarında, uydularını bloke etmesi için de kullanılabilir. Bu durum ise siber ağın kalbi olan uzaya herkesin ayrı bir tereddüt içerisinde bakmasına sebep oluyor. Devletlerin ya da özel şirketlerin birbirlerine bu kadar güvenmemesi de gayet normal bir durum.
Sonuca gelirsek herkesin faydalandığı ancak kimsenin tam olarak sorumlu tutulamadığı bu devasa boşluk için yeni hukuk kuralları olması lazım. Bugün önünü alamazsak yakın gelecekte yaşayacağımız sorunlar dijital çağın en büyük krizlerini oluşturur.