Betonun Yükseldiği Sitelerde Parti Teşkilatı Nasıl Kurulur?
Modern şehir; insanı aynı anda hem kalabalığın içine hem de yalnızlığın merkezine yerleştiren büyük bir paradoks... Apartmanlar yükseldikçe temas azalıyor; güvenlikli siteler çoğaldıkça insanlar birbirine daha mesafeli hale geliyor. Aynı asansöre binenler birbirinin adını bilmiyor, aynı blokta yaşayanlar birbirinin yasından habersiz yaşıyor. Fiziksel yakınlık artarken toplumsal temas zayıflıyor.
Sosyolog Georg Simmel, modern metropol insanını anlatırken “kalabalıklar içindeki yalnızlık” kavramını kullanır. Ona göre büyük şehir, bireyi özgürleştirirken aynı zamanda onu duygusal olarak izole eder. İnsan, metropolde görünürde herkesle birliktedir; fakat hakikatte kimseyle temas halinde değildir. Bugün İstanbul’un yeni site kültürü tam olarak böyle bir sosyolojik iklim üretiyor.
İstanbul yalnızca büyümüyor; aynı zamanda değişen bir şehir antropolojisinin merkezi haline geldi. Mahalle fikri çözülürken, yeni bir şehir dili oluşuyor. Açık kapılar yerini güvenlik kodlarına, sokak sohbetleri dijital bildirimlere, komşuluk ise yöneticisi belli ama birbirini tanımayan bloklara bırakıyor.
Tam da bu nedenle AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir’in ortaya koyduğu “Her Site Bir Teşkilat” yaklaşımı, klasik bir saha çalışmasından çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu çalışma, siyasi organizasyondan öte; modern şehirleşmenin ürettiği toplumsal çözülmeye karşı geliştirilmiş yeni bir temas teorisi gibi.
Mesele, şehirde kaybolan insanı yeniden toplumsal hayatın öznesi haline getirebilmek.
Zygmunt Bauman, modern dünyayı “akışkan toplum” olarak tarif eder. Ona göre çağımızın en büyük problemi, insanların artık hiçbir yere ait hissedememesidir. Aidiyetin zayıfladığı yerde toplumsal direnç de zayıflar. Abdullah Özdemir’in konuşmasında özellikle vurguladığı “güçlü aidiyet” meselesi tam da bu yüzden önemlidir. Çünkü şehir yalnızca yollarla değil, gönül bağlarıyla ayakta kalır.
Bir dönem mahalle kültürü, Türkiye’nin görünmeyen sosyal güvenlik sistemiydi. Hasta olanın kapısı çalınır, cenazesi olan yalnız bırakılmaz, çocuklar birlikte büyürdü. Şimdi ise binlerce kişinin yaşadığı sitelerde insanlar birbirine yalnızca aidat toplantılarında rastlıyor. Modern şehir konfor üretti; fakat aynı zamanda büyük bir hissizlik de üretti.
Bu yüzden “Her Site Bir Teşkilat” meselesini yalnızca politik bir organizasyon modeli olarak okumak eksik olur. Bu yaklaşım, aynı zamanda bir şehir sosyolojisi müdahalesidir. Betonun yükseldiği yerde bağı yeniden kurma çabasıdır.
Abdullah Özdemir’in konuşmasındaki en dikkat çekici cümlelerden biri şuydu:
“Yakın mesafeler içinde uzak hayatlar oluştu.”
Aslında modern şehir krizinin özeti tam olarak budur.
Bugün Başakşehir’deki Metrokent Sitesi örneği üzerinden verilen tablo oldukça çarpıcıdır: 20 dönümlük bir alanda 8 bin 300 insan yaşıyor ve 15 ayrı seçim sandığı bulunuyor. Bu, artık bir sitenin klasik anlamda “konut alanı” olmaktan çıkıp, başlı başına mikro ölçekte bir şehir olduğu anlamına gelir.
Dolayısıyla siyasetin eski reflekslerle devam etmesi zaten mümkün değildir. Çünkü hayatın ritmi değişmiştir. Siyaset, hayatın aktığı yere yönelmek zorundadır.
Çalışma anlatılırken özellikle vurgulanan; site temsilcilerinin yalnızca siyasi temas kuran kişiler değil, aynı zamanda yaşlılarla ilgilenen, gençlere ulaşan, çocuklara yönelik faaliyet organize eden bir sosyal dayanışma ağı olmasıdır.
Bu önemli. Çünkü güçlü toplum, yalnızca ekonomik büyüklükle değil; birbirine temas eden insanlar sayesinde oluşur.
Modern çağın en büyük problemi, insanların yalnızlaşması değil; yalnızlığın normalleşmesidir. İşte bu yüzden bu çalışma, toplumsal bağın yeniden inşası meselesidir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994’ten itibaren kurduğu siyasal dilin merkezinde de bu vardı: temas. İnsanla doğrudan temas. Mahalleyle temas. Hayatla temas.
Bugün “Her Site Bir Teşkilat” modeli, aslında bu geleneğin yeni şehir hayatına adapte edilmiş halidir. Mahalle hamileri, sokak gönüllüleri ve site temsilcileri üzerinden kurulan yeni yapı; İstanbul’un değişen sosyolojisine verilmiş güncel bir cevaptır.
Çünkü şehir değişiyor.
Ve şehir değişirken, siyasetin dili de değişmek zorunda.
Ama değişmeyen tek şey şu:
İnsana dokunmadan hiçbir hareket kalıcı olamaz.
Belki de meselenin özü tam olarak burada yatıyor.
Modern şehir, insanı birbirinden uzaklaştırıyor olabilir.
Ama hâlâ birileri kapıyı çalmayı hatırlıyorsa, o şehir için umut vardır.