HAMANEY GERÇEĞİ: KÖKENİ TÜRK BİR LİDERİN PERS KİMLİĞİNE GEÇİŞİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yıllardır İran’ın ideolojik ve dini merkezinde oturan Hamaney hakkında az bilinen bir gerçek var: O, aslında bir Türk.

Kökleri Tebriz’e, yani Azerbaycan Türklerinin yurduna dayanıyor.

İran’ın en tepesindeki isim aslında bir Azerbaycan Türkü. Peki bu kimlik, İran siyasetinde neden görünmez kılınıyor?

Ayetullah Ali Hamaney1939 yılında Horasan-ı Rezevi eyaletine bağlı Meşhed şehrinde dünyaya geldi. Aslında o, Tebriz kökenli bir Azerbaycan Türkü ailesinin çocuğu. Zira babası Seyyid Cevad Hamaney, Tebrizli tanınmış bir din âlimiydi; Meşhed’e yerleşerek yıllarca medrese hizmetini sürdürdü. Dolayısıyla Hamaney, İran topraklarında doğup Azerbaycan kimliğinin içinde büyüyen bir Türk olarak yetiştiği anlaşılıyor..

Ancak, günümüzde  bu kökenini geri planda tutarak, kendini Şii ideolojisinin temsilcisi ve Pers milliyetçiliğinin koruyucusu olarak konumlandırıyor.

Oysaki eşi Mensure Hamaney de Meşhed doğumlu olup, evlenmeden önceki soyadı Bakırcızade’dir.Bu soyisim esasen, Azerbaycan Türklerinin soyadlarında sıkça rastlanan bir kökene işaret ediyor. Özetle hem Ali Hamaney’in hem de eşinin kökenleri, İran’daki geniş Türk nüfusunun temsilcisi olduklarını gösteriyor.

Ancak ilginç olan, bu kökenlerin siyasette ve kimlik politikalarında çoğu zaman görünmez kılınması ve bastırılmasıdır. 

İRAN’DA TÜRKLER: NÜFUSUN ÜÇTE BİRİ, SİSTEMDE GÖRÜNMEYENLER

Bugünaçık kaynak verilerine göre  İran nüfusunun yaklaşık %35 ila %40’ı Türk kökenli. Yani 90 milyonluk ülkede 30 milyona yakın Türk kökenli insanın yaşadığı görülüyor. .Fakat devletin en üst kademelerinde bu oranı yansıtan bir temsil bulunmuyor. Pezeşkiyan hariç. 

Üstelik Hamaney’in Türk olması, Türklerin rejim içinde güç kazandığı anlamına da gelmiyor. Hatta aksine, Pers merkezli Şii ideolojisi, Türk kimliğini adeta görünmez hale getirdi. Bu da İran’da “Türk” olmanın; çoğu zaman “Şii ümmetin parçası” denilerek nötralize edildiğini ortaya çıkarıyor..

Ayrıca Hamaney’in temel  politikası, 2000’lerden itibaren “Şii Hilali” stratejisiyle somutlaştığı biliniyor.  İran’dan başlayıp Irak, Suriye ve Lübnan’a uzanan yaklaşık 2.200 kilometrelik bir nüfuz hattını kapsıyor. Yaklaşık olarak Irak nüfusunun %60’ı, Lübnan’ın %30’u, Suriye’nin %15’i Şii veya Şii’ye yakın topluluklardan oluşuyor. İşte bu hat, İran için sadece mezhepsel değil, jeopolitik bir kalkan olarak ta kabul ediliyor tabi aynı zamanda, İsrail’in kuzeye doğru genişleme korkusuyla da örtüşen bir koridoru temsil ediyor. 

İSRAİL VE İRAN: AYNI HARİTADA FARKLI HAYALLER

İsrail’in tarihsel ideolojisi olan “Arz-ı Mev’ud” (Vaat Edilmiş Topraklar), Nil’den Fırat’a kadar uzanan bir coğrafyayı kapsıyor. İran’ın “Şii Hilali” ise Fırat’tan Akdeniz’e kadar ilerliyor.

Farklı inançlardan doğan iki zor strateji, aynı haritada çakışıyor. İsrail “Tanrı’nın vaadi”nden, İran “Mehdi’nin zuhurundan” söz ediyor.

Ve bu iki hattın kesişim noktasında bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye oturuyor. 

Nitekim İran’ın tarihi, Türkiye’ye  mecburiyetin de tarihini ifade eder. Zira; . 1980’lerde İran-Irak Savaşı sırasında nefes borusu Türkiye’ydi. Ardından 1990’larda ambargolarda ticaret Türkiye üzerinden yürüdü. Yine de Tahran ideolojik olarak Türkiye’yi her daim rakip olarak görür, ama ekonomik ve diplomatik gerçekler onu her zaman Türkiye’nin kapısını çalmasına yönlendirir.

SONUÇ İSE MEZHEP GEÇİCİ, KİMLİK KAÇINILMAZ

Hamaney’in Türk kökeni, aslında İran’ın tarihten gelen en derin çelişkisini de yansıtıyor.Keza bir yanda Türklüğü bastıran Pers ideolojisi, diğer yanda İsrail’le aynı coğrafyayı paylaşan Şii hilal hayali.

Ancak tarih göstermiştir ki; tarih,, mezhep değil kimlik üzerinden akar.

Bugün İran ne kadar farklı görünmeye çalışırsa çalışsın, Türk kimliği, bölgenin geleceğinde yeniden belirleyici olacaktır.

Ve ne olursa olsun, İran yine dönüp dolaşıp Türkiye’den yardım ve destek  isteyecektir.