Ukrayna savaşında barışın kapısı nereden açılabilir?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Rusya-Ukrayna savaşında dört yılı geride bırakırken, diplomasi yeniden sahnenin kenarından merkeze doğru ilerliyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım var: Bugün konuşulanlar henüz savaşın sona erdirilmesine yönelik kapsamlı bir barış anlaşmasının işaretleri değil. Daha çok, tarafların çatışmanın belirli alanlarında birbirlerinin karşısına oturabilecekleri ihtimalinin yeniden güçlenmesi söz konusu.

Bu ayrım, savaşın geleceğini anlamak bakımından önemli.

ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’in Moskova ve Kiev temasları, Washington’ın savaşın sonlandırılması konusunda diplomatik kanalları zorlamaya devam ettiğini gösteriyor. Moskova ile Kiev’in açıklamalarındaki farklılıklar ise temel sorunların hâlâ yerinde durduğunu ortaya koyuyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde asıl mesele, tarafların bir anda kapsamlı bir uzlaşmaya varması olmayabilir. Daha sınırlı alanlarda güven tesis edecek adımların atılıp atılamayacağı önem kazanıyor.

Önce küçük anlaşmalar mı?

Bunun için en elverişli başlıklardan biri enerji altyapısı.

Ukrayna ve Rusya'nın enerji tesislerine yönelik saldırıları, yalnızca cephedeki askeri dengeleri etkilemiyor. Özellikle kış aylarında Ukrayna'nın enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğuruyor. Aynı zamanda enerji piyasalarındaki dalgalanmalar savaşın ekonomik etkisini sınırların çok ötesine taşıyor.

Bu nedenle enerji tesislerinin hedef alınmamasına yönelik sınırlı bir mutabakat, tarafların birbirlerine siyasi taviz vermeden gerçekleştirebilecekleri bir ilk adım olabilir.

Karadeniz de ikinci önemli alan.

Tahıl ve gübre ticaretinin güvenliği, ticaret gemilerinin seyrüseferi ve deniz güvenliği konusunda sağlanabilecek bir uzlaşma, savaşın taraflarının yanı sıra bölge ülkelerinin de çıkarına. Burada Türkiye'nin konumu özellikle dikkat çekiyor.

Ankara'nın Moskova ve Kiev ile aynı anda konuşabilmesi, daha önce tahıl girişiminde üstlendiği rol ve Karadeniz'deki stratejik konumu Türkiye'yi doğal bir diplomatik temas noktası haline getiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin 23 Eylül'de New York'ta yaptığı görüşmede de Türkiye'nin arabuluculuk rolünün gündeme gelmesi bu açıdan anlamlıydı.

En zor eşik yine aynı yerde

Fakat bütün bunların önünde çok daha büyük bir problem bulunuyor: Güven eksikliği.

Rusya ile Ukrayna'nın savaşın temel meseleleri konusunda pozisyonları hâlâ birbirinden oldukça uzak. Toprakların statüsü, güvenlik garantileri ve savaş sonrası Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği gibi başlıklar çözülmeden kalıcı bir ateşkesin zemininin oluşması kolay görünmüyor.

Üstelik tarafların kendi kamuoylarına karşı da ciddi siyasi sınırları var. Savaşın bunca yılından sonra masada verilecek her taviz, yalnızca karşı tarafa değil, kendi toplumlarına da anlatılmak zorunda.

Bu nedenle bugün için büyük bir barış anlaşmasından söz etmek yerine, daha mütevazı bir diplomatik hedef üzerinde durmak gerekiyor.

Esir değişimi, enerji altyapısının korunması, Karadeniz'de seyrüsefer güvenliği ve tahıl ticaretinin önündeki engellerin azaltılması...

Bunların her biri küçük görünebilir. Fakat savaşların sona erme süreçlerinde bazen büyük siyasi anlaşmalardan önce bu tür küçük mutabakatlar gelir.

Ukrayna savaşında da önümüzdeki dönemin en önemli sorusu belki şu olacak:

Taraflar barış için henüz hazır değillerse, en azından savaşın bazı alanlarını barışın dışında tutmayı başarabilecekler mi?

Diplomasinin gerçek sınavı, belki de tam burada başlayacak.