Engelleri Aşıp Da Geldi İmam Hatipliler!

Yıl 1949’u gösterdiğinde Hacı Veyiszade Mustafa Efendi Mekke’de Hac vazifesini ifa ederken yeğeni Ali Ulvi Kurucu’ya Türkiye’de İmam Hatip okullarının açılacağını söyler. Ali Ulvi Bey:
“İlerisi olmayan bir okula kim evladını gönderir ki?” der.
Bunun üzerine Hacı Veyiszâde:
“Haklısın evladım ama Allah, İslam’ın bütün dinlere olan hâkimiyetini vaat etmiyor mu? Allah’tan daha doğru sözlü kim var ki?” deyince Ali Ulvi Bey:
“Amcacığım memleketimizden haberimiz pek olmuyor; her şey battı, bitti biliyoruz. Bundan dolayı hayret etmiş bulunmaktayım” demiş.
Hacı Veyiszade ağlayarak:
“Batmadı da bitmedi de elhamdülillah. O devirler bir kefaret dönemleriydi, borcumuz vardı, ödeyebildiğimiz kadarıyla ödedik. Kapı az aralanır gibi oldu, bir ışık gözüküyor. Bir damla ışık, bir sürü yeri ışıtır değil mi? Işıyacak, ışıyacak…” demişti.
17 Ekim 1951’in Cuma günü Demokrat Parti’nin gayur Milli Eğitim Bakanı ve Hür Adam gazetesinin deyişiyle Adnan Menderes’in “uğurlu ve imanlı eliyle” 27 Mayıs darbesine bir buçuk sene kala İstanbul İmam Hatip Okulu açılıyordu.
Dini iyi bilen münevver bir zümrenin yetişmesi amacıyla İmam Hatip Okullarının açılması ve yaygınlaşması uğruna ömrünü vakfeden kurucu müdür Mahmud Celallettin Ökten o günkü sevincini şöyle dile döküyordu:
“Eve gelirken nasıl çıldırmadım; nasıl aklımı kaybetmedim; hâlâ şaşarım.”
İşte böyle büyük bir dönüm noktasıydı İmam Hatiplerin açılması.
Lakin onlar azim ve gayretle ışıldamaya başladıkça önlerine sürekli engeller kondurulacaktı. Kapatmak istediler. Sonsuza dek susturmak!
Lakin engel olamadılar. Bakanımız Yusuf Tekin’in teşbihiyle “Ömürlerinin üzerine vurulmuş bu mührü” kaldıramaya güçleri yetmedi!
Buyurun hep birlikte gidelim 28 Şubat ayazının vurduğu o hazin günlere…
Evvela 1998’den 2011’e kadar sürecek kat sayı uygulaması getirdiler. Bu uygulama öyle büyük bir adaletsizlik ve haksızlık tesis ediyordu ki bütün soruları doğru cevaplasanız bile istediğiniz üniversiteye gitmeniz imkânsızdı. İmam Hatiplilerin İlahiyat dışındaki (Hukuk, tıp, mühendislik vs.) okullara yerleşmesini engellemek amacıyla kurulan bu sistemden ötürü meslek liseleri de mağdur ediliyordu. Bu öğrencilerin Ortaöğretim Başarı Puanları (OBP) daha düşük bir kat sayı ile (0.3) ile çapılırken düz lise mezunlarının puanları daha yüksek bir katsayı ile (0.8) çarpılıyordu.
Ardından İmam Hatiplerin ortaokul kısmını kapatmak için 8 yıllık kesintisiz eğitim mecburiyeti getirildi. Böylece lise bölümüne gidecek talebe kaynağı da kurutulmuş oluyordu.
Kontenjanlar düşürülüyor, yeni İmam Hatip Okulu açılması zorlaştırılıyor, Diyanet dışında kadro alınmasına imkân tanınmıyordu.
Bitmedi. Bütün bu engelleri göze alarak İmam Hatip Okuluna gitmek isteyen kız öğrencilere başörtüsü yasağı uygulandı. Bu öyle trajikomik bir yasaktı ki öğrenciler bir derste Kur’an okuyup örtü emrini öğreniyor öteki derslerde devletin başını açma uygulamasıyla burun buruna geliyordu. Eğitim ve din tercihinde sıkıştırılmış, arafta bir nesil acımasızca okullarından kovuluyordu.
1996’nın Ekim’inde 28 Şubat’ın ayak sesleri yakından duyulurken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzlenim Dergisi’ne bir yazı gönderip İmam Hatiplilerin kalitesinden emin olduğunu vurguluyor yapılan haksızlığı dile getiriyordu.
Burada Bayezid-i Bistamî Hazretlerinden bir menkıbe soluklanıp öyle devam edelim mi mevzumuza;
“Bir gün 24 ayar som külçe altın, mahzenin karanlığında beklerken padişah kendi hazinesini ziyarete gelmiş. O sırada külçe altın, padişahın başındaki tacı görüp ona şöyle seslenmiş:
“Ey tac! Sen de altınsın ben de altınım. Farkın ne ki sen padişahın başına tac olurken ben ayaklar altında sürünüyorum?
Tac ona şöyle cevap vermiş:
“Ey külçe kardeş! Ben de bir zamanlar senin gibiydim. Beni alıp götürdüler, potalar içinde ateşle eritip kaynattılar. Ateşler içinde beni parça parça ettiler. Nice eleklerden geçirdiler, sonra toplayıp, çekiçle yüz binlerce kez dövdüler. Daha nice belalara uğrattılar. Ondan sonra beni tac yapıp padişahın başına koydular. Sırrına ortak ettiler. Sen bunca çileyi çekseydin padişahını bile beğenmezdin.
Sır taşımaya elverişli hale gelebilmek, baş tacı olabilmek nice imtihan ve belayı başarıyla kazanmaya bağlıdır.”
Şimdi İmam Hatip Okulu öğrencileri mazilerini, onlara reva görülen zulmü unutmadan zirveyi tutuyorlar;
2023 YKS Yabancı Dil alanında 500 tam puan alan İmam Hatip öğrencisi Hafız Hüseyin Furkan Erdem:
“Sınava, annemin 28 Şubat döneminde okuldan atıldığı fakültede girdim. Allah bu sınıfta bana birincilik nasip etti” diyor.
Kadıköy İmam Hatip Lisesi öğrencileri “Hafızım. İmam Hatip öğrencisiyim, kendi otomobilimi kendim yapıyorum” sloganıyla otomobillerini sergiliyor.
Okumaları imkânsız Kara ve Hava Harp Okullarında birinci ve ikincilik dereceleri yapan İmam Hatip Lisesi mezunu teğmenler, “Muhtar bile olamaz!” dedikleri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden alıyor diplomalarını.
Başörtülülere yasak kamu kurumlarımız, engellemek istedikleri hafız İmam Hatipli Bakanlarımıza (Mustafa Çiftçi, Yusuf Tekin) emanet; emin ellerde yani.
Ve İkinci Kurucu Erdoğan iftiharla diyor ki:
“Bana ömrün boyunca yaptığın tek bir şey, ortaya koyduğun tek bir eseri söyle deseler. Tereddüt etmeden vereceğim cevap gayet açıktır:
‘İmam Hatip Okullarındaki engelleri kaldırmak.’
Şimdi dillerimizden, en meyus vakitlerde dahi gönüllerimize umut tohumları serpen Üstâd Necip Fazıl’ın “Müjde” si dökülüyor hülaseten…
“O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;
Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.
Atlılar put şehrine gediklerden girecek;
Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.
Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;
Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
Ve bir devrim evvela devrimi devirecek.
Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş.”