200 milyon ambalajın anlattığı büyük değişim
Çevre meselelerinde bazen büyük dönüşümler, çok küçük alışkanlıkların değişmesiyle başlar.
Bir pet şişeyi çöp kutusuna atmak yerine geri dönüşüm noktasına bırakmak ilk bakışta sıradan bir davranış gibi görünebilir. Ancak milyonlarca insan aynı şeyi yaptığında ortaya yalnızca toplanmış plastik, cam ve alüminyum çıkmaz. Yeni bir ekonomik değer zinciri oluşur.
Türkiye’de Depozitosu Olan Ambalajlar, yani DOA sistemiyle son iki ayda ortaya çıkan tablo tam da bunu gösteriyor.
1 Temmuz-5 Eylül arasında 205 milyon 709 bin ambalaj toplanmış durumda. Sisteme kayıtlı kullanıcı sayısı ise 3 milyon 214 bini aşmış.
Bu rakamları yalnızca “205 milyon ambalaj çöpe gitmedi” şeklinde okumak eksik olur.
Asıl mesele, Türkiye’de tüketim sonrası oluşan atığın ekonomik bir değere dönüştürülmeye başlanması.
Çöp değil, ekonomik kaynak
Yıllardır geri dönüşüm konusunda aynı cümleleri kuruyoruz: Atıkları kaynağında ayırmalıyız, plastikleri doğaya bırakmamalıyız, cam ve metali ekonomiye yeniden kazandırmalıyız.
Fakat çevre politikalarının en zor tarafı, doğru davranışı vatandaşa sürekli ve gönüllü olarak yaptırabilmek.
DOA sisteminin burada önemli bir avantajı var.
Vatandaşa yalnızca “çevreyi koru” denilmiyor. Topladığı ambalaj karşılığında ekonomik bir teşvik de sunuluyor.
Bakan Murat Kurum’un ifadesiyle:
“Atmıyoruz. Topluyor, dönüştürüyor, çevreye de ekonomiye de katkı sağlıyoruz.”
Bu yaklaşım önemli. Çünkü çevre bilincinin kalıcı hale gelmesi için yalnızca kamu spotları yeterli değil. Vatandaşın günlük hayatına dokunan, kolay uygulanabilen ve karşılığını gösteren sistemlere ihtiyaç var.
Bir başka ifadeyle, çevre politikasını slogan olmaktan çıkarıp davranış modeline dönüştürmek gerekiyor.
Antalya neden önde?
Veriler içinde dikkat çeken bir başka ayrıntı ise Antalya.
46 milyon 678 bin 972 ambalajla Türkiye’de en fazla ambalaj toplanan il Antalya olmuş. İstanbul 38,6 milyonla ikinci sırada, İzmir ise 24,3 milyonla üçüncü sırada bulunuyor.
Antalya’nın ilk sırada olması tesadüf olarak görülmemeli.
Turizm yoğunluğu, nüfus hareketliliği ve yaz aylarında artan içecek tüketimi, burada oluşan ambalaj atığı miktarını doğal olarak yükseltiyor.
Fakat aynı zamanda önemli bir fırsat da ortaya çıkıyor.
Turizm şehirleri yalnızca ziyaretçi sayılarıyla değil, çevresel performanslarıyla da yarışmak zorunda.
Milyonlarca turist ağırlayan bir şehrin sahillerini, denizini ve doğal alanlarını koruyabilmesi artık turizm politikasının ayrılmaz parçası.
Bu açıdan DOA gibi sistemlerin Antalya’da güçlü karşılık bulması ayrıca değerli.
30 milyar liralık çevre ekonomisi
Burada konunun ekonomik boyutunu da gözden kaçırmamak gerekiyor.
Hedef, her yıl 25 milyar ambalajın toplanması ve Türkiye ekonomisine yaklaşık 30 milyar liralık katkı sağlanması.
Bu, çevre politikasının aynı zamanda bir sanayi ve hammadde politikası olduğunu gösteriyor.
Geri dönüştürülen her ambalaj, yeniden kullanılabilecek bir hammadde anlamına geliyor. Plastik, cam ve alüminyumun ekonomiye geri kazandırılması; hem atık miktarını azaltıyor hem de yeni hammadde ihtiyacının bir bölümünü karşılıyor.
Üstelik bunun bir de dış ticaret boyutu var.
Hammadde ihtiyacının azaltılması, kaynakların daha verimli kullanılması ve geri dönüşüm sektörünün büyümesi, uzun vadede Türkiye’nin döngüsel ekonomi hedeflerine katkı sağlayabilir.
Asıl sınav şimdi başlıyor
Ancak 200 milyon ambalaj önemli bir başlangıç olsa da asıl başarı bunun sürekliliğinde ölçülecek.
Vatandaş sisteme alışacak mı?
DOA noktaları yeterince yaygınlaşacak mı?
Toplanan ambalajların gerçekten yüksek verimlilikle geri dönüştürülmesi sağlanabilecek mi?
Sistemin şeffaflığı ve denetimi nasıl olacak?
Bunlar cevaplanması gereken sorular.
Çünkü geri dönüşüm yalnızca ambalajı toplamak değildir. Toplanan malzemenin yeniden ekonomiye kazandırılması, gerçek bir döngünün kurulması gerekir.
Türkiye’nin önündeki hedef bu nedenle 200 milyon rakamında durmamalı.
Bu rakam, daha büyük bir dönüşümün başlangıcı olmalı.
Bir pet şişenin çöpe gitmemesi küçük bir adım gibi görünebilir.
Ama 3 milyon insan aynı adımı atıyorsa artık ortada bireysel bir alışkanlık değil, toplumsal bir çevre hareketi vardır.
Çevre politikalarının başarısı da zaten tam burada başlıyor:
İnsanın davranışını değiştirebildiğiniz anda, çevrenin kaderini de değiştirmeye başlıyorsunuz.