CHP'nin asıl sınavı kendi içinde

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Siyasette bazı gerçekler vardır ki, ne kadar üzeri örtülmeye çalışılsa da gün gelir kendini dayatır. CHP'nin bugün yaşadığı tartışmalar da bunlardan biri.

Parti uzun süredir dış müdahalelerden, yargı süreçlerinden ya da siyasi rekabetten söz ediyor. Kuşkusuz bunların siyasete etkisi var. Ancak yalnızca dış faktörlere odaklanmak, asıl sorunu görmeyi zorlaştırıyor. Çünkü CHP'nin yaşadığı sarsıntının önemli bir bölümü kendi iç dinamiklerinden kaynaklanıyor.

Son dönemde yaşanan ayrılıklara bakıldığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor. İstifa edenler, farklı siyasi adreslere yönelenler, parti yönetimiyle yollarını ayıranlar... Bunlar tek tek değerlendirildiğinde sıradan gelişmeler gibi görülebilir. Ancak tablo büyüdükçe bunun münferit olayların ötesine geçtiği anlaşılıyor.

Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor:

Bir siyasi partiyi ayakta tutan yalnızca seçim başarısı mıdır, yoksa onu bir arada tutan ortak siyasi aidiyet mi?

Siyasette ideolojik omurga, kriz zamanlarında en çok ihtiyaç duyulan unsurdur. Sadece seçim dönemlerinde kullanılan söylemler ya da semboller, güçlü bir siyasi bağlılık oluşturmaz. Parti kültürü; ortak hedef, ortak mücadele ve ortak fedakârlık duygusuyla inşa edilir.

Bu noktada Türkiye siyasetinde farklı örnekler de var.

DEM Parti çizgisi uzun yıllardır yoğun siyasi ve hukuki baskılarla karşı karşıya kalıyor. Belediyelerine kayyum atanıyor, yöneticileri hakkında soruşturmalar açılıyor, çok sayıda dava yürütülüyor. Buna rağmen tabanındaki siyasal bağlılığın önemli ölçüde korunduğu görülüyor. Bu durum, desteklenip desteklenmemesinden bağımsız olarak, güçlü bir ideolojik aidiyetin nasıl bir direnç oluşturabildiğini gösteriyor.

CHP'de ise daha farklı bir tablo dikkat çekiyor.

Parti içinde yaşanan her kriz, yeni ayrılıkları da beraberinde getiriyor. Bu da ister istemez "kurumsal bağlılık neden zayıf?" sorusunu gündeme taşıyor.

Bir başka dikkat çekici başlık ise belediyeler.

Normal şartlarda siyasi partiler, yerel yönetimlerini belirli bir kurumsal disiplin içinde yönetir. Son yıllarda ise CHP'de bazı büyükşehir belediye başkanlarının parti siyasetini etkileyen hatta zaman zaman yönlendiren aktörler haline geldiği görülüyor.

Bu durum parti içinde farklı güç merkezlerinin oluşmasına yol açıyor.

Siyasi partilerde çift başlı yapı uzun vadede yönetim krizlerini beraberinde getirir. Çünkü farklı güç odakları oluştuğunda kurumsal hiyerarşi zayıflar, karar alma süreçleri zorlaşır ve parti disiplini tartışma konusu olur.

AK Parti ya da MHP örneğinde merkezi disiplinin daha belirgin olduğu biliniyor. CHP'de ise belediyelerin siyasal ağırlığının giderek artması, parti yönetiminin hareket alanını daraltan bir unsur olarak öne çıkıyor.

Bütün bunların sonunda ortaya çıkan tablo şu:

CHP'nin en büyük sınavı rakipleriyle değil, kendi iç bütünlüğünü yeniden tesis edebilme meselesidir.

Siyasette kalıcı başarı sadece seçim kazanmakla değil, kriz dönemlerinde kadroları bir arada tutabilmekle de ölçülür.

CHP'nin önündeki temel mesele de tam burada düğümleniyor.

Çünkü siyasetin en acımasız kuralı şudur:

Sorunları sadece dışarıda arayanlar, içeride büyüyen krizi çoğu zaman geç fark eder.