AŞEKA

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Boyandım rengine solmazam ayruk;

Âşıkım, âşıkım, ölmezem ayruk…

Ne yaman bir yolculuktu Hz.İbrahim’i “Halilullah” makamına taşıyan… 

Yıldızlara, simsiyah geceyi ışığıyla parlatan aya düştü gönlü evvela; ardından geceyi gündüze kalbeden güneşe… 

Hepsi tekti; hepsi eşsiz, hepsi göz kamaştırıcı, gönül alıcıydı… 

Fakat bir hususiyetleri daha vardı ki işte orada boğuluyordu İbrahim.  Fani idi hepsi ve yorulmuştu İbrahim tutunduğu dalların elinde kalmasından…  

Durdu bir an. “Lâ Uhibbu’l âfilîn” cümlesi döküldü dudaklarından. “Ben batıp gidenleri sevmem!”

 İşte o “lâ” ile başlıyor Aşk. Yitip gidenlerden vazgeçmekle. İbrahim misali “O benim Rabbim” diyerek ilahlaştırdığın bütün sevdalardan, putlardan, hatta evladın İsmail’inden de vazgeçmekle… 

Elimizdeki kitap kendisini tarihi hakikatleri gün yüzüne çıkarmaya adamış bir hakikat avcısına ait. Onu biz hep cesurca hakkı haykırmasıyla tanıdık.  

Karot kalem hafızamızın betonlarını yıkarken canımız acımadı değil; fakat o ağrımıza aldırmadan vazifesini ifaya devam etti.  

Sonra şehir kitaplarıyla karşılaştık; onlar adeta istemeden canlarını yaktığı okuyucusuna sunduğu bir demet çiçekti. 

Şimdi ise yolcularını aysbergin derinine çekiyor ve onlara su altındaki nadide incilerinden ikram ediyor Mustafa Armağan. 

İnsan yayınlarından çıkan “Aşkın Simyası” adlı kitap üç bölümden oluşuyor.  

Tasavvufa yani Muhabbetullah’a gark eden Aşkın Kanatları ilk bölüm,  şehir kitaplarından âşina olduğumuz ikinci bölümde Mekânların Ruhu, İlahi Aşkın yansıması şehirler var. 

Son bölümü ise “Kalbin ayağı ile yürüyen” âşıklara tahsis ediyor müellif; ki onlardan biri  kutlu hikâyesine hayran kalacağınız ilk başörtüsü yasağı mağduresi Melahat hala. 

Haydi vakit kaybetmeden bu efsunî dünyaya birlikte inelim. 

Anlar vardır öldüren ve dönüştüren, bakışlar vardır Amerikalı sufi yazar Frager’ı Şeyhi Muzaffer Ozak Efendi’den tulû eden tek bir bakışla kendine ram eden diriltici nazarlar gibi… 

İşte eserimiz, yazarın şimşeklerin aydınlattığı o bir anlık “yarık” tan yakaladığı harikalardan mürekkep. 

Aşk ile başlıyor satırlarına; Evliya Çelebi’nin Kâbe’yi merkeze alan Seyehatname’siyle devam ediyor. 

Tutkunu olduğu dağlardan, patikalardan geçilen “hayret” odaklı bir yolculuk onunki; kâh neyin kanatlarına binerek Mardin’de onu bebekliğine götüren esrarengiz bir rüyâya uyanıyor, kâh Can Şehri’nin Hümâsı’nda bir yudum şerbet tadıp Hacı Veyiszâde’nin iman mücadelesine şahitlik ediyor. Enfes şiiri “Neredesin sen?” ile bayramları yâd edip çocukluğunu yani cennetini arıyor bir yandan.

“Aşkın tutuşturduğu tefekkür” Muhammed  İkbâl’i  tayy-ı zamân ile  Simyacı Mevlânâ’ya varıp kıyametin ne olduğunu sorarken buluyor.  Duyduğu ateş yalımı cevap: “Kıyamet ol ki kıyameti anlayasın!”

 Onlar Simurg’a varmak için yola çıktı dostlar ve biliyorlardı ki: Ruhta kıyametler kopmadan,  vadiler aşılmadan ona varılmaz…

“Aşk” neydi?

Kelime olarak “Aşk” İbn-i Arabî’ye göre Arapçada çitsarmaşığı anlamında “aşaka” adlı otun isminden gelmektedir. Aşk, ruhun bedenin bütün uzuvlarını  kuşatması gibi sevgilinin, kendisine dayanan âşığın bütün dünyasını sarıp sarmalaması anlamına gelmektedir. 

Dıştan bakınca güzeldir lakin; sarmaşık olup bütün varlığına dolanan aşk bazen onu nefessiz de bırakabilir. 

Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî aşkın mertebelerini izah ederken kuş ve damla haline gelen mürit misalini verir. Bir gün bir arkadaşı şu esrarengiz hadiseyi anlatır:

“Camide oturmuş, aşk hakkında konuşurken Summun Muhibb’i dinliyordum.  Yanına küçük bir kuş sokuldu.  İyice yaklaştı. Geldi, eline kondu. Sonra bütün gücüyle gagasıyla yere vurdu, öyle ki ağzından kan geldi ve öldü.”  Allah o kuşa bu şeyhin sözünü anlama gücünü vermişti, aşka dair sözlerin etkisi o kuşta böyle olmuştu.”

Bir başka gün bir divane âşık şeyhin huzuruna çıkar.  Şeyh sürekli sevgiden ve aşktan söz etmektedir.  

O konuştukça kelimeler bir ok gibi saplanır âşığın bağrına birer birer. Şeyh konuşur, âşık erir.  

İncelmeye başlar bedeni. O kadar ki ip gibi bir su olup akar oracıkta. Bütün cism ü cânı şeyhin önünde çözülür, küçücük bir su damlasına dönüşür.”          

“İlahi sevgiye tutulan âşık cisimsiz bir ruhtur; tabii sevgiye tutulan âşık ise ruhsuz bir cisimdir. Ruhani sevgiye tutulan âşık ise hem cismi hem de ruhu olan bir varlıktır” diyen Şeyh-i Ekber; tabii, ruhani ve İlahi olmak üzere üçe ayırır aşkı. 

Bunları birbirinden kopuk ele almaz.  En alt basamağı tatmadan İlahi aşka ulaşılamaz.

Ne diyordu Prof. Dr. Mustafa Kara; “Muhabbetullah’a ulaşmanın yolu Muhabbet-i Resulullah’tan geçer. Muhabbet-i Resulullah’a ulaşmak ise Muhammed’e âşık olanlara âşık olmakla başlar.”

Bu aşk yolunda “Hamdım, piştim, yandım” der Mevlânâ. Çünkü benlik kat kattır.  İlk katta ham, henüz işlenmemiş cevher hâlindedir; arıtılmaya saflaştırılmaya muhtaçtır.

İmtihanlar yolcunun cevherinin olgunlaştırılmasına yarar. Ruhun şahlanabilmesi için bedeni kırbaçlar. 

Bu çetin yolculukta ona rehberlik eden Aşk Simyacıları, tasavvufi adıyla Evliyaullah, insanı bir maden gibi tortularından arındırır ve vücut elbisesinden sıyırıp saf altın halinde parıldatır.

Kalp temizlenip taht boşalınca teşrif eyler Sultan- ı ebedî kalpgâhı. 

Âteş-i aşk ile kavrulan Yunus; “Bir derdim var; bin dermana vermezem” deyip diyar diyar dolanır; Mevlânâ semaya durur, İbrahim Ethem tac u tahtı terk eder, Hallac-ı Mansur kelleden geçer âteş-i aşk ile...

Âh mine’l aşk

“Kaçır beni âhenk, al beni birlik!

Artık barınamam gölge varlıkta!

Ver cüceye, onun olsun şâirlik. Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta!” dedirten de âteş-i aşk değil midir Necip Fazıl’a?

 “Aşk“ denilince aklımıza Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun gelir. Kürt edebiyatının kurucusu Şeyh Ahmed-i Hâni’nin kaleminden, Osmanlı döneminde defalarca tercüme edilen, tabii aşktan İlahi aşka geçişin en muhrik hikâyesi “Mem u Zîn” de bu kitapta!

En başından beri serüveninde bulunmakla müftehir olduğum bu kıymetli eseri hülasa etmek takdir edersiniz ki kolay değil. Yahya Kemal’in dediği gibi:

“Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk

Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler.”

Ebediyet pınarından bir yudum tatmak isteyenler “Aşkın Simyası” sizi bekler.