ŞERBET-İ BAYRAM
Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim
Dili bir, gönlü bir, îmanî bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını…
Ramazan-ı Şerif ayı bu yıl senelerce üstü örtünmek istenen kıvılcımın bir ilahi ile tutuşmasıyla meşaleye dönüştü ve İslam’ın şarkısı ülke sınırlarını aştı, elhamdülillah. Ne çok özlemiştik değil mi; bize ait, bizden nağmelerle coşmayı, çocukluğumuzdaki Ramazan’ı yaşamayı?
Mescid-i Aksa ise hiç olmadığı kadar mahzundu bu sene. Ramazan’da kapılarına kilit vuruldu, bayram gelmedi o kutsal mâbede. Müslümanları tutuşturacak kıvılcımı bekliyordu Şarkın En Sevgili Sultanı Selahaddin’in didesi? Kutsal toprakları yaban ellerden kurtaracak Yavuz’u…
“Bayram” denince akla ilk gelen çocuk ve çocukluğun o saf sevinci olur. Hangimizin bir bayram neşesi yoktur ki aklımıza geldikçe buruk bir tebessümle dolduğumuz? Küçük Ayda da ellerine kına yakılmış halde uyanırken bayram sabahına, ablasının sabaha kadar uyumadan diktiği eteği başucunda görünce bulutların üzerine çıkmış, bayram boyu rengârenk eteğini döndürerek bir gökkuşağı çizmişti çocukluk tablosuna. Osmanlı’da bayramlığını, sabredemeyip arife günü giyen arife çiçekleri gibi açmıştı o da…
Şimdi gelin sözü uzatmadan kültür tarihçisi Prof. Dr. Zeynep Tarın’ın tatlı diliyle Devlet-i Aliyye’nin o muhteşem bayram günlerine hep birlikte gidip o manevî iklimden bir yudum şerbet de biz tadalım.
3 aylar ile birlikte başlardı Ramazan-ı Şerif ayına ve bayrama hazırlıklar. Ramazan ayına kadar esnaf da işlerini hafifletmek için yoğun bir çalışmaya girişir, sokaklar Ramazan için temizlenir; sıbyan mektepleri eğitimi yarım güne düşürür, çini saray mutfak takımları yenilenirdi. Matbah-ı Amirede 3binden 10 bin kişiye kadar yemek hazırlanırdı. Bütün yemekler ağzı kapaklı sahanlarda ikram edilirdi. Ramazan Bayramı yaza gelecekse kıştan Uludağ’dan getirilen buzlar kar depolarında muhafaza edilir ve sıcak Ramazan iftarları ve bayramlar küplerdeki leziz ve soğuk Osmanlı şerbetleriyle tatlandırılırdı.
Ramazanda kandillerle donatılan sokaklar, saray içinde birbirini davetler devam ederken Fatih Sultan Mehmet zamanından beri padişah yemeğini hep tek başına yerdi. Topkapı Sarayı’nda civar halka yemek ikramı fazla yapılmazken (çünkü ihtiyaç yoktu) yıllar sonra inşa edilen Yıldız Sarayı’nda sayısız ikram gönderildiğini görürüz. Sarayda ve bazı konaklarda huzur dersleri de icra edilirdi. Her ayın 15’inde Topkapı Sarayı’nın güzide mekanı Kutsal Emanetlere ziyaret yapılırdı. Yavuz Sultan Selim’in 1516 Mısır Seferi ile getirdiği kutsal emanetlerin en mühimi Hırka- ı Şerif 21 günde bir “Pars” adı verilen temizlikte gül suyu ile yıkanırdı. Ramazan öncesi yapılan bu temizliğe padişah bizzat katılırdı. Temizlenen odanın kiri dışarı atılmaz hemen önünde açılan kuyuda biriktirilirdi.
Bayramda Topkapı Sarayı’nda bulunan Hırka-i Saâdet ziyaretlerine kimlerin katılacağı Ramazan’ın 15’inde tezkirelerle belirtilirdi. Şeyhülislam’ın başında bulunduğu ulema; Süleymaniye Medresesi hocaları, Sahn-ı Seman Medrese müderrisleri, İstanbul kadısı, kazaskeri, tekke şeyleri bu ziyarete iştirak ederdi.
Birkaç saat süren ziyaret sonrası “Destimal” denilen yazılı mendiller hırkaya sürülür, gül sularına batırılıp gelen devlet erkânına teberrüken ikram edilirdi.
Öğle namazını müteakiben gerçekleştirilen ziyaret sonrası oda anahtarı has oda ağası ve padişaha teslim edilirdi.
Manevi hazların doruk noktasına ulaştığı Kadir Gecesi Ayasofya’da ibadete odaklı şekilde sessizce kutlanırdı. İğne atsan yere düşmez bir kalabalıkla ilk tebrikleşme başlardı.
Sultanahmet ve Beyazıt Camii’nde bayram namazı kılınır ve meydanı kalabalığı kaldırmaya müsait olduğu için orada devlet erkânı ile bayramlaşma başlardı.
Alay belli bir sıra ile küçükler önce büyükler arkada çıkar. Padişah önünde 24 kişi şehir terbiyesi almış, bütün silahları sol eliyle kullanabilen padişahın özel koruması en seçkin asker solaklar yelpaze gibi açılan süpürge sorguçlarıyla meydana çıkardı. Padişahın arkasında kırmızı kadifeden yatırma başlıklı has oda ağaları, yeşil tuğralı Rumeli ve Anadolu kazaskeri, yeşil ve mavi sikkeli şeyhülislam, haber teşkilatında hızlı koşan ulaklar, şatırlar, yayabaşılar rengarenk kıyafetleri, kürkleri, altın gümüş tüylü başlıklarıyla göz kamaştırırdı.
Osmanlı’nın üç ana damarı; ulemâ (dinî ve akademik ilimler tahsil etmiş kişiler), bürokrasi (cümle memurîn), askeriyenin temsilcileri bütün merasimlerde bulunurdu. Yüksek memurlar el öper, ötekiler temenna da bulunur (eğilip kalkar). Padişah da ayağa kalkar. Teşrifata ziyadesiyle riayet edilirdi.
Bu alay şehirde devletin sahnelenmesi anlamına geliyordu.
Halktan kişiler ve yabancılar bayram merasimine gelemez; sadece bayram alayını seyre çıkabilirdi.
Sarayda ıydiyeler yani bayramlıklar Enderun başta olmak üzere saray halkına dağıtılırdı. Alaydan döndükten sonra haremden sayılan Enderunla bayramlaşma başlar. Tebrikleşme vaktin hayırlı olmasını temenni eden en güzel selam ile başlar, yeniden karşılaşmak üzere temenni ile bitirilirdi. Bayramları anlatan uzun kısa şiirler, ıydiyelerde bayram ruhu tütmeye devam ederdi.
Baklava alayı ile yeniçerilere 600 sini baklava ikram edilirdi; matbah-ı âmirere tükenen siniler esnaftan borç alarak tamamlanırdı. Esnaf ile sarayın çok samimi bir ilişkisi vardı. Helvahanede hem şerbet hem tatlı hazırlanırdı. Kime ne kadar yemek verilmiş, ne kadar malzeme kullanılmış hepsi teşrifat defterlerine kaydedilirdi. Defterlere edebi metinler, hikayeler, minyatürler de eklenirdi.
Hilalin gözükmesini takip eden müneccim ve muvakkitlerin haber vermesiyle arife günü ikindiden sonra top atışı başlar, tellallar dolaşırdı. İstanbul hamamları sabaha kadar açık olurdu.
İmsak vaktinde başlayan bayramlaşma öğle namazına kadar bilafasıla devam ederdi. Toplar atılır, donanma denize açılır, mehter rast makamında coşkuyla çalardı.
Arife günü padişah devlet erkanıyla bayramlaşır, önemli işler başaranlara hilat giydirirdi. Hırka-ı Saadet’de bayram namazını kılar, Topkapı Sarayı 3. Kapının önünde kurulan bayram tahtında tebrikleşmeye katılırdı. Has ahırdan şahane atlar, mücevherli binit takımları ile müzeyyen cins atlar mirahur ile çıkardı.
Devlet erkanı yarım daire şeklinde durur, tebrik merasimi ardından has odaya geçerdi.
Ertesi gün gece yarısı Bab-ı Hümayun açılır. Normalde saray kapıları yatsı namazında kapanıp sabah namazında açılır, başka açılmaz; vakta ki bayram gecesi olsun. Sadece bayram geceleri gece yarısından itibaren açılırdı.
Şeyhülislamın sadrazamı ziyareti ile sadrazam konağında ilk kutlama başlardı. Süslü atlarla devlet adamları birbirlerine bayram tebriğine giderdi. Ardından maiyetinde 50-60-100 kişi ile iade-i ziyaret gerçekleşirdi.
Halkın oldukça ilgi gösterdiği şaşaalı bayramlaşma törenlerinde vezirlerin ziyaretlerini kaçıran halk şikayet edince, vezirin biri eve girmeden öteki çıkmasın diye tembihname çıkarılmış, herkes kapısının önünü temiz tutsun diye de emirnameler verilmişti. Alayın rahatça geçmesi için sokaklara kum dökülürdü.
Kurban bayramı yine günler öncesinden hazırlık başlar, en güzel koçlar kurbanlık için hazırlanırdı. Bayram günü kınalı, altın yaldızlı koçlar saraya getirilir, altın süslemeli çelik bıçaklar padişaha sunulur, Fatih devrinden beri padişah ilk kurbanı bizzat kendisi keser, ardından diğer kurbanlar kesilirdi. Daha sonra bu adet sona ermiş; padişahın vekâletini verdiği silahtar ağası ilk kurbanı padişahın önünde kesmiştir.
Kurban kesimi sonrası şükür namazı kılmak da unutulmazdı…
Alvarlı Efe Hazretlerinin deyişiyle:
Cân bulur cânânını
Bayrâm o bayrâm olur
Kul bulur sultânını
Bayrâm o bayrâm olurdu…