Algıyla Gerçek Arasındaki Türkiye

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, o dönemki adıyla Twitter’da şimdiki adıyla X’te dolaşırken gördüğüm tablo karşısında gerçekten şaşırmıştım. Hatta yakın çevreme dönüp “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu kesin Cumhurbaşkanı oluyor” dediğimi çok net hatırlıyorum. Çünkü akışa bakıyorsunuz; her 10 paylaşımdan 8’i Kılıçdaroğlu destekçisi. Sürekli aynı söylemler, aynı gündemler, aynı etkileşimler…

Sonra seçim akşamı geldi ve ortaya çıkan sonuçla sosyal medyada gördüğümüz tablo arasında büyük bir uçurum olduğunu fark ettik.

Meğer mesele toplumun gerçek eğilimi değil, dijital algının ne kadar profesyonel şekilde yönetildiğiymiş.

Bugün artık birçok insan biliyor ki; Ekrem İmamoğlu çevresinde oluşturulan ekipler yalnızca kendi açtıkları hesaplarla değil, takipçi sayısı “doğal” görünen satın alınmış hesaplarla da ciddi bir sosyal medya operasyonu yürüttü. Amaç, toplumun genel kanaatini yönlendirmekti. İnsanlara “herkes böyle düşünüyor” hissi vermekti.

Şimdi benzer bir tabloyu yeniden görüyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık ihtimali konuşulmaya başladığı anda, X platformunda bir anda organize şekilde yürütülen karşı paylaşımlar ortaya çıktı. Akışlar, Kılıçdaroğlu’nu hedef alan mesajlarla doldu. Ancak artık insanlar sosyal medyada gördüğü her şeyi sorgulamayı öğrendi.

Çünkü biliyoruz ki; büyük görünen her dijital kalabalığın bir toplumsal karşılığı olmayabiliyor.

Bazen gerçekten “kendin çalıp kendin oynuyorsun” denilen durum tam olarak budur.

Ben bu ülkenin genç bir vatandaşı olarak hiçbir zaman siyaseti körü körüne taraf tutmak üzerinden okumadım. Bir tarafın her yaptığı doğru, diğer tarafın her yaptığı yanlış anlayışını da sağlıklı bulmadım. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmek gerektiğine inanıyorum.

Ama şuna da inanıyorum:

Güçlü bir muhalefet bu ülke için bir tehdit değil, aksine bir ihtiyaçtır.

Çünkü iktidarı dengede tutan şey yalnızca seçim kazanmak değil; eleştirilebilmek, sorgulanabilmek ve toplumun farklı seslerini duyabilmektir.

Bunu geçmişte açık şekilde gördük. Özellikle 2015 seçim süreci bunun önemli örneklerinden biriydi. O dönem ortaya çıkan tablo sonrası koalisyon ihtimali konuşulurken dönemin Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun “Vatandaşımızın mesajını aldık, dersimizi çıkardık” sözünü hatırlıyorum.

Demokrasi tam da budur aslında.

Halkın verdiği mesajı okuyabilmek.

Bugün ise sosyal medyada oluşturulan yapay gündemlerin, gerçek halk iradesinin önüne geçmeye çalıştığını görüyoruz. Fakat unutulan bir şey var:

Sosyal medya bazen çok güçlü bir yankı odası olabilir ama sandık hâlâ gerçeğin kendisidir.