SURİYE GEZİMİZ 2: Sünni Dünyası İçin Stratejik ve Dini Önemi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Halep, sadece ticaretin değil, Sünni İslam düşüncesinin ve Arap edebiyatının da "Kuzey Yıldızı"dır. Şam siyasi bir merkezken, Halep her zaman daha vakur, daha ilmi ve daha edebi bir derinliği temsil etmiştir. Sünni dünyası için Halep, bir nevi ilim kalesi ve doktrinlerin rafine edildiği bir laboratuvardır. İlk Darul Hadisler, ilk tekkeler burada kurulmuştur.

Halep, tarih boyunca Sünni İslam’ın kuzeydeki en güçlü savunma hattı olmuştur. Özellikle Fatımi (Şii) etkisine karşı Selçuklular ve sonrasında Zengiler ile Eyyubiler döneminde Sünni akidenin (Eş'ari ve Maturidi) yeniden tahkim edildiği yerdir. Şii bir hanedan olan Hamdaniler döneminde bile (Seyfüddevle), Halep İslam dünyasının en parlak beyinlerini ağırlayarak bir "İslam Rönesansı" yaşamıştır. Osmanlı döneminde Halep, payitahttan sonra imparatorluğun en önemli üç şehrinden biri (İstanbul ve Kahire ile birlikte) kabul edilmiş ve Sünni ulemanın en çok rağbet ettiği merkezlerden biri olmuştur.

İlim Yuvaları: Meşhur Halep Medreseleri

Halep, "Bin Minareli Şehir" olarak anılmasının yanı sıra, her sokak başında bir ilim merkezinin yükseldiği bir şehirdir. Önemli medreseler de şunlardır: 

El-Hallaviyye Medresesi:  Eski bir katedralin yerine inşa edilmiştir. Nureddin Zengi döneminde Halep’in en büyük fıkıh merkeziydi. 

El-Firdavs Medresesi: Halep’in en güzel mimari yapılarından biridir. Sadece bir okul değil, aynı zamanda tasavvufi bir merkezdir. Eyyubiler döneminde yapılmıştır. 

Es-Sultaniyye Medresesi: Selahaddin Eyyubi’nin oğlu Melik Zahir tarafından yaptırılmıştır; Sünni fıkhının en üst düzeyde okutulduğu yerdi.

Hüsreviye Medresesi: Mimar Sinan’ın Halep’teki ilk eseri olup, Osmanlı ilim geleneğini Halep’e taşımıştır.

Halep’te İz Bırakan Dev Fikir ve Edebiyat Adamları

Halep, tarih boyunca ya dahi yetiştirmiş ya da dahileri kendine çekmiştir. Bunlardan bazıları da şunlardır: Mütenebbi: Arap şiirinin tartışmasız en büyük ismi. Hamdani emiri Seyfüddevle’nin sarayında en parlak kasidelerini Halep’te yazmıştır. "Atlar, gece ve çöller beni tanır" mısrası bu sokaklarda yankılanmıştır. Ebu Firâs el-Hamdânî: Hem bir prens hem de bir şair olan Ebu Firâs, Halep’in o aristokratik ve savaşçı ruhunu şiirlerine nakşetmiştir. Farabi: "Muallim-i Sani" (İkinci Öğretmen). Mantık ve felsefe alanındaki devrim niteliğindeki çalışmalarının bir kısmını Halep’teki ilim meclislerinde yürütmüştür. İbnü’l-Adîm: Halep’in en büyük tarihçisidir. Zübdetü’l-Haleb adlı eseriyle şehrin binlerce yıllık hafızasını kağıda dökmüştür. Abdurrahman el-Kevakibi: Modern İslam düşüncesinin ve Arap milliyetçiliğinin en önemli isimlerinden biri. Halep doğumludur. "Ümmü’l-Kura" ve "Tabaiu’l-İstibdad" eserleriyle baskıya karşı hürriyeti savunmuş, düşünceleri tüm İslam dünyasını etkilemiştir.

Sosyolojik Bir Fenomen: Halep Üslubu

Halep’te ilim, sadece kitaplarda kalmamış; gündelik hayata, müziğe ve ibadet diline de sirayet etmiştir. Kıraat ve Ezan: "Halep Tavrı" denilen bir Kur'an okuma ve ezan üslubu vardır. Bu üslup, hem makamsal bir zenginliği hem de derin bir huşuyu barındırır. Ulema-Halk İlişkisi: Halep’te esnaf ile ulema iç içedir. Dükkanların çoğunun sahibi, aslında birkaç kuşak öncesi medrese tahsilli, fıkıh bilen insanlardır. Bu yüzden Halep’te "ticaret ahlakı" (her ne kadar son dönemde yara almış olsa da) aslında teolojik bir temele dayanır.

Halep, Sünni dünyası için sadece bir şehir değil, bir "zihniyet kalesidir". Medreseleriyle aklı, şairleriyle kalbi, Kevakibi gibi düşünürleriyle de hürriyeti temsil eder. Bugün o medreselerin çoğu sessiz kalsa da, Halep’in yetiştirdiği bu devasa miras, İslam medeniyetinin DNA’sında yaşamaya devam etmektedir.

Halep Notlarınızdan Öne Çıkan Başlıklar:

* Ekonomik Kontrastlar: Yakıt fiyatlarının Türkiye’ye oranla yarı yarıya olması ve günlük hayatın "pahalılığı" ile harabeler arasındaki tezatlığı dikkatimizi çekse de tüm Suriye’de gördüğümüz gerçek hayat PAHALIYDI. Özellikle gıda pahalıydı. Zaten asgari ücretin 100 dolar üniversite hocaların 350 dolar maaş aldığı iç savaş sonrası bir ülkeydi ve küllerinden dirilmeye çalışıyordu. 

* Mekânsal Tahribat (Eski vs. Yeni Halep): Modern binaların olduğu Yeni Halep’in ayakta kalmasına karşın, tarihsel dokunun kalbi olan Eski Halep’in (ve o meşhur Kapalı Çarşı geleneğinin bir parçası olan çarşının) büyük oranda yok olması tarihe ve maziye saldırın bir nişanesi gibi duruyordu.

* Yaşam Belirtileri ve Sosyalleşme: Kale çevresindeki kafeler, geniş meydanlarda oyun oynayan çocuklar ve yıkıntılara rağmen devam eden günlük rutinler.

* İletişim ve Dil: Türkçe konuşan, Türkiye’de eğitim almış birine rastlamak bizi mutlu etti ve bu durum iki ülkenin hatta iki toplumun dostluklarının gelişeceğini göstermektedir. İki toplumlu insanlar zamanla iki toplumu ve ticareti birbirine yakınlaştıracaktır. Bu bize umut verdi.  Türkiye, Halep üzerinden Suriye ve hatta tüm Arap dünyasına ulaşabilecek, Türk malları buradan Arap pazarlarına girecekti.

* Manevi ve Siyasi Sorgulamalar: Emevi Camii’nin (Zekeriya Camii) restorasyon süreci bizi ayrıca sevindirdi. Sanırım bu restorasyonları Arap sermayesi karşılamaktadır. 

Halep Kalesi ve Savunma Hendekleri: Kalenin heybetli duruşu ve savaş sırasında birer siper (hendek) olarak kullanılan boşlukların, tarihin en eski savunma yapılarından birini nasıl modern bir çatışma alanına dönüştürdüğünü ayrıca tefekkür ettik. Kalenin çevresinde derin boşluk vardı ve bu boşluk üzerinde kaleye giren bir köprü bulunuyordu. Bu boşluklar savaş döneminde su bırakılarak savunma güçlendiriliyordu.  Kaleyi görmemiz bize tüm tarihi hatırlattı. Çünkü bu kale burada yaşananların tek tanığıydı. 

Meydanın Sembolizmi: Kalenin önündeki meydanda mısırcıların, dondurmacıların ve kaykaylı çocukların olması, "normalleşme" çabasının en somut göstergesi. Yıkıntı ile oyunun iç içe geçmesi, geleceğe dair bir "ümit" nişanesi.

Yıkıntıların Arasında İbadet: Bir cami binası bulamayıp, esnafın gösterdiği seccadelerle yıkıntılar arasında namaz kılmamız, maneviyatın mekândan bağımsız devam ettiğini gösteren çok dokunaklı bir unsurdu.