Bugünün dünyasında en çok satılan şey nedir biliyor musunuz?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Işık.

Mutluluk vaatleri, pozitif düşünce sloganları, güçlü olma telkinleri...
Her şey daha iyi hissetmek üzerine kurulu.

Ama aynı anda başka bir gerçek daha var:
Şiddet artıyor.
Tahammül azalıyor.
İnsanlar birbirine ve kendine karşı daha sert.

Peki nasıl oluyor da bu kadar “ışık” konuşulan bir çağda,
bu kadar karanlık yaşıyoruz?

Çünkü biz ışığı büyütmedik.
Sadece karanlığı inkâr ettik.

Kadim anlatılar insanın yolculuğunu hep bir inişle başlatır.
Persephone yeraltına indirildiğinde bir kurban değildi;
dönüşümün eşiğindeydi.

İnanna ise yeraltına inerken her kapıda bir parçasını bıraktı.
Gücünü değil, maskelerini.

Çünkü insan, ancak aşağıya indiğinde kendisiyle karşılaşır.

Bugün ise biz, aşağıya inmemek için her şeyi yapıyoruz.

Acıyı hızla bastırıyoruz.
Öfkeyi görmezden geliyoruz.
Kırılganlığı zayıflık sayıyoruz.

Ve sonra şaşırıyoruz:
Neden bu kadar öfkeliyiz?
Neden en küçük bir olayda bile şiddet ortaya çıkıyor?

Toplum dediğimiz şey, bireyin büyütülmüş halidir.
İçimizde yüzleşmediğimiz her karanlık,
dışarıda bir olay olarak karşımıza çıkar.

Kadına yönelik şiddet,
çocuklara yönelen öfke,
sosyal medyada linç kültürü...

Bunların hiçbiri sadece “dışsal sorunlar” değil.
Bunlar, bastırılmış bir kolektif gölgenin yüzeye çıkış biçimleri.

Karanlık yok edilmedi.
Sadece yer değiştirdi.

Belki de en büyük yanılgımız şu:
Işığın, karanlığın yokluğunda var olabileceğini sanıyoruz.

Oysa ışık, karanlığın içinden doğar.

Toprağın altında kalmayan bir tohum filizlenmez.
Geceyi yaşamayan bir bilinç, sabahı anlayamaz.

İnsan da böyledir.

Kendi içindeki karanlığı tanımayan biri,
onu dışarıda düşman olarak görür.

Ve bu yüzden savaşlar sadece sınırlar arasında değil,
insanın kendi içinde başlar.

Gökyüzü de tam olarak bunu anlatıyor aslında.
Balık burcunun son derecelerinde yoğunlaşan gezegenler, kolektif bilinçte bastırılmış duyguları, kaçtığımız gerçekleri ve yüzleşmek istemediğimiz karanlığı görünür kılıyor.

Merkür retrosunun ardından gelen çözülme hali, sadece zihinsel bir karışıklık değil; aynı zamanda içsel bir açığa çıkış süreci.

Ve hemen ardından Güneş’in Koç burcuna geçişiyle başlayan yeni döngü... bize şunu soruyor:
Gerçekten yeni bir başlangıç yapmaya hazır mısın?

Çünkü Koç’un cesareti, ancak Balık’ın çözülüşünden geçebilenler için mümkündür.
Karanlığı inkâr eden değil, onun içinden geçebilenler... gerçekten yeni bir hayata adım atabilir.

Gökyüzü değişirken, insanın değişimi de aynı soruya bağlı:
Karanlıktan kaçacak mısın, yoksa içinden mi geçeceksin?