Yerelde Bu Hâl, Ya Genelde?
Siyasette seçmenin en çok sorduğu sorulardan biri şudur: Bir parti belediyeyi nasıl yönetiyorsa, ülkeyi de öyle yönetir mi?
Son yıllarda CHP'li belediyeler hakkında ortaya çıkan iddialar, başlatılan soruşturmalar, hazırlanan dosyalar, yapılan gözaltılar ve tutuklamalar bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye'nin birçok büyükşehrinde "temiz belediyecilik", "şeffaf yönetim" ve "hesap verebilirlik" vaatleriyle iktidara gelen CHP'nin bugün yolsuzluk iddialarıyla anılması, sadece partinin değil muhalefet siyasetinin de en büyük açmazlarından biri hâline geldi.
CHP'de mahkeme kararıyla kurultayın iptal edilmesi, Özgür Özel'in genel başkanlığının düşmesi ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun tedbiren yeniden göreve gelmesiyle başlayan yeni dönemde en dikkat çekici açıklama Kılıçdaroğlu'nun "partiyi arındıracağız" sözü oldu.
Bu sözün üzerinde durmak gerekiyor.
Çünkü ortada sıradan bir iç parti tartışması yok. Eğer bir siyasi partinin eski genel başkanı, yeniden göreve döndüğünde ilk iş olarak "arınma" ihtiyacından söz ediyorsa, bu partinin çok ciddi bir güven bunalımı yaşadığını kabul ediyor demektir.
Peki CHP neyi arındıracak?
Kurultay salonlarını mı?
Parti içi klikleri mi?
Yoksa yıllardır biriken şaibeleri mi?
Kamuoyunun aklına gelen ilk cevap ne yazık ki üçüncüsü.
Çünkü bugün CHP'nin yerel yönetim performansı konuşulurken vatandaşın aklına ulaşım projeleri, sosyal hizmetler veya şehir vizyonu kadar; ihale tartışmaları, akraba atamaları, rant iddiaları ve yolsuzluk soruşturmaları da geliyor.
Muhalefet yıllarca iktidarı eleştirirken "liyakat", "şeffaflık", "hesap verebilirlik" ve "temiz siyaset" kavramlarını kullandı. Bu kavramlar toplumda karşılık da buldu. Ancak aynı ilkeler, CHP'nin yönettiği belediyeler için gündeme geldiğinde ortaya çıkan tablo, seçmende ciddi bir hayal kırıklığı oluşturdu.
Çünkü seçmenin beklentisi çok basitti.
"İktidarı eleştiriyorsanız siz daha iyisini yapın."
Bugün gelinen noktada ise birçok vatandaş şu soruyu sormaya başladı:
"Henüz merkezi iktidara gelmeden belediyelerde bu kadar tartışmanın odağına oturanlar, ülkenin tamamının yönetimini ele geçirseler ne olur?"
Aslında CHP açısından en tehlikeli soru da budur.
Çünkü siyasi partiler seçimleri yalnızca rakiplerinin hataları sayesinde kazanmaz. Seçmen önce alternatifin güvenilir olup olmadığına bakar. Eğer alternatif güven vermiyorsa iktidarın yıpranması tek başına yeterli olmaz.
CHP'nin yıllardır aşamadığı temel sorun da burada yatıyor.
Parti, Türkiye'yi yönetmeye talip olduğunu söylüyor. Ekonomiyi yöneteceğini söylüyor. Devlet kurumlarını yöneteceğini söylüyor. Milyarlarca dolarlık bütçeleri yöneteceğini söylüyor.
Fakat aynı dönemde yönettiği belediyeler hakkında ortaya çıkan tartışmalar nedeniyle sürekli savunma yapmak zorunda kalıyor.
Bir belediyedeki yolsuzluk iddiası sadece o belediyeyi bağlamaz. Bir büyükşehirde yaşanan usulsüzlük şüphesi yalnızca birkaç bürokratın sorunu değildir. Bunlar aynı zamanda partinin yönetim anlayışına ilişkin referanslardır.
İşte bu nedenle CHP'deki son gelişmeler sıradan bir liderlik kavgası olarak görülemez.
Mahkeme kararıyla açılan yeni dönemde Kılıçdaroğlu'nun önündeki asıl sınav kurultay hazırlığı değil, güven krizidir.
Eğer gerçekten bir arınma olacaksa bunun yolu sloganlardan değil, hesaplaşmadan geçer.
Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, kamu kaynaklarını kişisel veya siyasi çıkarları için kullananların karşısında durulmalıdır.
Çünkü siyaset ancak hesap verebildiği ölçüde meşrudur.
Bugün CHP'nin önünde iki seçenek bulunuyor.
Ya yaşananları birkaç kişinin hatası olarak gösterip eski alışkanlıklarla yoluna devam edecek.
Ya da kamuoyunun gözünün içine bakarak nerede hata yapıldığını açıkça ortaya koyacak.
Birinci yol partiyi daha büyük krizlere götürür.
İkinci yol ise sancılıdır ama yeniden güven üretmenin tek yoludur.
Türkiye'nin ana muhalefet partisi için asıl mesele artık kimin genel başkan olduğu değildir.
Asıl mesele, yıllardır iktidara yöneltilen eleştirilerin aynısına maruz kalındığında nasıl davranılacağıdır.
Çünkü seçmen sadece söylenene değil, yapılana bakar.
Ve bugün CHP'nin karşısındaki en ağır siyasi soru şudur:
Yerelde ortaya çıkan bu tablo, yarın ülke yönetiminde nasıl bir manzara ile karşılaşılacağının habercisi mi?
Parti yönetimi bu soruya ikna edici bir cevap veremediği sürece, kurultaylar değişse de liderler değişse de kamuoyundaki güven tartışması sona ermeyecektir.