Gazze Savaşın Durdurulması ile Silahsızlandırma Arasında Ateşkesin İkinci Aşamada Çatışan Güzergâhlar

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Gazze bugün son derece tehlikeli bir yol ayrımında duruyor. Siyasi süreçler güvenlik hesaplarıyla iç içe geçerken, Filistinlilere ne iradelerini yansıtan ne de ulusal haklarına saygı gösteren acımasız seçenekler dayatılıyor. Gazze’deki Filistinli vatandaş, İsrail’in doğrudan işgali ile ABD yönetiminin öncülük edeceği uluslararası bir vesayet arasında mı seçime zorlanıyor? Varoluş ve bekâ mücadelesi veren bir halk için gerçekten bunlar mı mevcut seçenekler?

Açıktır ki Gazze’de de Batı Şeria’da da Filistinliler, bir işgali başka bir işgalle değiştirmeyi ya da kontrol biçimini değiştirip sömürgeci özünü korumayı reddetmektedir. Bugün yaşanan mücadele artık yalnızca siyasi ya da müzakereci bir çatışma değil; Filistin halkının iradesini kırmayı, onu topraklarından zorla göç ettirmeyi ve etnik temizlik hedefleyen açık bir İsrail projesine karşı bir var olma mücadelesine dönüşmüştür.

Öncelik: Hayatta Kalmak ve Toprakta Kalmak

İsrail, katil Netanyahu liderliğinde, Filistinlilerin Gazze ve Batı Şeria’dan sürülmesinin fiilen Filistin davasının sona ermesi anlamına geleceği inancıyla hareket etmekte, bu bölgeleri asli sakinlerinden boşaltmaya çalışmaktadır. Buna karşılık Filistinliler, topraklarında kalmayı kimliklerini ve haklarını korumanın temel şartı ve gelecekteki her türlü özgürlük mücadelesinin vazgeçilmez zemini olarak görmektedir.

Bu noktada bugün gündeme gelen tüm siyasi tartışmalar tek bir temel soruya indirgenmektedir: Bu yol, Filistinlilerin kendi yurtlarında kalmasına yardımcı oluyor mu, yoksa bu varlığı zayıflatıyor mu? Bu çerçevede geçici düzenlemeler ya da yeniden imar projeleri, ancak tek bir merkezi hedefe hizmet ettiği ölçüde anlam taşır: etnik temizlik planını boşa çıkarmak. Aksi hâlde, ulusal egemenliği aşındıran ya da zorla yeni bir siyasi gerçeklik dayatan çözümler kabul edilemez.

İkinci Aşama: Siyasi ve Güvenlik Açmazları

Gazze’de savaşın durdurulmasına ilişkin anlaşmanın ikinci aşamasının başlaması, İsrail’in sahadaki tırmanışı ve artan siyasi kaygılarla eş zamanlıdır. İşgal güçleri ateşkesi ihlal etmeyi sürdürürken, sahada yeni fiilî durumlar dayatmaya çalışmaktadır. Bu aşamanın en büyük tehlikesi, Filistin ulusal çerçevesi dışında yönetim düzenlemeleri dayatma girişimleridir. Zorla kurulan idari komiteler ya da “güvenlik çözümü” olarak sunulan uluslararası bir gücün, pratikte Filistinliler üzerinde yeni bir vesayet biçimine dönüşme riski bulunmaktadır. İkinci aşamanın önemi, ateşkese odaklı bir süreçten çıkılarak yeniden imar sürecinin konuşulmasına geçilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu kapsamda geçici bir yönetim yapısı, uluslararası aktörlerin devreye girmesi ve önceki aşamadan farklı bir siyasi denklemin oluşması gündemdedir.

Silahsızlandırma: İsrail’in Temel Hedefi

İsrail açısından bu aşamadaki temel hedef Gazze’nin silahsızlandırılmasıdır. Ancak bu hedef ciddi çelişkiler barındırmaktadır. Netanyahu hükümeti silahsızlandırmayı her türlü geri çekilme ya da siyasi geçişin ön şartı olarak dayatırken, ABD yönetimi – en azından görünürde – geçiş yönetimi süreci ile silahsızlandırma sürecini birbirinden ayırmaktadır. Buna rağmen İsrail, bu dosyayı siyasi ve güvenlik baskı aracı olarak kullanmayı sürdürmektedir. Bunu da iki temel koz üzerinden yapmaktadır: Birincisi, Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasında askerî işgalini sürdürmesi; İkincisi ise Refah Sınır Kapısı’nı kontrol altında tutarak açılmasını engellemesi ve bunu Filistinliler ile uluslararası taraflara, hatta ABD’ye karşı bir baskı aracı olarak kullanmasıdır.

Savaşsız İşgal ve Açık Uçlu Bir Süreç

Savaşın durdurulduğuna dair söylemlere rağmen İsrail, fiilen yalnızca kapsamlı çatışmaları şeklen durdurmuş, sahadaki gerilimi sürdürmüş ve Gazze’den çekilmeme hedefini korumuştur. Netanyahu’nun bu aşamada topyekûn savaşı yeniden başlatma hesabının başarısız olmasıyla birlikte, Gazze içinde askerî varlığını sürdürme seçeneği İsrail’in fiilî alternatifi hâline gelmiştir.

Sonuç olarak Gazze, son derece karmaşık ve hassas bir dönemeçten geçmektedir. Bu dönem; yüksek bir ulusal bilinç, temel ilkelerden taviz vermeme ve Filistin meselesinin özünü aşındırmayı hedefleyen tüm projelere karşı net bir duruş gerektirmektedir. Silahsızlandırma ya da geçiş düzenlemeleri tartışılmadan önce, toprakta kalma mücadelesi en öncelikli konu ve gelecekteki her özgürlük yolunun vazgeçilmez şartı olmaya devam etmektedir.