Sumud’un Vicdanı, Ablukanın Utancı
Akdeniz’in ortasında, uluslararası hukukun en temel ilkelerinin hiçe sayıldığı bir sahneye daha tanıklık ettik. Silahsız, sivil ve tek amaçları Gazze’ye insani yardım ulaştırmak olan aktivistler, dünyanın gözü önünde alıkonuldu. Küresel Sumud Filosu’nun yolculuğu, sadece bir yardım misyonu değil; aynı zamanda insanlığın onur sınavıydı. Bu sınavda kimlerin dimdik ayakta kaldığı, kimlerin hukuku ve vicdanı ayaklar altına aldığı artık çok daha net.
Sumud aktivistleri, modern çağın en ağır kuşatmalarından birine karşı “insanlık hâlâ yaşıyor” demek için yola çıktı. Ellerinde silah yoktu, tehdit oluşturacak hiçbir unsur yoktu. Ama taşıdıkları şey, bazı güç merkezleri için en tehlikeli olandı: vicdan. Çünkü vicdan, susturulamadığında sistemleri rahatsız eder. Çünkü vicdan, hesap sorar.
İsrail’in uluslararası sularda gerçekleştirdiği bu müdahale, sadece bir operasyon değil; aynı zamanda küresel hukuka meydan okuma girişimidir. Denizlerin serbestliği ilkesi, sivil seyrüsefer hakkı ve insani yardım faaliyetleri gibi temel normlar açıkça ihlal edilmiştir. Bu tablo, güçlünün hukuku eğip büktüğü bir düzenin fotoğrafıdır.
Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken, bu hukuksuzluğa rağmen geri adım atmayan insanların duruşudur. Sumud aktivistleri, sadece Gazze’ye yardım götürmeye çalışan bireyler değildir; onlar aynı zamanda küresel sessizliğe karşı yükselen birer vicdan sesidir. Onların cesareti, dünyanın dört bir yanında görmezden gelinen acılara ışık tutmaktadır.
Bugün İstanbul’a inen o uçak, yalnızca bir grup aktivisti değil; aynı zamanda insanlık onurunun hâlâ teslim alınamadığını da taşıdı. Her biri, yaşadıklarıyla tarihe bir not düştü. “Biz denedik” demediler, “biz vazgeçmedik” dediler.
Bu olay bir kez daha gösterdi ki mesele sadece Gazze değil. Mesele, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun yanında durabilme meselesidir. Mesele, uluslararası hukukun gerçekten var olup olmadığı sorusudur. Ve en önemlisi mesele, insanlığın kendi vicdanıyla yüzleşme cesaretidir.
Sumud Filosu’nun yolculuğu engellenmiş olabilir. Ama temsil ettiği değerler engellenemez. Çünkü adalet arayışı, sınır tanımaz. Çünkü merhamet, ambargo kabul etmez.
Bugün o aktivistleri alkışlamak, sadece bir destek göstergesi değil; aynı zamanda tarafını belli etmektir. İnsanlıktan yana mı, yoksa sessizlikten yana mı?
Tarih, bu sorunun cevabını herkes adına yazacak.