Birleşmiş Milletler Salonunda Soğuk Fırtına: Maduro Dosyası Latin Bölgeyi İkiye mi Bölecek?
ABD tarafından Venezuela lideri Maduro’nun “narko-terör” gerekçesiyle askeri operasyonla gözaltına alınması, BM Güvenlik Konseyi’nde diplomatik bir fırtına kopardı. Bu konu için Amerika “hukuki operasyon” dese bile pek çok ülke bunu açık bir egemenlik ihlali olarak görüyor. Aslında bu tartışma, sadece Venezuela’nın değil, uluslararası düzenin geleceğinin de bir yansıması gibi izleniyor.
Nitekim apar topar toplanan Birleşmiş Milletler salonunda Maduro ve yeni Venezuela konusunda sesler yükselirken, Amerika temsilcisi Mike Waltz da kürsüye çıktı. Waltz, “Biz Venezuelayı işgal etmedik, tehdit değiliz yalnızca organize suçla mücadele ediyoruz” dedi. Ancak belli ki bu açıklama kimseyi ikna etmeye yetmedi. Zira Çin ve Rusya delegeleri hemen ardından söz alıp çok net konuştular: “Hiçbir ülke, başka bir ülkenin iç işlerine müdahale etme hakkına sahip değildir.”
Esasen bu cümle, toplantının en sessiz anında en gür yankılanan söz olarak belirdi. Ardından Venezuela’nın BM temsilcisi Samuel Moncada da oldukça sert sözlerde devam ederek Maduro’nun “kaçırıldığını” ve ABD’nin uluslararası hukuku çiğnediğini açıkladı. Bu sözler bir suçlama hitabında olup “Bu sadece bizim egemenliğimize değil, tüm hukuk düzenine büyük ve emsal teşkil edem bir saldırıdır” dedi. Doğrusu, bir devlet başkanının başka bir ülke tarafından zorla götürülmesi dünya siyasetinde neredeyse eşi görülmemiş bir olay. O yüzden bu tepki hiç şaşırtıcı değil.
Bazı Latin Amerika ülkeleri de bu kez sessiz kalmadı. Brezilya, Meksika, Şili ve hatta Kolombiya tam olarak olmasa bile Trump’ın hamlesini “kabul edilemez” olduğunu cümle arasında dile getirdi. Öyleyse tabloda görünen şu: bölge ülkeleri, ne kadar dengeli görünmek isterse istesin, bu defa ortak bir kaygıda buluştu. Çünkü herkesin aklında aynı soru var: “Yarın sırada kim olacak?”
BM Genel Sekreteri Guterres de kaygılarını gizlemedi ve söz hakkı alarak açık bir mesaj verdi. Açıklamasında hem istikrarsızlık riskine hem de hukukun aşınmasına dikkat çekti. Bununla birlikte Avrupa Birliği ülkeleri ise her zamanki gibi temkinli, stratejik ve beklemeli davrandı; ne ABD’yi açıkça suçladı ne de Maduro’yu savundu. Elbette bu, Avrupa diplomasisinin klasik çizgisi. Fakat bazen bu tür sessizlikler de fazlasıyla gürültülüdür.
Öyleyse bu tablo bize ne anlatıyor?
Belki de bu tablo çok nettir ve gösteriyordur ki artık güç dengeleri, hukukun önüne geçmiş durumda. BM’nin kurulduğu o idealist yıllardan epey uzaktayız. Güvenlik Konseyi masasında barışı koruma görevi, büyük güçlerin çıkar hesaplarına dönüşmüş halde. Dahası, Venezuela dosyası bu sistemin çatladığı yeri iyice görünür kıldı.
Nitelim bugün bir ülkenin lideri başka bir ülkenin operasyonuyla sınır dışına çıkarılabiliyorsa, bu sadece Latin Amerika’nın değil, tüm dünyanın meselesidir. Ayrıca BM toplantısında ülkeler farklı şeyler söylese de aslında aynı gerçeği itiraf ettiler: Uluslararası hukuk, en güçlü kimse onun elinde.
Peki, ülkeler neler söyledi?
ABD: “Bu bir askeri saldırı değil, sınır ötesi kolluk operasyonudur.”
— Mike Waltz, ABD Daimî Temsilcisi
Venezuela: “Bir devlet başkanını kaçırmak, uluslararası hukuka ve egemenliğe saldırıdır.”
— Samuel Moncada
Rusya ve Çin: “Hiçbir ülke, başka bir ülkenin iç işlerine müdahale edemez.”
Brezilya, Meksika, Şili, Kolombiya:
“Bu eylem, bölgesel barışa ve uluslararası düzene tehdittir.”
Avrupa Birliği: “Demokratik süreç ve halkın iradesine saygı esastır; tüm taraflar hukukun üstünlüğüne dönmeli.”
BM Genel Sekreteri Guterres: “İstikrarsızlık riski büyüyor; uluslararası hukuk aşınmamalı.”
Sonuç olarak, Venezuela lideri Maduro’nun New York mahkemesine götürülmesi ile toplanan hızlı oturum, BM kürsüsünde söylenenlerden çok, söylenemeyenleriyle hatırlanacak. Esasen herkes biliyor ki mesele sadece Maduro değil; hakiki mesele, kimin kuralları koyduğu bir dünyada “hukuk” kelimesinin ne kadar anlam taşıdığı. Belli ki büyük güçler, artık uluslararası kurumları kendi politikalarının uzantısı haline getiriyor. Bu gidişle BM’nin karar gücü değil, sembolik ağırlığı kalacak ki Trump’ın 66 BM alt kuruluşundan ayrıldığını açıklaması da bunun somut göstergesi olabilir.
Öyleyse şu soruyu sormak kaçınılmaz:
Birleşmiş Milletler, gerçekten “birleşmiş” mi, yoksa her zamankinden daha mı bölünmüş? Ve asıl mesele şu eğer uluslararası hukuk güçlülerin elinde şekilleniyorsa, o zaman küçük ülkeler adalet aramak için nereye başvuracak? Belki de cevabı, bu sessiz fırtınanın ortasında kaybolan o tek cümlede bulmalıyız: Barışı korumak, artık sadece savaşmamakla değil, doğruyu söyleyebilmekle mümkün. Bunun için ise uluslararası mekanizmaların kapısı tek başına yeterli olmayacaktır.