ABD’nin Venezuela Hamlesi Narko-Terörün Gölgesinde Geçmişten Gelen Hesaplaşma mıydı?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

3 Ocak 2026’nın gecesinde 47.ABD Başkanı Donald Trump tarafından Venezuela’ya yönelik nokta operasyon düzenlendi. Gerekçe olarak yüzeyde “demokrasi ihracı” ya da “narko-terörle mücadele” gibi sebepler sunulsa da, arka planda çok daha eski ideolojik hesaplaşmalar ve derin ekonomik motivasyonlar yatıyor. Bununla birlikte, uzun zamandır ekonomik sorunlarla uğraşan ABD, bu operasyon ile birlikte esasen hem iç politikadaki bütçe açığını kapatmaya, hem de küresel ilaç sektöründe yeniden “yerli üretim” modeline dönmeye çalışıyor gibi görünüyor.

İlginç olan kısmı ise tarihi olarak 3 Ocak tarihinin seçilmesi, ABD Kongresi’nin bu saldırının hemen öncesine denk getirilmesi  tesadüf durmuyor. Zira yeni dönemde Kongre’nin en temel gündemi, hızla büyüyen bütçe açığı ve kamu borcu olacaktır. İşte bu noktada Trump’ın Venezuela hamlesi, hem Kongre öncesi iç kamuoyuna “yeniden büyük güçlü Amerika” tabiri caizse MAGA misyonu  mesajını vermek, hem de savunma ve enerji lobilerinin baskısını dengelemek ve kendine çekmek  amacı taşıyor. Bu durum askeri  operasyonlar kullanılarak az maliyetle çok prim kazanabilmek amacının olduğunu düşündürüyor. Kısa vadede silah sanayisini canlandırarak ekonomiye geçici bir güçlü  doping etkisi yaratarak  tıpkı seçim dönemlerinde sıkça gördüğümüz klasik “ekonomik uyarıcı” etkisi gibi gösteriyor. 

Sabaha karşı yapılan bu operasyonda saatler içinde Venezuela lideri Maduro ve eşinin yakalanması ise tüm dünya tarafından şok içinde karşılandı. Şaşırtıcı olan konu Maduro’nun çok hızlı bir şekilde ele geçirilmesi veya teslim olması oldu. Halk tarafından da büyük bir tepki ve protestoların yaşanmaması uluslararası kamuoyu tarafından şaşkınlıkla izlemelsine neden oldu. Venezuela belki de  bu stratejik oyunda yalnızca politik bir hedef değil; aynı zamanda biyoteknolojik ve tıbbi kaynaklarıyla ABD’nin geleceğe dönük ilaç sanayi planlarının merkezinde yer alıyor. Sıklıkla ilaç sanayinin başarısızlığını  dile getiren Trump yönetimi, pandemi sonrasında ilaç hammaddesi konusunda Çin ve Hindistan’a artan bağımlılığını azaltmak istiyor olabilir. Bu nedenle “yerli ilaç sanayine dönüş” söylemi sadece ekonomik değil, jeopolitik bir hamle olması mümkün. Ayrıca Venezuela’nın sahip olduğu nadir mineraller, tıbbi bitkiler ve biyoçeşitlilik, Amerikan ilaç devleri için stratejik bir hazine niteliğinde. Ve bu kaynak şuan uluslararası kamuoyu tarafından gözardı edilen veya henüz farkedilemeyen çok önemli bir etkiye sahip. 

Öte yandan, Latin Amerika’daki narko-terör ağları ABD tarafından operasyonun meşru zemini gibi sunulsa da, bu ağların bir kısmının geçmişte ABD destekli paramiliter gruplarla bağlantılı olduğu biliniyor. Esasen bu konu ABD’nin dış politika misyonunda terörle mücadeleden ziyade ulusal sağlık güvenliğinin çerçevesine giren“narko-terörle mücadele” söylemini, çoğu kez ekonomik çıkarların üzerini örten bir perde işleve dönüştürüyor..

Sonuç olarak bugün  Venezuela üzerinde oynanan bu stratejik oyun, yalnızca başkent Caracas yönetimine yönelik bir baskı olarak değil; aynı zamanda küresel ekonomik düzenin yeniden şekillendiği bir dönemde “kaynak paylaşımı savaşlarının” da yeni cephesi olarak ta okunmalı. ABD’nin temel hedefi, hem ekonomik çöküşün önüne geçmek hem de stratejik bağımlılıklarını azaltarak yeni bir üretim paradigmasını tesis etmek amacı taşıyor olması muhtemel. Fakat günümüz konjonktüründe dünya artık tek kutuplu düzene sahip değil. Maduro ile güçlü işbirliği sahip olan Rusya, Çin ve bölgesel aktörlerin artan etkisi, aslında ABD’nin kongre onayı almadan başlattığı bu tarz güç operasyon gösterileriyle eski hegemonik konumunu yeniden tesis etmesini her geçen gün zorlaştırıyor. 2026 yılı ABD Kongresi bu operasyona yönelik reaksiyonları ile bu anlamda yalnızca iç politika gündemi değil; aynı zamanda ABD’nin dış politikadaki yönelimini, küresel ekonomideki yeni rekabetin de seyrini belirleyecek bir dönüm noktası olarak tarihe geçebilir.