İSKANDİNAVYA’DAKİ DEĞİŞİM

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Dünya siyaseti, her zaman dediğimiz gibi hızlanarak değişmeye devam ediyor. Önceden bu kadar fazla bir küreselleşme olmadığından dolayı bu değişim uzun yıllara yayılıyordu. Son yüzyıla baktığımızda ise bir devlet başkanının söylemleri ile çok daha kısa sürelerde değişimler görüyoruz.
Özellikle Soğuk Savaş döneminden bu yana bir birlik olarak hareket eden ABD-Avrupa artık çok daha kırılgan ilişkiler yürütüyor. Yaşanan bu gerilimler artık İskandinavya’da bile ülkelerin gidişatını göründüğünden çok daha fazla etkiliyor. Düşünelim; normalde bu ülkelerden söz ettiğimizde ön plana barış, refah, diplomasi gibi kelimeler çıkıyordu. Bugün ise arka planda tarihlerinin en kapsamlı askerî yapılanmalarını oluşturuyorlar. Orta Doğu’daki fay hattında her gün yeni yıkımlar meydana gelirken diğer tarafta bir savunma kalkanı oluşuyor.
Biraz geçmişe bakacak olursak İsveç, 1814 yılından itibaren tarafsızlık politikası benimsiyordu. Finlandiya ise İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra aktif tarafsızlık doktrini beyan etmişti. Günümüzde ise her iki devlet de bu politikalardan vazgeçerek uluslararası ilişkiler disiplinini yeniden yazmaya çalışıyor. 2014 senesinde Kırım’ın ilhakı, ardından 2022 senesinde Ukrayna Savaşı'yla beraber İsveç, 2024 senesinde NATO’ya katıldı. Önceden sadece refah seviyeleriyle öne çıkan bu ülkeler artık uç noktada bir karakol olarak gözüküyor. Yarın bir gün işler değiştiğinde Kuzey Denizi ve Baltık Denizi için bir hamle yapılacak olsa bu ülkeler aracılığıyla düğüm atılabilir. Bulundukları jeopolitik konum bu ülkeleri farklı stratejiler izlemeye yöneltiyor diyebiliriz.
Biliyoruz ki Rusya’nın en batıdaki toprakları St. Petersburg ve Kaliningrad. Buralardan açık denizlere ulaşmak içinse Baltık’taki darboğazı geçmeleri gerekiyor. NATO ise herhangi bir problemde bölgeye daha hızlı intikal etmek için uzun yıllardır bu toprakların peşindeydi. Bölge üzerindeki en önemli kozlardan biri olan Baltık Denizi, İsveç’in NATO’ya katılımıyla Avrupa’ya derin bir nefes oldu.
Bir de bu meseleye farklı açılardan bakmak lazım. Avrupa’nın Rus gazına olan bağımlılığı bir dönem büyük krizler oluşturdu. Bu sefer ticaretin çoğunluğu daha güvenilir bir ülke olan Norveç’e döndü. Anlayacağımız Bergen Limanı kısa bir zaman içerisinde Avrupa’nın enerji kalesine dönüştü. Önceki yıllarda Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen saldırılar, sabotajlar savaşın sadece yeryüzünde değil suyun metrelerce altında da devam ettiğinin kanıtıydı. Şu anda ise Bergen’den çıkan doğal gaz boruları bir hedef konumunda. Bu ise bölgedeki ülkelerin güvenliği artırmalarına sebep oluyor. Güvenlik dediğimizde ise devreye NATO giriyor.
Bu kadar stratejinin üstüne İskandinav Hava Gücü'nden bahsetmek istiyorum. Norveç, İsveç, Danimarka ve Finlandiya aralarında yaptığı anlaşmalar sonucunda 250 modern savaş uçağından oluşan ortak bir güç oluşturuyorlar. Kimilerine göre Avrupa için bir sınır koruması. Ama dünyadaki değişimleri düşünürsek kimin kimle müttefik olacağına bu kadar hızlı karar vermemizin yanlış olacağı kanaatindeyim. Bu ittifakla beraber olası bir savaş durumunda dört ülkeden birini vursanız dahi birbirlerinin havalimanlarını hatta otoyollarını kullanabiliyorlar.
Olayın özü İskandinavya çok garip bir şekilde hazırlık sürecinde. Bunu da ABD’ye olan güvensizliğe bağlıyorum. Trump’ın bu çıkışları bölgede güvensizlik oluşturuyor. Her ne kadar devletlerin kendilerini savunma mekanizmaları doğal olsa da bu ülkelerdeki askerî yapılanmalar dünya barışı gibi kavramların gerçekliğini sorgulatıyor.