MERZ’İN MÜSLÜMANLARDAN İSTEDİĞİ NE?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

Almanya’nın Holokost karşısındaki sorumluluğuna işaret eden Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Müslüman göçmenlere yönelik açıklamasında, "İslam ülkelerinden Almanya’ya gelenler için de ülkemizin bu tarihsel sorumluluğu, birebir aynı şekilde geçerlidir. Buna uymayanların ülkemizi terk etmesi gerekir." dedi.

 

Merz'in bu sözleri, Avrupa'nın Müslümanlara bakışındaki zihniyeti bir kez daha gözler önüne serdi. Almanya Başbakanı, Müslüman göçmenleri tarihî bir sorumluluk üzerinden sorgularken aslında çok daha büyük bir sorunun kapısını aralıyor: Müslümanlar neden sürekli kendilerini ispatlamak zorunda bırakılıyor?

 

Avrupa, Müslümanlardan yalnızca yaşadıkları ülkenin hukukuna uymalarını değil, kendi siyasi kabullerine göre hareket etmelerini de bekliyor. Üstelik bu beklentinin sınırlarını da kendisi çiziyor.

 

İSLAMOFOBİ ARTIK SİSTEMATİK BİR POLİTİKA

İslamofobi artık birkaç aşırı sağcının sokaktaki nefret söyleminden ibaret değil. Siyasetten medyaya, güvenlik politikalarından sosyal medyaya kadar uzanan çok katmanlı bir yapıya dönüşmüş durumda.

 

Fransa'da camilerin ve İslami kuruluşların kapatılma tehdidiyle karşı karşıya kalması, Avusturya'da 14 yaşından küçük kız çocuklarına başörtüsü yasağı getirilmesi, Müslüman kimliğinin kamusal alandaki görünürlüğüne yönelik baskının somut örnekleri. Almanya'da aşırı sağcı AfD çevrelerinin İslam karşıtı söylemleri mizah ve propaganda yoluyla yaygınlaştırması da bu atmosferi besliyor.

 

Mesele yalnızca devlet politikalarıyla sınırlı değil. Medyada Müslümanlar sıklıkla güvenlik, şiddet ve göç sorunlarıyla birlikte anılıyor. Sosyal medyada yapay zekâyla üretilen sahte görüntüler, Müslümanları hedef gösteren kampanyalar ve doğrulanmamış saldırı haberleri, nefretin çok kısa sürede kitleselleşmesine zemin hazırlıyor.

 

Dahası, Müslüman karşıtlığı artık yalnızca sokakta değil, hukukta ve siyasi kararlarda da kendisini gösteriyor. Böylece önce zihinlerde oluşturulan önyargı, zamanla ayrımcılığa ve şiddete dönüşüyor.

 

GAZZE’YE SESSİZLİK, MÜSLÜMANLARA AYAR!

Gazze'de çocuklar öldürülürken, hastaneler, okullar ve ibadethaneler bombalanırken Avrupa'nın önemli bir bölümü sessiz kaldı. Filistin'e destek veren gösterilerde kısıtlamalar getirildi, üniversitelerde öğrenciler baskıyla karşılaştı. İsrail'in politikalarına itiraz edenlerin sesleri susturulmak istendi.

 

Şimdi de Almanya Başbakanı çıkıp Müslüman göçmenlere tarihî sorumluluk hatırlatıyor.

 

Mesele tam da burada: Müslümanların kendi inançları, kimlikleri ve vicdanlarıyla kamusal hayata katılmaları neden sürekli bir tehdit olarak görülüyor?

 

BİZ KİMLİĞİMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

Bizim medeniyetimiz, mazlumun kimliğini sormadan onun yanında durmayı öğütler. Müslüman, haksızlık karşısında susmamayı inancının gereği bilir.

 

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası platformlarda yıllardır dile getirdiği adalet ve hakkaniyet çağrısı da bu anlayışın siyasi karşılığıdır.

 

Avrupa şunu anlamalı; Müslümanlar yaşadıkları ülkenin hukukuna elbette uyar. Ancak inançlarından, kimliklerinden ve mazlumdan yana tavır almaktan vazgeçmeleri beklenemez.

 

Merz'e cevabımız açık; Bizim tarihimizde zulme sessiz kalmak yoktur. Gazze'yi unutmak yoktur. Müslüman kimliğinden utanmak hiç yoktur.