Türkiye’deki tüm bölgelerimiz gibi, Güneydoğu Gaziantep’te zeytin hasadı başladı. Yeşil zeytinlerin toplanmasıyla hareketlenen bahçelerde siyah zeytin hasadı da devam ediyor. Yaklaşık bir ay sürecek hasat döneminde üreticiler, artan işçilik ve üretim maliyetlerinin yanı sıra ürünlerini düşük fiyatlarla satmak zorunda kalmanın sıkıntısını yaşıyor.
Zafer Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Mehmet Pamuk, Gaziantep başta olmak üzere Türkiye genelinde zeytin üreticilerinin karşı karşıya kaldığı ekonomik tabloya dikkat çekerek, tarımsal üretimin sürdürülebilir olmaktan uzaklaştığını söyledi.
Pamuk, zeytin üreticisinin yalnızca hasat döneminde değil, yıl boyunca yaptığı bakım, budama, sürüm, gübreleme, ilaçlama, sulama ve diğer giderlerle mücadele ettiğini belirterek, ürününü pazara çıkardığında emeğinin karşılığını alamadığını ifade etti.
MALİYETLER ARTIYOR, ÜRETİCİNİN ELİNE GEÇEN PARA AZALIYOR
Mehmet Pamuk sözlerine şöyle başladı:
“Gaziantep’te zeytin hasadı başladı. Yeşil zeytinler toplanıyor, siyah zeytinlerin hasadı da sürüyor. Çiftçimiz bir yıl boyunca emek verdiği ağacının ürününü toplamak için bahçeye giriyor. Ancak bu yıl üreticinin karşısına çok ağır bir ekonomik tablo çıkıyor.
Geçen yıla göre işçilik maliyetlerinde çok ciddi artışlar yaşanıyor. Üreticilerimizin aktardığına göre bazı bölgelerde hasat işçiliği neredeyse iki katına yaklaşmış durumda. Zeytinin fabrikada sıkım ücretleri de işletmeye göre yüzde 20, yüzde 30, hatta yüzde 40 oranında artmış durumda.
Bunun yanında budama, arazi sürümü, gübre, ilaç, mazot, nakliye, çuval, kasa ve teneke maliyetleri de üreticinin sırtına yükleniyor.
Peki, bütün bu maliyetler artarken çiftçinin sattığı zeytinin fiyatı neden düşüyor?
Bir teneke, bir çuval veya bir işçilik kalemi zamlanırken üreticinin ürününe geçen yılın altında fiyat verilmesi kabul edilebilir mi?
Çiftçi bir yıl boyunca üretmek için mücadele ediyor, hasat zamanı geldiğinde ise kendi emeğinin karşılığını alamıyor.”
GEÇEN YILIN FİYATI BU YIL YOK;
18 LİTRELİK ZEYTİNYAĞI TENEKESİ GERİLEDİ
Pamuk, üreticilerin aktardığı piyasa örneklerine dikkat çekerek şöyle devam etti:
“Benimde arazilerimde zeytin üretimimin olduğu ve konuyu yakından bilen, çiftçi nin derdini dert edinen, Hem şahsi, Hem de Şirketim adına resmi devlet kaydı olan ÇKS Kayıtlı birisi olarak yakın en bilmekteyim.
Üretici ve piyasa bilgilerine göre geçen yıl 18 litrelik zeytinyağı tenekesinin 6.500-7.000 TL seviyelerine kadar alıcı bulduğu dönemler yaşandı. Bu yıl ise aynı ölçüdeki ürün için 5.500 TL civarında fiyatlardan söz ediliyor.
Elbette zeytinyağının kalitesi, asit oranı, üretim yöntemi, hasat zamanı ve satış kanalı fiyatı etkiler. Ancak burada dikkat çekmek istediğim asıl konu şudur: Üreticinin bütün girdi maliyetleri artarken ürünün satış değerinin gerilemesi, çiftçinin ekonomik olarak ayakta kalmasını imkânsızlaştırıyor.
Bu fiyatların hangi kalite ve satış koşullarına ait olduğu ayrıca karşılaştırılmalıdır. Fakat hangi ürün grubuna bakarsak bakalım, üreticinin maliyetini karşılayıp karşılayamadığı mutlaka hesaplanmalıdır.
Üretici yalnızca zeytinini toplamakla kalmıyor. İşçinin yevmiyesini, nakliyeyi, fabrikada sıkım ücretini ve ambalaj masrafını da karşılamak zorunda. Bu giderlerin tamamı ödenmeden ürünün ekonomik karşılığı ortaya çıkmıyor.”
ÜRETİCİ NEDEN ALICININ KARŞISINDA MAHCUP DURUMA DÜŞÜYOR?
Mehmet Pamuk, zeytin piyasasında üreticinin pazarlık gücünün zayıfladığına dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Çiftçinin en büyük sorunu, ürününü satmadan önce yapmak zorunda olduğu harcamalardır. İşçiyi bahçeye getirecek, günlük yevmiyesini ödeyecek, zeytini toplatacak, fabrikaya taşıyacak, sıkım ücretini verecek, ambalajını alacak.
Fakat çiftçinin cebinde bütün bu masrafları karşılayacak hazır para yoksa ne oluyor?
Üretici, ürününü alacak kişinin karşısına çıkıyor ve ne fiyat verilirse kabul etmek zorunda kalıyor. Çünkü işçinin parasını ödemesi gerekiyor. Borcu var, mazotçusuna borcu var, gübrecisine borcu var. Çekim ücretini ödemeden fabrikadan ürününü alamıyor.
İşte üreticinin çaresizliği burada başlıyor. Ürünü elinde bekletme imkânı yok. Paraya ihtiyacı var. Alıcı bunu biliyor ve üretici çoğu zaman pazarlık yapabilecek durumda kalmıyor.
Bu şartlarda serbest piyasa varmış gibi görünse de üreticinin gerçek anlamda serbestçe fiyat belirleyebildiğini söylemek mümkün değildir.”
ALIM FİYATLARINDA AĞIZ BİRLİĞİ İDDİALARI ARAŞTIRILMALI
Pamuk, özellikle zeytin alımı ve zeytinyağı sıkımı yapan işletmeler arasında fiyatların oluşumuna ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğunu belirtti:
“Gaziantep’te üreticilerden gelen şikâyetler, bazı alıcıların birbirine çok yakın ve düşük fiyatlar verdiği yönündedir. Geçen yıl daha yüksek fiyatlardan alım yapan işletmelerin bu yıl üreticinin artan maliyetlerine rağmen daha düşük fiyatlar teklif etmesi ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Burada kimseyi peşinen suçlamıyorum. Ancak piyasada fiyatların birlikte aşağı çekildiği, üreticinin pazarlık gücünün ortadan kaldırıldığı yönündeki iddialar mutlaka araştırılmalıdır.
Rekabet Kurumu, Ticaret Bakanlığı ve ilgili tarım kuruluşları bu piyasayı incelemelidir. Alım fiyatları arasında olağan dışı bir uyum var mı? İşletmeler arasında rekabeti sınırlayan bir anlaşma veya koordinasyon bulunuyor mu? Üreticinin elindeki ürünün fiyatı hangi kriterlere göre belirleniyor?
Bunların cevabı verilmelidir.
Serbest piyasa demek, güçlü alıcının karşısında çaresiz üreticinin ezilmesi demek değildir. Serbest piyasa, rekabetin ve adil ticaretin olduğu piyasadır.”
GAZİANTEP’TE ZEYTİN ÜRETİCİSİ DE FISTIK ÜRETİCİSİ GİBİ YALNIZ BIRAKILMAMALI
Pamuk şöyle devam etti:
“Gaziantep’te Antep fıstığında yaşanan sıkıntıları biliyoruz. Üretici ürününü yetiştiriyor, hasat ediyor ama satış aşamasında istediği ekonomik karşılığı bulamıyor. Şimdi benzer bir tablo zeytinde de karşımıza çıkıyor.
Bir şehir düşünün; fıstık üreticisi sorun yaşıyor, zeytin üreticisi sorun yaşıyor, çiftçi borçlanıyor. Üretici ürettiği üründen para kazanamıyorsa gelecek yıl aynı bahçeye nasıl bakacak?
Çiftçinin gübre alacak parası yoksa, budama yaptıracak parası yoksa, işçinin yevmiyesini ödeyemiyorsa tarımsal üretim nasıl devam edecek?
Bugün zeytini zararına satan üretici yarın ağacına bakım yapamayacak. Ertesi yıl daha az ürün alacak. Bir süre sonra da bu üretimden vazgeçecek.
Bunun bedelini yalnızca çiftçi değil, bütün şehir ve ülke ödeyecek. Çünkü üretimden kopan çiftçi, gıda arzının da zayıflaması anlamına gelir.”
DEVLET ALIM FİYATI VE ALIM GARANTİSİ MEKANİZMASI KURMALI
Mehmet Pamuk, devletin üreticiyi koruyacak bir fiyat ve alım politikası oluşturması gerektiğini belirterek şu önerilerde bulundu:
“Fındıkta olduğu gibi zeytinde de devletin piyasaya müdahale edebileceği, üreticiyi koruyacak bir alım mekanizması oluşturulmalıdır. Zeytin ve zeytinyağı için bölgesel maliyetler dikkate alınarak üreticinin zarar etmeyeceği referans fiyatlar belirlenmelidir.
Devlet, gerekli gördüğü bölgelerde TMO veya görevlendireceği yetkili kuruluşlar aracılığıyla alım yapabilmelidir. Üretici, ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmamalıdır.
Sofralık zeytin ile yağlık zeytin ayrı değerlendirilmelidir. Zeytinin çeşidi, kalibresi, randımanı, yağ oranı, kalite sınıfı ve işlenme maliyeti dikkate alınmalıdır.
Ayrıca üreticinin ürününü hasat döneminde hemen elinden çıkarmak zorunda kalmaması için lisanslı depoculuk, kooperatif depolama ve üretici birliklerinin pazarlama gücü artırılmalıdır.
Devletin görevi piyasayı birkaç alıcının insafına bırakmak değil, üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği adil bir düzen kurmaktır.”
FABRİKA VE SIKIM ÜCRETLERİ DE DENETLENMELİ
Pamuk, zeytin fabrikalarının üretici açısından vazgeçilmez olduğunu ancak sıkım ve hizmet ücretlerinin şeffaf olması gerektiğini vurguladı:
“Zeytin fabrikaları elbette ticari işletmelerdir. Onların da elektrik, personel, bakım, makine ve enerji giderleri vardır. Fakat üreticinin ödediği sıkım ücretleri açık, anlaşılır ve denetlenebilir olmalıdır.
Bir fabrikada başka, diğerinde başka fiyat uygulanıyorsa bunun gerekçesi belli olmalıdır. Üretici, zeytininin kaç kilogram geldiğini, ne kadar yağ çıktığını, randımanın ne olduğunu ve hangi hizmet için ne kadar ücret ödediğini açıkça görebilmelidir.
Üreticinin malı işlenirken tartım, randıman, fire ve ücret hesapları şeffaf biçimde kayıt altına alınmalıdır. Haksız kesintiler ve belirsiz ücret uygulamalarının önüne geçilmelidir.
Üretici ile fabrika arasında güvene dayalı bir ticaret düzeni kurulmalıdır. Bir tarafın ayakta kalması için diğer tarafın zarar etmesi gerekmiyor.”
ÇKS’YE KAYITLI ÇİFTÇİ ARAZİSİ CEZALANDIRILMAMALI
Mehmet Pamuk, Gaziantep'te tarım arazilerinin imar politikaları nedeniyle giderek daralmasına da dikkat çekti:
“Bir başka önemli mesele de tarım arazilerimizin geleceğidir. Gaziantep'te tarım alanları, zeytinlikler ve üretim yapılan araziler üzerindeki imar baskısı dikkatle ele alınmalıdır.
Çiftçi arazisini ekiyor, biçiyor, ÇKS kaydını yaptırıyor, üretime devam ediyor. Fakat çevresindeki bazı araziler imar planlarıyla çok farklı bir değere ulaşırken, üretim yapan çiftçinin arazisi tarımsal niteliği nedeniyle arazisi değerlenmiyor ve farklı bir planlama sürecinde kalabiliyor.
Burada tarım arazisinin korunmasına karşı değilim. Tam tersine, verimli topraklarımızın korunmasını savunuyorum. Ancak üretim yapan çiftçinin ekonomik olarak cezalandırılmadığı, planlama kararlarının şeffaf ve eşit kriterlerle alındığı bir sistem kurulmalıdır.
Çiftçi üretim yaptığı için mağdur olmamalı. Tarım arazilerinin korunması ile mülkiyet hakkı, planlama adaleti ve üreticinin ekonomik sürdürülebilirliği birlikte değerlendirilmelidir.
Bugün arazisini işlemeyen, üretimden uzaklaşan insanın farklı ekonomik beklentilere yönelmesi; üretmeye çalışan çiftçinin ise sürekli maliyet baskısı altında kalması doğru bir teşvik sistemi değildir.
İmar kararları rant beklentisiyle değil, şehir planlaması, tarımsal verimlilik ve kamu yararı esas alınarak verilmelidir.” Yıllarca bakılıp bir ömür verilen, Ağacı olan arazi para etmemektedir.
ZEYTİNLİKLERİMİZİ KAYBEDERSEK YARIN NEYİ HASAT EDECEĞİZ?
Pamuk, zeytin ağaçlarının yalnızca ekonomik bir ürün değil, aynı zamanda bölgenin tarımsal ve kültürel mirası olduğunu belirtti:
“Zeytin ağacı yıllarca emek ister. Bugün diktiğiniz ağaçtan yarın hemen kazanç elde edemezsiniz. Bakımını yaparsınız, budarsınız, toprağını sürersiniz, hastalıklarla mücadele edersiniz ve yıllarca ürün beklersiniz.
Fakat üretici bütün bu emeğin karşılığını alamazsa ağacına nasıl bakacak? Yeni zeytinlikler nasıl kurulacak? Gençler neden tarımda kalmak istesin?
Bugün çiftçinin kazancını yok sayarsak yarın zeytini, fıstığı ve diğer tarım ürünlerini ithal etmek zorunda kalabiliriz.
Bir ülkenin tarımsal bağımsızlığı, yalnızca tarlaların varlığıyla değil, o tarlalarda üretim yapan insanın ayakta kalmasıyla mümkündür.”
ÜRETİCİYE SOMUT DESTEK VERİLMELİ
Mehmet Pamuk, çözüm için şu talepleri sıraladı:
Gaziantep ve çevresindeki zeytin üretim bölgelerinde gerçek üretim maliyetleri bağımsız olarak hesaplanmalı, sofralık ve yağlık zeytin için ayrı referans fiyatlar açıklanmalıdır.
Üreticiyi koruyacak kamu alım mekanizması kurulmalı; ihtiyaç hâlinde devlet destekli alım yapılmalıdır.
Zeytin fabrikalarının sıkım, fire, randıman ve hizmet ücretleri şeffaflaştırılmalı; haksız uygulamalar denetlenmelidir.
Alıcılar arasında fiyat koordinasyonu veya rekabeti sınırlayan anlaşma bulunduğu yönündeki iddialar Rekabet Kurumu tarafından incelenmelidir.
Hasat işçiliği, mazot, gübre, ilaç, sulama, budama ve nakliye giderleri için üreticiye doğrudan destek verilmelidir.
Üreticinin hasat dönemindeki nakit ihtiyacını karşılayacak düşük faizli ve zamanında ödenen tarımsal finansman imkânları sağlanmalıdır.
Zeytin üreticileri için kooperatifleşme, ortak işleme, depolama ve pazarlama imkânları güçlendirilmelidir.
Tarım arazilerinin imar planlarında korunması sağlanırken üretim yapan çiftçinin mülkiyet ve ekonomik hakları gözetilmelidir.
ÇKS kayıtları ve tarımsal destekler, çiftçinin üretime devam etmesini teşvik edecek adil bir planlama anlayışıyla yürütülmelidir.
“ÇİFTÇİ ÜRETMEKTEN VAZGEÇERSE BU ÜLKE KAYBEDER”
Mehmet Pamuk sözlerini şöyle tamamladı:
“Ben buradan Gaziantep'in milletvekillerine, belediye başkanlarına, Tarım ve Orman Bakanlığına, Ticaret Bakanlığına ve ilgili bütün kurumlara sesleniyorum.
Çiftçinin sorununu yalnızca hasat zamanı hatırlamayın. O insan yılın 12 ayı üretmek için çalışıyor. Ürününü toplarken işçiye borçlanıyor, fabrikaya borçlanıyor, gübre ve mazot parasını düşünüyor. Sonra da alıcının karşısında fiyat bekliyor.
Bu böyle gitmez!
Üreticiye maliyetin altında fiyat dayatılması, piyasanın denetimsiz bırakılması ve tarımsal girdilerin sürekli artması karşısında devletin sessiz kalması kabul edilemez.
Bir çiftçinin ağacında zeytin kalması, o yıl para kazanamadığı için hasadını yapamaması, aslında yalnızca o çiftçinin kaybı değildir. Bu, ülkenin üretim gücünün kaybıdır.
Gaziantep'te fıstık üreticisinin yaşadığı sorunların ardından zeytin üreticisi de aynı ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya kalmıştır. Yarın başka bir ürünün üreticisi aynı duruma düşebilir. Artık günü kurtaran değil, üretimi yaşatan politikalar uygulanmalıdır.
Çiftçinin ürünü dalında kalmasın, emeği yok pahasına alınmasın, üretici borçla değil kazancıyla ayakta kalsın.
Devlet, üreticiyi yalnızca kayıt altına almakla yetinmemeli; onu korumalı, desteklemeli ve emeğinin karşılığını almasını sağlamalıdır.
Çünkü çiftçi kazanmazsa üretim durur. Üretim durursa sofralar pahalanır. Sofralar pahalanırsa bunun bedelini bütün millet öder.
Zeytin üreticisini kurtarmak, yalnızca çiftçiyi değil, Türkiye'nin gıda güvenliğini ve geleceğini korumaktır.
Ben Mehmet Pamuk olarak bu konunun takipçisi olacağım. Gaziantep'in zeytin üreticisinin, fıstık üreticisinin ve emeğiyle toprağını ayakta tutmaya çalışan bütün çiftçilerimizin sesi olmaya devam edeceğim.”