BELEDİYE MECLİSLERİ GERÇEK BİRER ŞEHİR MECLİSİ OLMALI
Her mahalle, şehrin karar masasında kendi sesiyle bulunmalı.
Belediye seçimlerinde herkes belediye başkanını konuşur. Adayları, vaatleri, projeleri tartışırız. Seçim bittiğinde de şehrin bütün başarılarını veya başarısızlıklarını başkana yazarız. Peki belediye meclisi nerede? Şehrin geleceğiyle ilgili büyük kararların alındığı bu organ neden kamuoyunun gündeminde bu kadar az yer tutuyor?
5393 sayılı Belediye Kanunu'na göre belediye meclisi, belediyenin karar organıdır. Bütçeyi kabul eder, imar planlarını görüşür, yatırım programlarını değerlendirir. Kâğıt üzerinde son derece önemli bir kurumdan söz ediyoruz. Ancak belediye meclisinin her mahalleyle doğrudan seçilmiş bir temsil ilişkisi bulunmuyor.
Bugünkü sistemde üyeler büyük ölçüde siyasi partilerin hazırladığı listeler üzerinden seçiliyor; bağımsız adaylık da mümkün. Fakat mahalleler ayrı ayrı temsil garantisine sahip değil. Bir mahallenin mecliste birden fazla üyesi bulunabilirken, komşu mahalleden hiçbir üye çıkmayabiliyor.
Benim itirazım tam da buraya.
Belediye meclisiyle encümen aynı şey değil
Önce kavramları ayıralım. Belediye meclisi karar organıdır. Belediye encümeni ise daha sınırlı, çoğunlukla yürütme ve idari işlemlerle ilgili görevleri olan ayrı bir organdır. Mevcut kanuna göre encümen, belediyenin niteliğine ve nüfusuna göre başkan dâhil beş veya yedi kişiden oluşur. Üyelerinin bir kısmı belediye meclisinden seçilir, bir kısmı belediyenin yöneticileri arasından belirlenir.
Bu nedenle her mahallenin encümende bulunmasını önermek pratik ve hukuki bakımdan uygun değildir. Benim önerim, mahallelerin doğrudan belediye meclisinde temsil edilmesidir. Encümen de halkla bağı güçlenmiş bu meclisin içerisinden seçilecek üyelerin katkısıyla çalışabilir.
Mevcut meclis üyelerinin tamamının işlevsiz olduğunu iddia etmiyorum. Şehrine emek veren, proje geliştiren, belediyeyi denetleyen üyeler vardır. Fakat bir kurumun başarılı üyeleri bulunması, temsil sistemindeki eksikliği ortadan kaldırmaz. Sorun, belediye meclis üyesinin hangi mahalleye karşı özel ve düzenli bir hesap verme sorumluluğu taşıdığının belirsiz olmasıdır.
Her mahalleden bir temsilci
Ben şehirlerde mahalle muhtarlığının kaldırılarak yerine mahalle halkının doğrudan seçeceği belediye meclisi temsilciliğinin getirilmesini öneriyorum. Her mahallenin en az bir seçilmiş temsilcisi belediye meclisinde bulunmalıdır. Bu kişi sadece danışılan değil, mecliste oy kullanan bir üye olmalıdır.
Düşünün: Bir mahallede okul çevresi güvenli değil, bir diğerinde yollar yıllardır onarılmıyor, üçüncüsünde altyapı yetersiz. Bugün muhtar çoğu zaman başvuru yapıp cevap beklemekle sınırlı kalıyor. Önerdiğim modelde temsilci sorunu meclise taşıyacak, bütçe görüşmelerinde dile getirecek, ilgili komisyonda takip edecek ve sonucu mahalleliye açıklayacaktır.
Mahalle temsilciliği, sadece yeni bir unvan değildir. Yetkiyle sorumluluğun birleştirilmesidir. Vatandaş, bir dahaki seçimde temsilcisine ne yaptığına bakarak hesap sorabilecek; temsilci de hangi sokağın, hangi parkın, hangi altyapı meselesinin takipçisi olduğunu ortaya koyacaktır.
Elbette bin kişilik mahalleyle elli bin kişilik mahalleyi tamamen aynı yöntemle temsil etmek nüfus adaleti bakımından sakıncalıdır. Bu yüzden her mahalleye en az bir doğrudan temsilci ilkesiyle birlikte, nüfusa dayalı dengeyi sağlayacak ilave üyelikler veya ağırlıklandırılmış bir karma temsil sistemi tasarlanmalıdır. Çok mahalleli belediyelerde meclis büyüklüğünün yönetilebilir kalması için komisyon ve seçim çevresi düzeni de ayrıca çalışılmalıdır.
Büyükşehirlerde temsilcinin öncelikle ilçe belediye meclisinde yer alması, büyükşehir düzeyinde ise ikinci bir temsil ve koordinasyon mekanizması kurulması mümkündür. Bunlar kanunla belirlenmesi gereken teknik konulardır; modelin özünü değiştirmez.
Siyasi parti meclisinden şehir meclisine
Bu değişiklik belediyelerin siyasi kimliğini ortadan kaldırmaz. Siyasi partiler elbette demokratik hayatın parçası olmaya devam edecektir. Fakat mahalle temsilinin güçlenmesi, günlük hizmet sorunlarının parti rekabeti dışında da tartışılabileceği daha geniş bir zemin oluşturur.
Şehir bütçesi görüşülürken yalnızca belediye yönetiminin öncelikleri değil, bütün mahallelerin ihtiyaç raporları masada bulunabilir. Yatırımlar için nüfus, altyapı açığı, yoksunluk düzeyi ve afet riski gibi açık ölçütler kullanılabilir. Böylece kaynakların hangi mahalleye, neden ayrıldığı daha anlaşılır hâle gelir.
Bugün kent konseyleri de katılımcılık amacıyla faaliyet gösteriyor. Ancak kent konseyinin öneride bulunmasıyla belediye meclisinde oy kullanmak aynı şey değil. Benim teklifim bu iki yapının çatışması değil, birbirini tamamlamasıdır.
Belediye meclislerinin önündeki en büyük fırsat budur: Şehir halkını yalnızca beş yılda bir sandığa çağırmak yerine, mahalleler aracılığıyla sürekli karar sürecine katmak.
Belediye meclisleri gerçek birer şehir meclisi olsun istiyorsak, şehirdeki her mahallenin o mecliste bir sözü ve o sözün arkasında duran bir temsilcisi olmalıdır.**