Siyasette arınma şart!
Sağlı sollu her partiden yolsuzluk fışkırıyor!
İyi de bu kadar hırsız siyasetin ana omurgasına nasıl sızmış, ne ara sızmış?
Neredeyse hergün bir, bazen birkaç Belediye Başkanı yolsuzluk ve rüşvetten gözaltına alınıyor.
En son Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve iki ilçe Belediye Başkanı gözaltına alındı ve yazıyı kaleme aldığım saatlerde tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Ne oluyoruz yahu! Bu ne iştah..
Yiyin efendiler yiyin. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin!..
Belli ki; Bazı güruhlar için siyaset bir dava aracı olmaktan çıkmış, kazanç kapısına dönmüş.
Kimileri için bir meslek haline gelmiş siyaset.
Oysa; Siyasetin temel kurgusu halkı adaletle ve halkın menfaati doğrultusunda yönetmek olmalıdır.
Bunu yaparken en yüksek maaş ödenir. Bakanlar, belediye başkanları, milletvekilleri vesair idarecilerin aldığı maaş diğer memurlara oranla en az birkaç kat daha fazladır.
Neden?
- Geçim derdiyle hemhal olmayıp işlerini düzgün yapsın, paraya doysun ki harama meyletmesin, çalıp çırpmaya gönül indirmesin!
Peki öyle mi oluyor?
Tabiki hayır!
Son birkaç yılda yaşadıklarımız bunun tersini söylüyor.
Onlarca Belediye başkanının karıştığı iddia edilen milyarlarca liralık vurgun ve rüşvet olaylarında adı geçen bazı milletvekilleri ve en son bakanlık yapmış ve en büyük partinin Genel Başkan Yardımcılığına kadar yükselmiş birisinin fon vurgunundan milyarlarca haksız kazanç elde etmesi, meselenin "İnsan kalitesi" merkezli olduğunu gösteriyor.
Maalesef üzülerek söylüyorum ki; Siyasette insan kalitemiz çok düşük.
Aslına bakarsanız sadece siyasette değil, birçok alanda böyle!
Bu mevzu, ülkemizde ki cezaların suçlar karşısında caydırıcı olmamasıyla alakalı değil.
Bu bir sistemsel sorundur.
Mevcut kapitalist sistemin kişilerin kulağına üflediği "Bireycilik" pragmatist ve Makyevalist bir insan tipolojisini üretiyor.
"Ben" merkezli insandan yine ben merkezli bir topluma evrildik.
Menfaatçi ve kazanmak için her yolu mübah gören kapitalizmin, biraz solcu, biraz devrimci, biraz Milliyetçi ve biraz muhafazakar fikirlerle sentezlenmiş müşahhas örnekleri tam olarak karşımızda duruyor.
Adına "Dava" dediği ideoloji ya da fikirle uzaktan yakından ilgisi olmayan çıkarperest bir güruhun, tıpkı çekirgelerin yaprakları istila ettiği gibi siyaseti işgal ve istila ettiğini müşahade ediyoruz.
Spesifik örnekler yığınla var!
Peki çözüm nedir?
-Çözüm: Herkes kendi evinin önünü temizleyecek!
Her parti, kendi iç temizliğini ve arınmasını yapacak. Bunun başka yolu yok.
Siyaseti bu bataklığın içinden çıkartmamız gerek. Siyaset, hikayesi temiz, ihtirastan beri kişilerin harcı olmalı.
Geçmişinde kir, pas, çamur olan, siyaseti kazanç kapısı olarak görenler siyasetin dışına itilmelidir.
Şunu da ekleyeyim. Devleti soyanlarla ilgili kanunlarda değişiklik yapılarak ağırlaştırılmalıdır. Son günlerin en çok konuşulan ismi Fatma Sayan Kaya ve kocası, kazandıkları haksız kazancı, gönüllülük esasıyla TMSF'ye iade ettiler. Lakin bu onları affettirmez. Kanun affeder mi bilmiyorum ama kamu vicdanı tabi ki affetmeyecektir.
Herkesin aklında şu soru var: Yakalanmasaydı parayı geri verecek miydi?
Elbette hayır!
Verecek olsaydı en başından bu haksız kazanca tamah etmezdi.
Fatma hanımın kabahati bununla sınırlı değil. Zira birçok yakınını yine haksız şekilde kamu kurumlarına yerleştirdiği iddiası dolaşıyor.
Hangi partiden olursa olsun suç işleyen herkes suçludur ve suçun cezası verilecektir.
Aksi halde vatandaşın devlete ve adalete olan inancı zarar görür.
"İyiliğin ve adaletin hakim olduğu bir dünya temennisiyle.."