Netanyahu sandığa yine korkuyla gidiyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’de on binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan savaşın siyasi ve hukuki sonuçlarıyla yüzleşmek yerine, yaklaşan seçimlerde yine bildiği yönteme sarılıyor: Korku.

27 Ekim’de sandık başına gidecek İsrail’de Netanyahu’nun seçim kampanyası, kendi döneminin ağır bilançosunu tartışmaya açmak yerine “düşmanlar” üzerinden yeni bir siyasal cephe kuruyor. Yapay zekâ ile hazırlanan son propaganda videosu bunun en açık örneği.

Videoda İran lideri Mücteba Hamaney, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Netanyahu’nun seçim yenilgisini kutlarken gösteriliyor. Netanyahu’nun kazanacağı anlaşılınca ise sözde düşman cephesinin sevinci sona eriyor.

Verilmek istenen mesaj açık: “Netanyahu kaybederse İsrail’in düşmanları kazanır.”

Bu propaganda anlayışının asıl hedefi ise videoda adı geçen isimler değil, İsrail seçmeninin zihnidir.

Katliamın hesabı yerine düşman listesi

Netanyahu’nun seçim hesabında Gazze’de yaşanan insanlık dramının, sivil ölümlerin, yıkılan şehirlerin ve uluslararası alanda İsrail’e yönelen ağır eleştirilerin önüne başka bir başlık geçirilmeye çalışılıyor.

O başlık “düşman tehdidi”.

İran ile Türkiye’yi, Filistin yönetimi ile ABD’de seçilmiş bir belediye başkanını aynı görüntüde buluşturmak bunun için yeterli. Çünkü burada gerçek tehdit kapasitesi değil, Netanyahu’ya karşı duruş ölçü alınıyor.

Böylece İsrail’in Gazze’deki politikalarını eleştiren bir siyasetçiyle İsrail’e yönelik askeri tehdit arasında bilinçli bir bağ kuruluyor.

Meselenin özü tam da burada.

Netanyahu, seçim yarışını “Hükümet ne yaptı?” sorusundan uzaklaştırıp “Netanyahu giderse düşmanlar kazanır” noktasına çekmek istiyor.

Muhalefete de mesaj var

Bu propagandanın İsrail içindeki siyasi sonuçları daha da önemli.

Netanyahu doğrudan “muhalefet düşmandır” demiyor. Buna ihtiyacı da yok.

Dışarıdaki bütün hasımlar Netanyahu’nun yenilmesini istiyorsa, Netanyahu’nun yenilmesini isteyen içerideki muhalefet de aynı sonucun siyasi ortağı gibi gösterilebiliyor.

Böylece demokratik muhalefet ile ülkeye yönelik tehdit arasındaki çizgi siliniyor.

Bu, sadece bir seçim taktiği değil; siyasetin güvenlik üzerinden yeniden dizayn edilmesi anlamına geliyor.

Netanyahu’nun yıllardır başvurduğu formül değişmiyor: İsrail’in güvenliği ile kendi siyasi geleceğini aynı denklemde buluşturmak.

Ancak bu kez karşısında yalnızca siyasi rakipleri yok. Gazze’deki yıkımın ortaya çıkardığı ağır tablo, İsrail toplumunda rehineler meselesi, savaşın maliyeti ve uluslararası baskı da sandığa taşınıyor.

Teknoloji yeni, propaganda eski

Yapay zekâ bu kampanyaya yeni bir görüntü dili kazandırıyor. Fakat kullanılan yöntem son derece eski.

Önce bir tehdit tanımlanıyor. Ardından iktidarın kaybetmesiyle bu tehdidin güçleneceği söyleniyor. Son aşamada ise iktidara yönelik eleştiri, ülkenin güvenliğine yönelik bir risk gibi sunuluyor.

Bu propaganda düzeninde seçim, yönetimin hesabının sorulduğu demokratik bir süreç olmaktan çıkarılıyor; “kuşatma altındaki İsrail’i kim savunacak?” sorusuna indirgeniyor.

Oysa Netanyahu’nun siyasi geleceğini belirlemesi gereken yalnızca İsrail’in düşmanlarının kim olduğu değildir.

Asıl soru, Gazze’de yaşananların siyasi hesabını kimin vereceğidir.

Netanyahu, yapay zekâ ile düşmanlarını aynı kareye sığdırabilir. Fakat hiçbir teknoloji, Gazze’nin yıkımını, hayatını kaybeden sivilleri ve dünyanın hafızasına kazınan görüntüleri ortadan kaldıramaz.

Sandık korku üzerinden kurulabilir.

Ama vicdanın sandığı da vardır.